BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
221
Dün
:
4601
Toplam
:
13183251
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 2 -
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Mustafa Kemal ilk defa bu derece saygısız ve suçlayıcı konuşmaya maruz kalıyordu. Buna rağmen, Ethem’in 70 subay,1200 piyade,1300 atlı,4 adet kuvvetli dağ topu,1 adet sahra topu,8 adet makineli tüfek’ten mürekkep ordusunu nakil için 90 adet yaylı araba temin edilmiştir. Albay İsmet beyin emri ile müfreze 20 Haziran 1920 günü Ankara’dan yola çıkar ve 23 Haziran 1920 günüde Yozgat’a gelir. Ethem’in ve hempalarının Yozgat’ta yaptığı talan ve kıyım konusunu İsmet paşa Mustafa Kemale açtığında şöyle bir cevap almıştır. “İsmet, şimdi güç Ethem’de akıl bizde, yarın güç bizim elimizde olacak”. Uzunyayla’ya sığınan beyler 1921 yılına kadar burada kaldılar. Bir sene sonra affa uğramışlarsa da küçük kardeş Halit Bey, Arapseyf’de bıraktığı eşinin ve çocuklarının durumunu merak ettiğinden, olaylardan sonra sığındıkları Aziziye de (Kayseri Pınarbaşı) uzun süre kalamaz. Bir gece kardeşlerine haber vermeden ve bindiği atın ayaklarına keçe sararak gizlice kaçıp Karatepe çiftliğindeki eve gelir. Ancak hain bir köylü ihbar edince yakalanır. Oradan Arapseyf’deki evine getirilir. Muhtar Ali Kâhya’nın muhtarlık odasında ailesi ile vedalaşır. Oradan İstiklal mahkemesinde yargılanmak üzere Amasya’ya götürlür. Amasya da hapiste iken adam öldürmekten tutuklu Amasya’nın Eraslan köyünden Kara Tahsin ağa ile kader birliği yaparlar. Tahsin ağaya “Bunlar beni asacaklar biliyorum. Buradan çıktığında ailemi ziyaret etmeni ve onlara benim eğilmeden bükülmeden mahpusta kaderimi beklediğimi söylemeni istiyorum” der. Yargılanıp orada idam edilir (13 Haziran 1921).

Gizlenerek yaşamaktan bıkan ve Atatürk tarafından Ankara’ya çağrıldığını öğrenen Edip Bey, damatları Abdülkadir Sönmez Bey vasıtasıyla jandarma bölük komutanı Vasfi Bey’e haber gönderir. Bundan sonrasını Abdülkadir Bey’in anılarından okuyalım; Vasfi Bey, Abdülkadir Bey’e şöyle söyler “yanınıza atlı almaya (yardımcı kişiler) hacet yoktur. Siz ata binin, yalnız gidin. Şayet orada ise (Karatepe’de) benimde hürmet ve selamımı söylersiniz. Müsterih olsunlar, kendisi ve oğlunun hayatları korunacaktır. Aman dilemeye gelsinler. Arada şu fenalık kalksın. Hükümetin meşgul olacak zamanı değildir. Binaenaleyh, mademki bir yanlışlık olmuş, önemli değildir. Bizi kendisine anlatınız. Teslim olmak herhalde haklarında hayırlı olacaktır.” Abdülkadir Bey bu mesajı iletince Edip Bey, “Kadri bey, siz süratle gidin, Vasfi Bey’e haber verin. Başındaki atlıyı(Jandarma bölüğünü) Yozgat’a göndersin. Kendisi itimat ettiği iki atlı ile kalsın. Ben gelip teslim olacağım” der. Bu konuşmalar bile Atatürk’ün Çapanoğlu kardeşleri muhakeme bile ettirmeden affetmesine en güzel delildir.

Vasfi Bey, Abdülkadir Bey ve Yozgatlı Ahmet, Karatepe çiftliğine doğru giderler. Halit Bey’in yanan çiftlik binası yakınına geldiklerinde Edip Bey ve oğlu Şekip Bey’de oraya gelirler. Çiftlik binasından az ileride buluşurlar. Vasfi Bey atından iner, Edip Bey’de iner. Kucaklaşırlar. Vasfi Bey, Edip Bey’in elini öper. Kendilerine teminat verir. Bu sahne Edip Bey’in gözlerini yaşartır. Bağların içine gelirler oraya otururlar. Biraz görüştükten sonra hep birlikte Yozgat’a gelirler. Edip Bey ve diğerleri sabah akşam polis merkezine müracaat ederek görünmeleri tembih edilerek serbest bırakılırlar. Sonraki günlerde Edip Bey, Salih Bey, Şekip Bey aynı yaylıya bindirilip diğer akrabalar ile birlikte Ankara’ya götürülürler. Yozgat Hükümet konağından çıkarılırken de büyük izdiham olur. Halktan bazı kimseler ağlayarak büyük bir kalabalık halinde onları uğurlarlar. Ankara’ya girişleri de çok heyecanlı olur. “Kayaş bahçeleri çok kalabalıktı. Ankara da birçok kimseler Çapanoğulları teslim olmuş geliyorlar diye Kayaş’a kadar seyre gelmişlerdi. Bizi herkes birbirine gösteriyordu. Yol ilerledi Ankara’ya yaklaştık, kalabalık daha da çoğalmaya başladı. Tam Ankara’ya gireceğimiz zaman izdiham öyle bir hale gelmişti ki şose üzerinde halk adeta birbirini tepeliyordu. Yaylıya yaklaşıp bize bakmak istiyorlardı” diye anlatırlar. Ankara’da ki sıkıntılı yaşamları 5 ay kadar sürer. Atatürk, mecliste yaptığı konuşma da “ bu aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek bir yıla kalmadan beyleri affeder. Ancak Edip Bey Kayseri de, Celal bey İstanbul’da Salih Bey’de Sivas’ta ikamete mecbur tutulurlar. Avni Doğan Bey, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası kitabında bu durumu şöyle özetliyor. “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Aziziye Halkını tazyik ederek Ankara’ya getirtti. Yozgat ayaklanması hakkında geniş bilgi alan Mustafa Kemal, beylere ceza tatbik ettirmedi, kendilerini ayrı ayrı bölgelerde ikamete memur ettiler.”

Çapanoğulları, Osmanlı döneminde savaşlarda ordunun, barışta da tüm İstanbul’un un ve et ihtiyacını karşılarlardı. III. Selim zamanında İngiliz donanması İstanbul’a kadar gelmiş boğazlar kuşatma altında olduğundan İstanbul’da yiyecek sıkıntısı olmuştu. Bu sırada Süleyman Bey’in vezir olan oğlu Mehmet Celalettin paşa cepheye gitmek üzere askerleri ile İstanbul’a gelmiş bundan pek memnun olan Sultan Selim, Süleyman Bey’e hem çok kıymetli hem de ibret verici bir vesika olan şu hatt-ı Hümayunu göndermiştir. “Sadakatşıarım Süleyman Bey, Mahdumun vezirim Mehmet Celalettin Paşa İstanbul’a gelip sefere azimet eyledi. Rabbim selamet versin. Maşallah tamam vezir olmuş. Kendini ve askerini pek beğendim. Cümlesini Allah bağışlasın. İnşallah bana ve devletime çok hizmet ederler. Böyle asker hazır eylediğinden hoşnut oldum. Hizmetini ve sadakatini bilirim. Bu defa İstanbul’un zahiresi için sana ferman göndermiş idim. Göreyim seni memur olduğun hizmetin icrasına Gayret eyle, İstanbul’a peyderpey zahire ve koyun göndermeye ziyade gayret edesin. Zira boğazlar kapatıldı ve zahire hususu pek güç oldu, sen her türlü hali bilirsin. Tecrübe sahibi, bilgili ve sadık kulumsun, bu mevzuda ıstırabımı düşünüp hemen elinin eriştiği erzak ve zahireyi İstanbul’ gönderip ve etrafa ve tehlikelere karşı dikkatli ve basiretli olasın. Zira her taraftan düşmanlarımız başkaldırdı. Rabbim din ve devlet düşmanlarını kahr eylesin. Anadolu da seninle teselli buluyorum. Hüda muvaffak eyleyip mahcup eylemesin. Hemen şu zahire ve koyunlar, keçiler maddesine gayret edesin senden çokça isteğimdir.”

Çapanoğlu ailesi, Milli mücadele sırasında da hükümete elinden geldiği kadarı ile yardımcı olmuştur. Birçok savaşlara katılmış emekli muhasebe müdürü Gazi Osman Saydam'ın anlattıklarına göre, “İstiklâl harbi sıralarında bir hafta süre ile Çapanoğulları sürülerini cepheye sevk ederek savaşan ordunun et ihtiyacını büyük ölçüde karşılamışlardır.” Yine aynı olaya yakın bir şekilde temas eden, emekli şube memuru Şükrü Koçak da yakınlarından birinden duyduğunu şöyle anlatmakta “Bir gün sabahın erken saatlerinde sokakta aşık oynarken, bir sığır sürüsü geçiyordu ki, sokağın diğer tarafına akşama kadar geçemedim. Sonradan öğrendiğimize göre bu sürü Çapanoğullarına aitmiş, cepheye sevk ediliyormuş.” diye anlattığını duydum.

Atatürk Cumhuriyetin ilanından sonra 15 Ekim 1924 ve 3 Şubat 1934 tarihlerinde olmak üzere Yozgat’a iki defa teşrif etmiştir. Bu teşriflerinde isyandan dolayı şehir ahalisi adına özür dileyen Akdağlı Bahri beyi sert bir dille susturmuş ve şöyle demiştir. “Bırak Bahri. O konuyu kapat. Kapanmış bir yara, deşip te yeniden kanatma. O dönemi kendi içinde izah etmek gerekir.
İşte bir devri anlatan en güzel ve önemli cümle budur.

O dönemi kendi içinde izah etmek gerekir. Ve o ünlü sözü ile Yozgatlılara hitap etmiştir. Yazarlar bu hitapta da bir gönül alma olduğunu yazarlar. ÜNLÜ SÜVARİLERİ HARP MEYDANLARINDA KAHRAMANCA DÖĞÜŞEN, TÜRK YİĞİTLERİNİN HARMAN OLDUĞU DİYAR, BOZOK YAYLASININ KAHRAMAN EVLATLARI VAR OLUN. Nitekim gerek Milli Mücadele esnasında ve gerekse ondan evvelki dönemde vatana ihanet eden Vahdettin ve Damat Ferit başta olmak üzere yurt dışına çıkarılan 150 likler listesinde yine başta Ethem ve kardeşleri olmak üzere 83 adet’te Çerkez ileri geleni bulunmaktadır. Atatürk eğer Çapanoğullarını da vatan haini olarak görseydi onlar da bu listenin içinde olurlardı. Devletine sadık birer kul olarak hizmet etmiş ve Padişahların her yıl İstanbul’dan Kâbe’ye gönderdikleri örtü ve hediyeleri götüren sürre alaylarına komutanlık yapacak ve devletin en üst kademelerinde görevler alarak Sadrazamlığa, padişahın Yaver-i Ekremliğine kadar yükselecek kadar güvenini kazanmış bu insanlardan bir kısmı Çapanoğlu Büyük Camiinin haziresinde bir kısmı da son görev yaptıkları yerlerde toprağa verilmiştir. Ruhları Aziz, mekânları Cennet olsun. Nur içinde yatsınlar.


Anılar:

Nazım Kafaoğlu’ndan naklen;
İnkılâp tarihimizde Yozgat Çapanoğlu isyanı diye yer alan
hadise hakkında bu olayların içinde yaşayan biri olarak Çapanoğlu isyanı denen bu şeyler
hiç şüphe yok ki mevcuttur. Ancak Çapanoğulları isyan etmiş mi, ettirilmiş midir? Burada büyük bir sorun ortaya çıkıyor. Bana göre, Yozgatlı olarak topyekûn “Yozgat isyanı” diye zihnimizde yer alan soruya benim vereceğim tek cevap; Hayır.
Bu mazuratımı Milli Mücadele savaşının sonunda terhis edilen Yozgatlılara verilen terhis vesi-
kaları da kanaatimi teyit etmektedir. Bu vesikalar şöyle başlar: “Ordunun mevcudiyet göstermediği bir devirde ruhu milletten doğan kitleye katılarak iman-ı millinin
tahakkukuna kadar üstün fedakarlık ederek çalışmıştır. Hizmeti şayan-ı takdirdir”
vesika
bu sözlerle biter.

Ziya Saffet Acun’dan naklen; (Prof. Hakkı Acun’un babası) .Çapanoğlu olaylarının üzerinden 20–25 sene geçmişti, Yozgat’ın ileri gelenleri Çapanoğlu Muhlis beyin evinde bayramlaşmak için toplanmışlardı. Bende bir genç olarak onlara hizmet ediyordum. İyi ve güzel sohbetler yapılırken konu Çapanoğlu olaylarına gelince Muhlis Bey, “bu olayların üzerinden uzunca bir zaman geçtiğini, tekrar yaraların açılmaması gerektiğini, o zaman günahı olanların da öbür dünyada hesabını vermesini dileyip o sırada mecliste bulunan müftü Mehmet Hulusi efendiye dönüp, onu da adeta suçlayarak Müftü bey de orada hesabını versin” demişti.

Muhlis bey oğlu Muammer Çapanoğlu’ndan naklen; (Abdülkadir Çapanoğlu’nun babası). Pederim, Cennetmekân Muhlis beye Hindistan’daki Çapanoğullarından bir mektup gelmişti. Fakat pederim, Milli Emniyetin bir denemesi olabilir diyerek mektuba cevap vermedi.(Mektup o sıralarda II. Abdülhamit’in torunu Abdülkerim efendi ile birlikte Asya da bulunan Mehmet Muhsin Çapanoğlundan gelmiş). Çapanoğlu Muhsin Bey, Osmanlı devleti tarafından mimarlık tahsili için Fransa’ya gönderilir. Yozgat olayları sırasında bursu kesilir. Kendi imkânları ile iş bulur tahsilini inşaat mühendisi ve gazeteci olarak tamamlayıp yurda dönerse de ortamı uygun bulamadığından tekrar Fransa’ya döner. Orada Osmanlı hanedanından Abidin Efendi ile tanışıp politikaya atılır. Japonların Abid Efendiyi daveti nedeni ile gittiği Japonya’da Muhammet Abdülhak Kurbanali ismindeki Başkurt ile tanışıp Türkiye’den getirttiği makineler ile matbaa kurar(1927). Bu matbaa sayesinde Türkçe ve Tatarca yüzlerce dini ve edebi kitap basarlar. Japonya, Çin ve Mançurya’da Şehzade Abid ve Şehzade Abdülkerim Efendiler ile yaptığı siyasi çalışmalar ve Fransız La Mond ve Akşam gazeteleri muhabiri olarak yaptığı gözlemleri ve yaşamı ayrı bir roman konusu olacak kadar maceralar ile doludur.(Bknz.Meydan Larous Abdülkerim Efendi)

Abdülkadir Çapanoğlu anlatısı; 1959–1962 yıllarında babam Muammer Çapanoğlunun memuriyeti dolayısıyla Amasya’da bulunuyorduk. O sıralarda bir Alevi dedesi olan Piroğlu Halil Bey (lise mezunu yelekli takım elbise ve fötr şapka giyen kültürlü bir bey idi) bir akşam bizi evlerine yemeğe davet ettiler. Yemek esnasında cebinden eski Türkçe ile yani arap harfleri ile yazılmış bir yazı çıkararak babama yüksek sesle okumasını rica etti. Bu Çapanoğlu Celal beyin, Halil beyin babası Piroğlu İbrahim efendiye yazdığı ve Çapanoğlu başkaldırısına katılmasını isteyen ve hatta emreden bir mektup idi. Babam bu mektubu okuduktan sonra Halil bey büyük bir itina ile mektubu katladı ve çocuklarından birine vererek yerine kaldırılmasını istedi. Sonra babama dönerek, biz her zaman Çapanoğullarının yanında olduk, her zamanda oluruz demişti

CELAL BEY’İN PİROĞLU İBRAHİM EFENDİYE YAZDIĞI MEKTUP

Mecidözü’nün Kalecik köyü eşrafından Piroğlu İbrahim Efendiye,Mecidözü kazası eşrafından aldığım ihbarnamede aleyhimize asker toplamakta olduğunuz ve ahaliden cebir ile paralar aldığınıza,askerinizi irkap etmek üzere birçok hayvanlar müsadere ettiğinize bizce kanaat-i kamile hasıl olmuştur.Sizi bu hareketinizden dolayı idama mahkum ettim.Sizin için başkaca felah yoktur.İlla ahaliden aldığınız paraları iade ederek askerinizle birlikte Zilede bize iltihak etmektir.Yoksa sizi evlad ve iyalinizi imha ve servetlerinizi yağma edeceğimize şüphe etmeyiniz.İnşallah ankaribizzeman hazır olunuz,tedbirinizde noksan davranmayınız. Halife ordusu kumandanı Celal


Leyla Cerit’den naklen; (İdam edilen Hüsnü Efendi’nin kardeşi olan Ceritzade Şükrü Efendi’nin eşi, idam edilen Ceritzade Hüsnü Efendinin yengesi, Abdülkadir Çapanoğlu’nun anneannesi) Ceritzade Hüsnü Efendinin hikâyesi şöyle; Hüsnü Efendi Yozgat’ın eski belediye reislerindendi. Çerkez Ethem önce Yozgat’ı muhasara etti ve çevreye kurdurduğu topları ateşleyip bir kısım yerleri yıktı, yangınlar çıktı. Daha sonra Yozgat’a girdi ve yakaladığı Çapanoğulları ile onlara destek verenleri muhakeme etmeden asmaya başladı. O zamanki Ankara valisi Yahya Galip Bey, Ankara’da olan biteni ve Çerkez Ethem’in askerleri ile Yozgat’a doğru yola çıkacağını Çapanoğullarına haber vermiş. Bu Galip Bey, Padişah Abdülhamit zamanında Tokat’a sürgün gitmiş. O sırada Celal Bey de orada mutasarrıf. Ona bir sürgün gibi değilde bir dost gibi davranmış. Galip bey de bu aileye duyduğu minnet hisleri ile bizzat Yozgat’a gelerek haber vermiş.(*bu olay Genel Kurmay Harp Tarihi Dairesi, Türk İstiklal harbi iç ayaklanmalar 1964 sahife 97 de görülebilir). Olaydan haberi olunca Çerkez Ethem, Galip bey’i de asmak için Ankara’dan talep ettiyse de Mustafa Kemal paşa, engel olur. Bu haber üzerine Celal Bey ve kardeşleri Yozgat’ı terk edip Uzunyayla’ya (Kayseri Pınarbaşı) gittiler. Çerkez Ethem Yozgat’a geldiğinde bunları bulamadı. Hüsnü efendi bu tarihlerde yeni evlenmişti, genç karısını evde bırakıp gitmek istemiyor. Kaçmakla kaçmamak arasında bocalıyor birkaç defa ata biniyor tekrar iniyor, bu süre içinde de Yozgat tamamen muhasara edildi. Biz evlerimizde mahsur kaldık. Ziraat Bankasından alınan 50 bin lira karşılığında imzalanıp bankaya bırakılan senedin altında Hüsnü Efendinin de imzası olduğundan Çerkez Ethem onunda yakalanıp idam edilmesini istiyor. Çerkez Ethem’in kumandanlarından Parti Pehlivan isimli biri Hüsnü Efendinin konağını basıyor. Hem onu hem de para kasasının yerini bulmaya çalışıyor. Bulamayınca kardeşi Şükrü Efendi’yi hapsediyor. Annesi Çerkez Gül Hanım’a da isteklerini yerine getirmezse Şükrü efendi’yi asacağını söylüyor ve adamlarına konağı yakmaları için emir veriyor. Çaresiz kalan Hüsnü Efendinin analığı Çerkez Gül Hanım, öz oğlu Şükrü Efendi (Hüsnü Efendi ile baba bir anne ayrı kardeş) asılmasın ve konak elden gitmesin diye saklandığı yeri Çerkezce Parti Pehlivan’a söylüyor. Onlarda hem Hüsnü efendiyi yakalayıp asıyor, hem kasayı boşaltıyor hem de konağı yakıp, yağmalayıp gidiyorlar. Hüsnü ve Şükrü efendilerin babası Nurettin efendinin üç hanımı varmış bu Çerkez kızı olan kayınvalidem Gül hanımı üçüncü eş olarak almış. Gül hanım gelin geldiğinde daha çocuk yaşta imiş ve hiç Türkçe bilmezmiş. Nurettin Efendi de Gül Hanımla evlendikten dört yıl sonra vefat etmiş. Gül Hanım da 1958 yılında 82 yaşında iken vefat etti.

Aslan Nurdoğdu (gazeteci-yazar) anlatısı: Naçizane ben de bu olaya duyduklarımla şahitlik etmek istiyorum. Yıl 1966–1967 yılları ben de 14–15 yaşındayım. Şu anki müzenin karşısında Numanoğlu apartmanı. Bina 2 katlı bir Rum evi. Babam o evi aldı. Mutafoğlu’ndaki eski evimizden bu Rum evine taşındık. Komşumuz (Şu anki Akyol apartmanının olduğu yerde) Abdi ağaların Mahmut Bey’in eşi Nedime Akyol diye Osmanlı terbiyesi almış 80 yaşlarında güngörmüş bir hanımefendi.. Çerkez Etem’in Yozgat’ta yaptıkları ile ilgili çok şey anlatırdı. Derdi ki “Çocuklar Mehmet Hulusi Kurucu Meclise üye olmak için çok dalavere yaptı. Atatürk’e gitti, Çapanoğlu 10.000 atlı ile Ankara’yı basacak dedi. Çapanlara da dedi ki: Ankara’ya gitmeyin Atatürk sizi kesecek”... Yozgatlının deyimi ile tavşana kaç, tazıya tut diye iki tarafı da hasım edecek lafları çıkardı. Aynı ifadeyi Belediye Başkanı Salim Bey’den Nalbant Şemi’den ve götü eğri Ahmet Ağadan da duymuştum. Genel kanaat, Çapanoğullarının isyancı olmadığı bilakis baskına uğradıklarıdır. Bunda da Mehmet Hulusi efendinin payının bulunduğu rivayeti yaygındır. Mehmet Hulusi Efendi ayrıca Kurucu Meclise girmiş ama 1 yıl sonra azledilmiştir. Sonuç olarak; tarihteki Çapanoğulları olaylarıyla ilgili olarak bilimsel bir sempozyum yapılmalı. Genel Kurmay’ın tüm belgeleri tarihçilerle incelenip bu ailenin uğradığı haksızlık kamuoyuna açıklanmalıdır. Abdülkadir Bey’i bu çalışmasından dolayı kutluyorum.

Uzm. Dr.Edip Bilgin Çapanoğlu anlatısı: Padişah Üçüncü Selim’ in kurmak istediği ilk düzenli askeri birlik olan Nizamı Cedit’i Osmanlı imparatorluğunda ilk hazırlayanlar Çapanoğullarıdır. Çapanoğulları hazırladıkları bu düzenli birlikler ile batıya yapılan bir sefer sırasında İstanbul’a geldiklerinde, padişah için yapılan resmigeçide katılırlar. Bu düzenli birlikler III. Selimin çok hoşuna gider ve dedemiz Süleyman bey’i huzuruna çağırtır. Askerlerinin önünde yürüyen Çapanoğlu, huzura kaftanla değil yol kıyafeti ile girmek zorunda kalır. Huzura yol kıyafeti ile geldiği için bağışlanmasını, Padişaha ve Devlete hizmet için var oldukları mealindeki sözleri padişahın çok hoşuna gider ve kendisine vezir muamelesi yapılarak hilat giydirilir ve Rusya’dan kendine hediye edilen kürkü Çapanoğlu Süleyman bey’e hediye eder. Bu kürkün üzerinde düğme yerine iki adet elmaslarla işlenmiş çiçek varmış. Bu düğmelerden bir tanesi bizim aileye kadar geldi. Gümüş zemin üzerinde yapraklı bir çiçek. Yaprakları elmaslarla bezenmişti, çiçek kısmının ortasında bir büyük elmas etrafında papatya gibi elmas taşlar vardı. Bunun etrafında yine buna benzer, ortada bir taş etrafında yine taşlar. Böyle kaç tane idi unuttum. Geceleri ışıkta pırıl, pırıl olurdu. Bizim aile, yani babam Hadi Çapanoğlu, Amcam Azmi Çapanoğlu ve ayrıca ikisi üniversite de olmak üzere okuyan dört çocuklu bir aile. Babam Hadi Bey öğretmendi, amcam Azmi bey ticaretle uğraşıyordu.1960 ihtilal’ından sonra krediler kesilince ekonomik olarak çok sıkıntıya düştük. Tarlalarımızı yok pahasına sattık yine yetmedi. Yukarda bahsettiğim elmas iğneyi satmak zorunda kaldık. Ben İstanbul’da Tıbbiyede öğrenci idim. İğneyi önce Topkapı Müze müdürüne götürdük müze satın alırsa hiç olmazsa müzede sergilenir diye düşünmüştük. Müze Müdürü Soyadını Şehsuvaroğlu gibi hatırlıyorum iğneyi görür görmez hangi devrin eseri olduğunu bildi ve bunu müzeye kazandırmak istediğini ancak alımları durdurduklarını söyledi. Bize bunu piyasada satarsak, tahmin edemeyeceğimiz kadar düşük bir fiyata almak isteyeceklerini söyledi. Yurt dışında kıymetinin çok daha iyi anlaşılacağını ve çok daha iyi para edeceğini söyledi. Böyle bir imkânımız olmadığından iğneyi hemşerimiz olan bir tüccarla Kapalıçarşı’ya götürdük ve ilk gittiğimiz kuyumcu, Topkapı müze müdürünün söylediği değerin çok çok altında bir fiyat verdi. Ona vermeyip başka birine gittik, meğer böyle kıymetli işlerde aralarında haberleşirlermiş. İkinci gittiğimiz yer daha öncekinden de düşük bir fiyat verdi, ona da satmadık. Üçüncü gittiğimiz yer ise daha düşük bir fiyat verdi ve her gittiğimiz yerde fiyatın sürekli düşeceğini söyledi ve içimiz sızlayarak iğneyi gittiğimiz üçüncü mücevherciye sattık ve Kapalıçarşı’dan buruk bir biçimde ayrıldık. O sattığımız aile yadigârı aklıma geldikçe hala içim sızlar ve çok üzülürüm. Çok şükür ailemizin yaşayan fertleri hem çok iyi mevkilere geldiler hem de çok iyi ekonomik durumlara kavuştular.
O yıllarda o sıkıntılara düşülmeseydi bugün bu elmas düğmeleri ya Topkapı müzesine ya da geçen yıl gidip gezdiğimiz Yozgat müzesine seve, seve bağışlar gelecek nesillere bir aile yadigârı olarak bırakırdık, çok yazık oldu. Maddi değerinden çok manevi değeri vardı.


ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU
capanoglukadir@yahoo.com.tr

Kaynakça:
Prof. Ahmet Yaşar Ocak; Milli Mücadelede Çapanoğlu İsyanı
Prof. Hakkı Acun(Çapanoğlu); Çapanoğulları ve eserleri
Dr. Ali Şâkir Ergin: Çapanoğlu hadisesi ve Abdülkadir Beyin hatıraları
Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı; Çapanoğulları
Prof.Dr. Faruk Sümer; Oğuzlar Türkmenler
Süleyman Duygu; Yozgat Tarihi ve Çapanoğulları
Prof. Özcan Mert; XVIII ve XIX yüzyıllarda Çapanoğulları
Hasan İzzettin Dinamo; Kutsal İsyan
Sabahattin selek; Anadolu ihtilalı
Türk Tarih Kurumu; Belleten Cilt XXXVII No:150 Nisan 1974
Ahmet Efe; Çerkez Ethem
Azmi Çapanoğlu; Tarihsel, Hukuksal, Siyasal Yönden Milli Mücadele
Avni Doğan; Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası
Orhan Sakin; Tarihten günümüze Bozok Sancağı ve Yozgat
Abbas Sayar; Yozgat var Yozgatlı yok
Yozgat Belediye Başkanlığı yayını; Atatürk ve Yozgat
TBMM zabıtları
Kılıç Ali’nin anıları
Muhtelif dokümanlar.

Bu yazı Yozgat gazetesinin 16 Kasım 2010 tarihli nüshasında yayımlanmış ve zaman içinde genişletilmiştir.




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00