BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
233
Dün
:
4601
Toplam
:
13183252
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Değerli okuyucu, bu soru son yıllarda ısrarla sorulmakta ve yalan söyleyen tarih utansın denilerek tarihe Çapanoğlu isyanı veya Yozgat isyanı olarak kayıt düşülen bu başkaldırının gerçek nedenlerinin ortaya çıkarılması istenilmektedir. Sevindirici olan şu ki, çeşitli yayın organlarında Çapanoğulları ile ilgili bir konu dile getirildiğinde gerek Yozgat’ta gerekse Yozgat dışında yaşayan duyarlı hemşerilerimiz, yazdıkları yorumlarında, hepimiz Yozgatlıyız hepimiz Çapanoğluyuz diyerek ailemizi sahiplenmekte, duydukları sevgi ve sempatiyi dile getirmektedirler. Resmi tarih olarak Çapanoğlu isyanı diye adlandırılan bu büyük başkaldırının tarih kitaplarında sadece zarfı anlatılmış mazruf’u (zarfın içindeki) gözlerden kaçırılmak istenmiştir. Çünkü bu başkaldırı başta Ankara hükümetinin ilk başlardaki zafiyeti de dâhil olmak üzere bazı komutanlar ve kişilerin sorumsuzlukları, basiretsizlikleri, bilgisizlikleri ile Anadolu’nun bu bölgesini ve Çapanoğullarını iyi tanımamalarından ve iletişim kopukluğundan kaynaklanmıştır. Milli Mücadele sırasında İç Anadolu’daki önemli isyan hareketlerinden biriside Çapanoğullarının nüfuz bölgelerinde ortaya çıkan, Yıldızeli-Akdağmadeni arasındaki Postacı Nazım ile Zile-Çekerek arasındaki Aynacıoğulları isyanlarıdır. Başlangıçta biri-biriyle ile irtibatı dahi olmayan ve çete hareketi olarak başlayan bu ayaklanmalar otorite boşluğundan da istifade ederek büyümüş ve daha geniş sahalarda yayılarak birleşmiştir. Bu ayaklanmaların başlangıçta ve hatta belirli bir safhaya gelmesine kadar Çapanoğulları ailesi ile ilgili olmadığı da bilinmektedir. Ancak daha sonraları gelişen olaylar karşısında bölgedeki idarecilerin pasif ve dirayetsiz davranışları ile Kılıç Ali’nin Çapanoğulları ailesinin ileri gelenleri üzerinde uyguladığı tahakküm ve basiretsiz baskıcı, hatta aşağılayıcı tutumu sonucu, Çapanoğullarının yaşadıkları bölge merkezi olan Yozgat ve civarına hâkim olup asayişi sağlayabilmeleri için isyancılarla birleşmesine sebep teşkil etmiştir. Sorgun ve Yozgat bu amaçla işgal edilmiştir. Benlik davasına düşen bir kısım halkın yalan dolan ve kışkırtmaları ile, Ankara’ya yapılan şikayetler sonrasında (Avni Doğan’da birkaç kere şikayet telgrafı çeker), Çapanoğlu Ailesiyle beraber Yozgat’ın yerli halkından ve eşraftan pek çok kimse de olayların içine çekilmiş ve müsebbip olarak gösterilmiştir. Sonuçta hem bu aileden hem de eşraftan ve halktan pek çok kimsenin canından ve malından olmasına sebep olunmuştur.18. yüzyılda Osmanlı Devletinin girdiği uzun süren savaşlar ve dış gaileler yüzünden, devlet tarafından vergi toplama ve bazı mahalli problemlerin halledilmesi görevi ülke içindeki bir kısım nüfuzlu ailelere verildi. Bu aileler zamanla nüfuz alanlarını genişleterek mahalli güç odakları haline geldiler. Bunlar arasında Çapanoğulları ve Kozanoğulları en meşhur olanlarıdır. Çapanoğulları, tarihte şehir kuran iki aileden birisidir. Diğeri Irak’ta Sultaniye şehrini kuran Baban aşiretidir. Çapanoğulları aynı zamanda Osmanlının en büyük ayan ailelerindendir. Öyle ki devletçe kendilerine Ayn-ül Ayan unvanı verilmiştir(ayanların en gözdesi, en şereflisi). Bağdat’tan(Irak) ,Rakka’ya(Suriye) kadar bu uçsuz bucaksız topraklarda iki yüz seneye yakın adeta sikke bastırmadan ikinci bir padişah gibi hüküm sürmüşlerdir.(Prof. Hakkı Acun; Çapanoğulları ve eserleri). Bilhassa padişah III. Selim, Nizam-ı Cedid’in kurulması ve tertibi sırasında çok yardımını ve desteğini gördüğü Süleyman bey’e kendi el yazısı ile yazıp gönderdiği hatt-ı hümayununda sevgilerini bildirmek lütfunda bulunarak şöyle demiştir. “Sen ki Cebbarzade Süleyman Bey’sin. Sen benim sadık ve Allah rızası bendem olduğunu gerçi bilirim; lakin bu defa muvaffak olduğun hizmet ve gösterdiğin gayret ve sadakat tamam senden beklediğim kulluk olmakla sana olan kalbi sevgim birkaç kat ziyade olup hayır dualarıma mazhar oldun, Hak Teâlâ seni ve hanedanını daim eyleyip devletimden eksik etmesin. İnşallah daha nice yüce hizmetlere Muaffak olursun. Din ve devletin muntazam talimli askerin lüzumunu bilip din-i devleti güçlendirme iyi niyetiyle bu işi öğretmeye ve talime başlamak istedim. Bu husus benim zor işim olduğunu bilip lüzumunu dahi idrak eylediğin halde senden beklentim gayret ve sebat ile çalışmaktır. İnşallah çok esere Muaffak olursun. Göreyim seni Süleyman Bey, gönül talebim üzere gayret ve çabanı işittikçe seninle iftihar eylerim. Hemen rabbim kuluna yardım buyursun. Âmin. Üçüncü Selim’in öldürülmesi üzerine asayiş’in yeniden sağlanması için Alemdar Mustafa Paşa tarafından İstanbul’a çağrılan Çapanoğlu Süleyman Bey, on bin atlı ve 5 bin piyade ile çok kısa bir sürede intikal etmiştir. Oğlu Mehmet Celalettin paşa sarayda vezir iken, babası Süleyman bey’de Kasr-ı Hümayuna alınarak vezirler gibi Hilat giydirilmiş ve padişah tarafından huzura kabul edilmiştir. Prof.Dr. Faruk Sümer, Oğuzlar Türkmenler kitabında mealen şöyle yazar. .Çapanoğulları bu güçlerini elbette devlete ve padişaha sonsuz sadakatlerinden ve verdikleri güvenden almaktaydılar. Araştırmacı yazar Osman Karaca diyerek resmi tarihçilere sitem eder. Peki, başkaldırının müsebbibi gösterilen Çapanoğlu kardeşler kimdir?

Çapanoğlu Edip Bey; Vezir Mehmet Celalettin paşanın torunudur. Sırası ile Arapkir, İskilip,
Sungurlu, Akdağmadeni, Keskin, Osmancık, Akşehir, Zile de kaymakamlık, Kayseri, Dersim,
Çorum, Yozgat, Nâblus, İçel ve tekrar Yozgat’ta Mutasarrıflık yapmıştır. Kardeşi Celal beyle birlikte Yozgat’ta İttihat ve Terakki partisinin kurucusudur. Daha sonra Yozgat Müdafaa-ı Hukuk cemiyetinin de kurucusudurlar. Edip Bey iyi yetişmiş şair ruhlu bir insandır. Edip Bey divanı isminde bir şiir kitabı da vardır. Edip Bey’in 1886 Yozgat doğumlu küçük oğlu Hukuk Fakültesi mezunu olup 1914–1918 Birinci Dünya Savaşında 1.Kafkas Süvari kolordusunda bölük komutanlığı yapmıştır. Bu hizmetinden dolayı Şubat 1915 de Harp Madalyası ile, Nisan 1918 de Muharebe günü madalyası ile ve Ekim 1921 de haiz olduğu madalyaların bir üst derecesi madalya taltif olunmuştur. Daha sonra Milli Mücadeleye katılmış, Garp cephesi 41.Tümen Süvari Bölük komutanlığına atanmış ve 29.8.1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşanın T.B.M.M. başkanı olarak beratını imzaladığı İstiklal Madalyası ile takdir ve taltif edilmiştir.

Çapanoğlu Celal Bey; Edip Beyin küçük kardeşidir. Mekke, Tokat, Afyon, Amasya mutasarrıflıklarında bulunmuştur. Ağabeyi Edip Bey gibi iyi yetişmiş, dirayetli, bilgili, görgülü bir devlet adamıdır. Celal Beyinde bir şiir divanı vardır. Hatıralarını kaleme aldığı defteri sekizinci göbekten Çapanoğlu ve aynı zamanda kız kardeşi Fitnat hanımın da torunu olan Abdülkadir Çapanoğlunun kütüphanesinde korunmaktadır.

Çapanoğlu Halit Bey; ,Edip ve Celal Bey kardeşlerin küçüğüdür.Arapseyfi köyündeki çiftliği ile uğraşan iyi ata binen iyi cirit oynayan civanmert, gözü pek, etrafında hayranlık duyularak sevilen bir kişidir.

Çapanoğlu Salih Bey; Kardeşlerin en küçüğüdür. Ağabeyleri gibi dirayetli, bilgili, devlet tecrübesi olan ve ağır ceza reisliğinden emekli bir kimsedir. Başkaldırıya katılmadığı halde yinede önce Sivas’ta ikamete mecbur tutulmuş oraya gitmek üzere hazırlık yaptığı sırada Kırşehir’de ikamet etmesi uygun görülmüştür.

O halde devlet umuru görmüş bilgili ve görgülü bu değerli insanlar nasıl oldu da tamda Milli Mücadele sırasında ve Milli Mücadele’nin yazgısını etkileyecek ölçüde sonuçlar doğuran ve Mustafa Kemale korkulu ve uykusuz geceler geçirtecek kertede böylesine büyük bir başkaldırıya kalkıştılar. Şimdi olaylara sırası ile göz atalım. Çapanoğlu ailesinin altıncı kuşaktan torunları olan bu beyler emekli olduktan sonra Yozgat’a memleketlerine dönerler. Bu arada zaman içinde Yozgat’ta nüfuz sahibi olmuş bazı aileler bu durumdan hiç hoşnut olmazlar. Öyle ki muktedir olabilseler bu beyleri Yozgat’a hiç sokmayacaklardır. Bu konudan Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanlığının resmi yayınlarında da bahsedilir (seri no. 1 cilt no. VI. sahife 3).
Peki, Çapanoğullarına muhalif olanlar kimlerdi?

Müftü Mehmet Efendi: Babası, Çapanoğlu Edip ve Celal Beylerin babası Hacı Osman Beyin hizmetinde bulunmuş(köle olarak) Çerkez Kölemenlerinden Bekir ağadır. Oğlu olan Mehmet Hulusi Efendi(Akyol) ise Hacı Osman Bey’in yanında büyümüş Yozgat’a bağlı Kavurgalı medresesini bitirmiş daha sonrada Hacı Osman Bey tarafından Mısıra gönderilerek Camiül Ezhar Üniversitesine devam etmiştir. Bitirip bitirmediği hakkında bir bilgi yoktur. O tarihte Yozgat Müftüsüdür (35 yaşında).Çapanoğullarına asıl zararı olan bu zattır. Mustafa Kemal kendisini bir yıl kadar mebus yapmışsa da daha sonra gördüğü lüzum üzerine mebusluğunu sona erdirmiştir (1921). Nedenine gelince,14 Eylül 1920 yılında kabul edilen men’i müskirât (haram içkilerin menni) ile ilgili kanun mecliste görüşülürken Meclisin sokağa doğru penceresini açarak, “Ey ümmet-i Muhammed, din elden gidiyor”, diye avaz avaz haykırmış.” halkı bu meclisi dağıtmaya teşvik etmiştir. (Atay, Çankaya, s.328).

İkinci olay; mecliste Sıhhat encümeni tarafından hazırlanan Frengi hastalığının sirayeti menni hakkındaki Kanunun Meclisteki müzakeresi sırasında, Bursa Mebusu operatör Emin Bey sıhhat encümeni mazbata muharriri namına kanunun müdafaasını yapıyordu. Kanunun ruhu evlenmek isteyen çiftlerin frengi hastalığına müptela olmadıklarını bildiren doktor raporu almaları esasına dayanıyordu. Meclisteki hoca Efendilerden bir kısmı, doktor raporuna şiddetle itiraz ediyor; Bir bakirenin doktor tarafından muayene edilmesinin doğru olmadığını, Şer’an mezmüm ve islam akidesine aykırı olduğunu, bu sebeple kanunun reddini talep etmekte idiler. Emin bey bu iddialara karşı var kuvvetiyle ilmi müdafaasını yapıyordu ve kürsüye müteaddit defalar indi çıktı.

Nihayet son sözü Yozgat Mebusu Müftü Mehmet Hulusi Efendi hoca aldı. Doktorun kadın ile baş başa kalmasının dini açıdan doğru olmayacağını, bunun yerine bir ebenin doktorun yönlendirmesi ile gördüklerini doktora anlatmasını doktorunda buna göre teşhis koymasını söyleyip kürsüden inerken Emin bey oturduğu yerden ayağa kalkarak “Hastasını görmeden reçete yazan doktorun Allah belasını versin!” deyip kürsüye doğru ilerledi. Mehmet Hulusi Efendi “Allah senin belanı versin!” diye bağırdı. Hoca kürsüden bir basamak aşağıya indiği sırada, Emin yetişti Hocaya kuvvetli bir tokat aşk etti. Sarık, fes yuvarlanıp yere düştü. Sen misin bu tokadı vuran. Pek azı müstesna, meclisteki hoca takımının hemen hepsi Emin beyin üzerine çullandılar. Ağzı burnu kan içinde kalan Emin beyi diğer mebuslar kurtarırlar. Emin bey daha sonra Damar Arıkoğlu’na gönderdiği mektupta Mehmet Hulusi Efendi için şöyle yazıyor. “Tarihin tanıklarından edindiğimiz kaynaklar ışığında edindiğimiz bilgilere göre, Mehmet Hulusi, BMM 1. Dönem Bozok(Yozgat) Mebusu olmak için Yozgat'ı karıştırdığı, yakıp yağmalattırdığı yetmezmiş gibi aynı tavrını Ankara’da da göstermiş ve Mebusluktan atılmış” .(Damar Arıkoğlu anıları)

Avni Doğan Bey: 1908 meşrutiyet meclisinde mebus olan Hayrullah Efendinin oğludur. Mülkiye mezunudur. Çapanoğulları ile de ana tarafından akrabalığı vardır. Kızılkoca-Şefaatli nahiyesi müdürüdür ama bu memuriyeti kendisini tatmin etmemektedir. İstikbali için daha güzel görevler düşlemektedir ve bu konuda da Yozgat’ta kendisine rakip istememektedir. Mustafa Kemal’e gerekli gereksiz birçok konuda mektup yazar telgraf çeker. Maksadı, ismi Mustafa Kemal’in zihninde iz bıraksın. Daha sonra Ankara valisi olacaktır. Hakkındaki bir rivayette şöyle. Akdağlı Bahri beyin eniştesi olan Yozgat Belediye Başkanı Akif Beyin hanımı rahatsızlanır ve Ankara’ya giderler. Eşinin tedavisi sırasında Akif Bey de rahatsızlanır. Avni Doğan eve bir doktor getirir. Doktor bir iğne yapar ve Akif Bey ölür. Bu olay aile arasında hep şüphe ile konuşulur. Avni Doğan Bey, daha sonra yazdığı Kurtuluş Kuruluş ve Sonrası kitabında Çapanoğullarından sitayişle bahsedecektir.
Sabık Arapkir Kaymakamı Süleyman Sırrı Bey (İçöz) :Yozgat İdadisini bitirmiştir. Herhangi bir imtihana filan girmeden idarecilikle başladığı devlet memuriyetinde bir süre Arapkir Kaymakamlığı yapmıştır. Daha sonra Ankara Hükümetinde Yozgat mebusu olacaktır. Bozok isminin Yozgat olarak değiştirilmesi için meclise önerge veren kişidir. Milli mücadele için Ankara’da teşkil edilecek Meclise üye seçilmesi çalışmaları sırasında Çapanoğullarına karşı tavır almış, Çapanoğullarının itibarını düşürmek için çok gayret sarf etmiştir. Anılarında, Çapanoğullarını ikna için Atatürk’ten izin istediğini, Keskinli Rıza Bey ile birlikte her şeyi göze alıp Yozgat’a geldiklerini, Celal Beyin kendilerini hapsettirdiğini ama gece oğlunun gelip kendilerini hapisten çıkardığını söyler. Bu ifade iki nedenle gerçek olamaz. Bir, Keskinli Rıza Bey Çapanoğullarının akrabasıdır. İki, büyük bir kuvvetle Yozgat’ı ele geçirip idareye el koyan Çapanoğullarının izni olmadan kim nasıl ve ne cesaretle onu hapsedildiği yerden çıkarabilir. Süleyman Sırrı Bey daha sonra olaylar son bulup Çapanoğulları affedildikten sonra bile kin kusmaya devam eder. Mecliste görüşmeler yapılırken Çapanoğlu beylerinin ve onlara katılan beylerin imzalayıp bankaya bıraktıkları 5 Milyon kuruşluk senedi sallayarak kürsüden şöyle seslenir; “Hulâsai kelâm efendiler; bunlarda kesilmiş kuyruk acısı vardır ve bu millette bir ciğer acısı vardır ki Hilâfet Ordusu...(Çapanoğullarını kastediyor). Onlarda acı, bizde bu acı baki kaldıkça imtizaca imkân yoktur. Bugün olmazsa yarın behemehâl bir Hilâfet Ordusu teşkil edecektir. Bendeniz bundan sonra böyle bir vesikanın elime gelmesine şahit olamam. Değil bunların en büyüğü, en ufağına kadar memleketten gitmesine taraftarım.” (Çapanoğullarının yurt dışına sürülmelerini talep ediyor). Atatürk'ün 1 Mart 1921'de mecliste yaptığı açış konuşması sırasında isyanlardan bahsederken, Yozgat, Zile, Akdağmadeni ve Sivas çevresi baş kaldırmaları deyince Süleyman Sırrı İçöz oturduğu yerden şöyle seslenir: "Paşa Hazretleri rica ederim. İsyan Yozgat'ın değildir. Çapanoğullarınındır." Atatürk, onu hiç yanıtlamadan konuşmasını sürdürmüştür. Olayların üzerinden dört yıl geçtikten sonra bile TBMM meclisinin 3 Mart 1924 tarihindeki 2.birleşiminde kürsüye çıkıp elindeki belgeyi göstererek Çapanoğullarının başkaldırı için Padişahtan yardım aldıklarını iddia ederek şöyle der.

SÜLEYMAN SIRRI B. (Bozok) — “Muhterem arkadaşlar kabul ettiğimiz birinci madde mucibince Halifeyi Hal'ettik. Hilâfet Makamının hakiki mercii Meclisi Âli olduğunu, orada Hilâfet Makamı denilen bir sandalyanın ariyet bulunduğunu o madde ile teyid ettik. Şimdi mesele halledilen Halife ve hanedanın, memleketten ihracı meselesidir. Malûmu âlinizdir ki 1 Teşrinisani karariyle Meclisi Âli, saltanatı, hilâfetten ayırdı. Elinden kudreti icraiyesi alınan o hanedan; hilâfete hâs bir vaziyet takınması lâzım gelirken, öteden beri adat ve ananesi veçhile yine sureta Halife idi. Hakikatte manevi bir saltanat kurdu. Daha evvel Halife Ordusu namıyle teşkil ettikleri kütleyi memleketin İçerisine saldırarak milleti kana boyadı.

MUSTAFA B. (Tokat) — Canım hepimizin bildiği şeyler kellem kellem lâyenfa.

SÜLEYMAN SIRRI B. (Bozok) — Reis Beyefendi! Meclisi Âliyi Mustafa Bey temsil ediyorsa (kürsüden)inelim, benim de hakkı hürriyetim var... Hulâsai kelâm efendiler; bunlarda kesilmiş kuyruk acısı vardır ve bu millette bir ciğer acısı vardır ki Hilâfet Ordusu...(Çapanoğullarını kastediyor) Onlarda acı, bizde bu acı baki kaldıkça imtizaca imkân yoktur. Bugün olmazsa yarın behemehâl bir Hilâfet Ordusu teşkil edecektir. Bendeniz bundan sonra böyle bir vesikanın elime gelmesine şahid olamam. Emredersiniz, müsaadenizle arz edeyim; (Ziraat bankasından alınan 5.000.000 kuruş karşılığında bırakılan senet’deki ifadeleri okuyor.)
Kuruş 5.000 000 Yalnız beş milyon kuruşluk varakai nakdiyedir. Makamı Mukaddes Hilâfetpenahiye ve Hükümeti Osmaniye ye karşı ilânı isyanla Anadolu'da bir hükümet teşkiline kıyam etmiş olan bağilerin tedibi için biinayetillâhi tealâ teşkiline muvaffak olduğumuz Süvari ve Piyade efradının maaşat ve masarifatı sairesine sarf etmek üzere Yozgat Ziraat Bankası mevcudundan balâda muharrer beş milyon kuruşun alındığını mubeyyin işbu mazbata ita kılındı.16 Haziran 1336(1920)

Yalanın bu kadarına pes doğrusu. Senet’de Ziraat Bankasından alındığı yazıldığı halde nasıl olurda Sultan Vahdettin tarafından verildiği iddia edilir. .Padişah verecekse neden bankayı aracı yapsın.Nitekim bu para zorla alındığından ve 45 bin lirası tekrar bankada bırakıldığından Çerkez Ethem veznedarı tehdit ederek paraya el koynuş ve zimmetine geçirmiştir.

Süleyman Sırrı Bey konuşmasına devam ediyor. “Binaenaleyh bundan sonra böyle bir vesikaya şahit olamam, değil bunların en büyüğü, en ufağına kadar memleketten gitmesine taraftarım.(Çapanoğullarının yurt dışına sürülmelerini talep ediyor.) Süleyman Sırrı’nın yukarıdaki iddiasına en güzel cevabı Çerkez Ethem Atatürkün huzurunda vermiştir. . “Orta Anadolu’da bir köşede, hiçbir ecnebi ve İstanbul hükümeti ile İrtibatı kalmayan Yozgat olayını söndürmekten acizsiniz, anladığım şudur ki, başlangıçtan beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız”
Süleyman Sırrı, TBMM nin yurt dışına çıkarılacakların tespit edilmeye çalışıldığı 22/23 Nisan 1924 tarihinde ki gizli celsesinde de yine Çapanoğullarını gündeme taşır. Yozgat hadisesi hakkında bir takrir vererek şöyle söyler.
SÜLEYMAN SIRRI BEY (Yozgat) — Yozgat hâdisesi isyaniyesinde (isyanında) Çapanoğulları maiyetinde bulunan ve merkumunun (çevresindeki) en gaddar ve müteneffir (nüfuz sahibi) kumandanlarından olan şaki Dedek’li Yahya ve biraderiyle avenesinin Yozgat eşraf ve hanedanından ve Müdafaai hukuk cemiyeti azasından Kadı Mehmet Efendiyi teşkilâtı milliye için burada bulunduğu sırada yakalayarak namusuna tecavüz ve arkasına merkep semeri vurmak suretiyle tahkir ve tezlil (aşağılama) ettikten sonra feci bir suretle katlettiklerini, ve hatta cenazesinin ademi defni (gömülmemesi) için köy heyeti ihtiyariyesini tehdit ettiklerinden cesedin hayvanat ve tuyuru (kuşlar) tarafından vahşiye parçalanmak suretiyle mahvolduğunu da işitmiştik. Merhumun biraderinden bu günkü Posta ile aldığım mektupta. Katiller hakkında şimdiye kadar bir muamele yapılmadığı. Ancak merkum Yahya ile biraderi ve bir refikinin üç dört gün evvel tevkif edilerek diğerlerinin güya istiman (aman dilediği) ve kuvayi milliye’ye iltihak etmelerinden dolayı kendilerine tebligatı kanuniye icrasına, Adliyenin bile cesaret edemediğini ve merhumun binlerce lira zayiatının tazmin edilmeyerek hukukunun göz göre izaa (zayi) edildiğini yazıyor. İrtikâbı (kötü) hıyanetle vatanın selâmetini tehlikeye ilka (terk) eden ve amali meşruai millete hadim (hizmet eden) kıymettar bir takım zevatın hayatına hatime (son) çeken bu gibi hazelenin (alçakların) günahları bilmem ki, affolunmakla vatan üzerinde açmış oldukları rahne (gedik) kapatılmış oluyor mu? Binaenaleyh, merhumun derdest ve tevkif edilmiş olan katilleriyle beraber diğer kuvayi milliyede bulunanların da hemen hapis ve tevkifleriyle orada müteşekkil Divanı harp tarafından serian(hızlıca) muhakemelerinin icra ve intacı (neticelenmesi) ve emvali (malları) mağsubesinin de (zorla alınmasının da) katillerin emvaline müracaat suretiyle tazmin ve telâfi ettirilmesi ve netice-i icraattan behemehâl Meclise malûmat itası (verilmesi) lüzumunun Müdafaai Milliye ve Adliye vekâleti Celililerine emir ve tevdiini arz ve teklif eylerim.” Ve devam eder.

SÜLEYMAN SIRRI BEY (Yozgat) — İzahat arzu buyurursanız arz edeyim. Bendenizin yalnız maruzatım, orada Divanı harp teşekkül etmiş. Tabii bu gibi ceraime (suçlara) vaziyet ettiği için oradan aldığım mektupta, Adliyece katiller hakkında tebligatı resmiye den çekiniliyor (Yani adliye katillere resmi tebligat yapmaya çekiniyor diyor yorumu okuyucuya bırakıyorum.) Mademki, Divanı harp teşekkül etmiş, Müdafaai Milliye Vekili Paşa Hazretleri divanı harp riyasetine, Adliye vekâleti de mahalli adliyesine işar etsinler(bilgi versinler). Evrak divanı harbe teslim edilsin, katiller hakkında takibat yapılsın ve neticeden Meclisi Âli haberdar edilsin. Bu mahkeme henüz burada, daha oraya gitmemiş.

12 Temmuzda 3.kolordu komutanlığını Selahattin Bey’e devrederek Ankara’ya dönen Albay Refet Bey(Bele) daha sonra İsmet Paşa’nın ricası ile Zile ve Yozgat isyanlarının bastırılması için tekrar Zile’ye geliyor. Oradan Büyük Millet Meclisi Riyasetine Çapanoğulları ile ilgili gönderdiği 1 Ağustos 1920 tarihli raporunda Çapanoğullarının bu tür olaylarla ilgisi olmadığını, bu olayların Deveci dağındaki şakilerle ilgisi olduğunu bildiriyor. Çerkez Ethem’ de konu kendisine intikal ettiğinde Ankara’ya çektiği telgrafında Çapanoğullarının bu işle bir alakası olmadığını, adı geçenlerin bölgedeki şakilerden olduğunu. Yozgat isyanının bastırılmasından sonra isyana katılanların ve çevrede eşkıyalık yapanların cepheye gitmeyi kabul ettikleri takdirde affedilecekleri vaadi ile ailenin diğer fertleri ile birlikte teslim olduklarını. Eşkıyalık yapanlardan“ahaliye” zarar verenlerin gerekli cezalara çarptırıldıklarını bildirmiştir. Çerkez Ehem’in bu ifadesini bazı milletvekilleri de doğrulamıştır.
Süleyman Sırrı Bey’in yukarıdaki konuşmasından sonra “Yüzelliliklerin” tespitine geçilir.

SÜLEYMAN SIRRI BEY (Bozok) — Efendim; iskat defteri evvelâ okunmalı, sonra alenî celseye(açık celseye) geçilip alenî de söylenmelidir.(Liste okundu)

İSMET BEY (Çorum) — Gazetelerde bunlara ait liste neşrolunmuştu. Hâlbuki Meclisi Âlinin Yozgat isyanı hakkında bir kararı vardır. Çapanoğullarına da şamil değildir (Çapanoğullarını kapsamıyor). Meclisin kararı hilâfına böyle bir şeyin icrası muvafık olmayacağını söyleyecektim. Heyeti Vekilenin bunu nazarı dikkate alarak çıkarmış olduğunu gördüm.(bu sırada vekillerin kendi aralarındaki konuşmaları zabıtlara geçmemiş ama Çapanoğullarının konuşulduğu aşikâr. Zira İsmet Bey konuyu kapatıyor). Bu bölümde listeye kimler girsin, kimler girmesin uzun tartışmalar var. Süleyman Sırrı Bey yine alaycı bir çıkış yapıyor.

SÜLEYMAN SIRRI BEY(Yozgat) — İsmet Beyefendinin şahadetinden Çapanoğullarının masumiyeti hakkında bana da kanaat gelmiştir. Binaenaleyh Riyaseti Celile’ye istiklâl madalyalarıyla taltiflerini teklif eylerim. (İsmet bey’in yukarıdaki konuşmasını kastediyor)

ŞÜKRÜ BEY (İzmir) — Ayıptır yahu. Meclisle alay ediyor, böyle şey olur mu?

SÜLEYMAN SIRRI BEY (Yozgat) — Niçin olmasın.(Gürültüler). Çapanoğullarını tezkiye etmek(temize çıkarmak) ayıp değil midir?

İSMET BEY (Çorum) — Reis Bey burada cereyan eden müzakere milletin mukadderatına taalluk eden en mühim mesaidir. Çapanoğulları da hakikat dedikleri surette tahribat yapmayacaklarına dair vaat yapmışlardır ve o suretle oturmuşlardır. Oğulları askere gitmiştir. Salih Bey (en küçük kardeş), hâkimdir bugün Kırşehir'inde.

SÜLEYMAN SIRRI BEY (Yozgat) — Kuvayı adiye’ye (isyancılara) kumanda ettiği halde hâkimdir.(Yine alay ediyor, hâlbuki Ağır Ceza hâkimliği yapan Salih bey o tarihlerde emeklidir. Başkaldırıya katılmadığından Atatürk Kırşehir de Avukatlık yapmasına müsaade etmiştir. Bu sözü ile Atatürk’ün affını da sindiremediğini açıklamış oluyor.)

Süleyman Sırrı İçöz’ün meclis kürsüsünden böyle Çapanoğullarını suçlayan bir sürü iftirada bulunmasından sonra Gazi Paşa kürsüye gelerek “ Efendiler, biraz önce kürsüde konuşan efendiye hiçbir surette katılmamız mümkün değildir. Bahsettiği aile, memleketimize geçmişte büyük hizmetlerde bulunmuşlar, hataları varsa da hatalarından vazgeçmişler, bu günde devletimize hizmette kusur etmemektedirler” diyerek Süleyman Sırrı’yı azarlamışlardır.
Süleyman Sırrı Bey’in Çapanoğullarına karşı beslediği husumetin bir nedeni de Çapanoğulları ile ilgili olmasa da Aynacıoğulları’nın Süleyman Sırrı Bey’in kardeşi Akdağ Kaymakamı Tahir Bey ile Askerlik şube başkanını Yozgat Sarıkaya’nın Alişar köyüne götürüp kurşuna dizmeleridir


Akif (Paşa ???): Rütbeli makamlı bir paşa değildir. Dedesi Akif paşadan dolayı ailesi kendisine paşa diye hitap ettiğinden adı öyle kalmıştır. Haris, Yozgat Sancağında tek adam olmak, rakip kabullenmemek, bu konuda önüne çıkabilecek engelleri ne pahasına olursa olsun yıkmak kararında bir kişilikte idi. Bu nedenle devamlı Çapanoğulları ile uğraşmıştır. Çapanoğlu Edip Bey’in gelini Şahinde Hanım(Çapanoğlu), Yozgat’ta hadiselerin bitmesinden sonra üsteğmen rütbesi ile sıkıyönetim komutanı olan Kılıç Ali’nin Çapanoğullarının Yozgat’ta ki konaklarını yıktıracağını duyar. O sıralarda Yozgat Belediye Başkanı olan eniştesi Akif Paşa’dan konakların yıkılmasını önlemesini rica etmek için ikamet ettiği Akdağmadeni’ den kardeşi Faik Bey’in şimdiki faytonlara benzeyen yaylı arabası ile Yozgat’a yardım istemeye gider. Belediye Başkanı Akif Paşa’nın çok kıskanç biri olduğunu ve Çapanoğullarını sevmediğini bildiği halde belki eniştesi kendi hatırını sayar da yıkıma mani olur diye ümitlenir. Akif paşa, “Şahende, yarın amcaları gelir bütün malı mülkü çocukların elinden alır bırak yaksınlar yıksınlar” deyince, tekrar Akdağmadeni’ne döner.

Şahende Hanım, Yozgat’tan Akdağmadeni’ne eli boş döndüğünü, eniştesinin Çapanoğlu konaklarının yıkılmasına mani olmadığını, hatta göz yumduğunu ve bu konuda kendisini aldattığını söylerdi. Çocukları ile birlikte gittiği Yozgat’tan, geldiği yaylı arabası ile Akdağmadeni’ne dönecekleri gün, Yozgat milletvekili Rüstemzade Rıza Bey ile Akdağmadeni’ne yeni tayin edilen kaymakam Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey’in kardeşi Abdülkerim Bey’in de Akif Paşa’nın yaylı arabası ile Akdağmadeni’ne gideceklerini öğrenir. Belediye başkanı olan eniştesi onlarla birlikte konvoy halinde gitmelerinin daha uygun ve daha emniyetli olacağını söyler. Zira o günlerde Yozgat-Akdağmadeni arasında şakiler yüzünden sık sık soygun olayları olmaktadır.

Konvoyun korunmasını da Kılıç Ali, 80 kişilik müfrezesi ile üstlenir. Ancak yolun yarısında Kılıç Ali, Şahende hanımın yaylısına başını sokup ”Aldığı bir istihbarata göre Aynacıoğlu gurubundan Deli Hacı çetesi’nin Babu köyünde olduğunu, kendisinin asilerin üzerine gideceğini söyler. Aynı şeyi öbür yaylıdakilere de söyler. Siz şoseden ayrılmayın şurdan Abdurrahmanlı köyü içinden geçin, ben Oluközü köyünde size yetişir Akdağmadeni ne beraber gideriz’’ der ve hemen konvoydan ayrılıp Karamağara üzerinden Babu’ya gider. Kılıç Ali’nin beceriksizliği, basiretsizliği burada da kendini gösterir. Yanlış istihbaratla yanlış yoldan gönderilen konvoy, Rum nüfusu fazla olan ve Rum sanatkârların yaşadığı Abdurrahmanlı köyünde atlarını nallatan ve işleri bitmek üzere olan asilerin ellerine düşerler. Çeteler, gelen yaylıların arkasında kuvvay-ı milliye var zannederek hemen atlarına binip süratle köyün harman yerine doğru sürerler. Ancak gelen başka kimse olmadığını anlayınca geri dönerler.

Asilerin elebaşısı olan Deli Hacı ve adamları milletvekili Rıza Bey’i tanırlar, kaymakamı da öğrenirler. Şahende Hanımın da Akdağlı Bahri Bey’in kız kardeşi olduğunu öğrenirler. Deli Hacı, “bacı seni tanıdım sen Bahri Bey’in bacısısın” der. Şahende Hanım, “Bahri Beyin bacısıyım amma Çapanoğlu Edip Beyin de geliniyim” der. Böyle söyleyince biran duralarlar. Deli Hacı “bacı bu adamların paraya ihtiyacı var birkaç kuruş versen iyi olur” deyince, Şahende Hanım, “Biz ticaretten gelmiyoruz ki, evlerimizi, konaklarımızı kurtarmaya gittik onu da beceremedik” der. Deli Hacı kendisine ve yanındaki bayan akrabasına saygılı davranır ama “bacı ağabeyine söyle hanımımı serbest bıraksın yoksa evinizi, barkınızı yakarım’’ şeklinde gözdağı verir. “Bu gece burada köyün papazının evinde misafir kalacaksınız, hiçbir yere ayrılmayacaksınız” der. Asiler esir aldıkları milletvekilini, kaymakamı ve iki arabacıyı don gömlek soyarlar. Yaylının iki atını çözerler, yaylıdaki bavulları atlara yüklerler. Rehin aldıkları kişileri de Deveci Dağına götüreceklerini söyleyerek köyden ayrılırlar.

Bir süre sonra adamlarından birisi tekrar köye gelerek köyde olup olmadıklarını kontrol eder. Adam gittikten sonra Şahende Hanım, arabacısı Şâkir ağa’ya atları koşturur ve “Atlar çatlasa da bu gece Akdağmadeni’ne varacağız Şâkir ağa” der. Köylülerin “Gece yola çıkmayın her taraf eşkıya dolu” uyarılarına rağmen köyden kaçarlar. Nihayet atlar kan ter içinde Oluközü köyüne ulaşırlar. Akdağmadeni’ne gelirler ki 100 atlı onları bekliyor. Bu sırada Oluközü köyünde konvoyu bekleyen Akdağlı’lar, Milletvekili ve Kaymakamın kaçırıldığını öğrenince aslen Gümüşhaneli olan ve dağlarda maden arayan Çekiç Ahmet, 40 kişilik gönüllü bir gurup teşkil ederek cesaretle asilerin peşinden gider kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar. Kılıç Ali’nin donanımlı 80 askeri ile yapamadığını 40 kişilik gönüllü bir vatandaş gurubu, eline geçirdiği silah vs ile yapar, kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar.

Şimdi biz yine dönelim Çapanoğlu kardeşlere.1989 yılında kurulan İttihat ve Terakki partisinin kurucularından olan bu zatlar son dönemde bu partinin yaptığı yolsuzlukları, hukuksuz ve kanunsuz davranışları şiddetle ve ısrarlı bir şekilde tenkit edince partiden de ihraç edilirler. Bu parti1908 II. Meşrutiyetin ilanını sağlasa da partinin kurucularından Enver Paşanın 1809 da
II. Abdülhamit’i tahttan indirmesi ve ardından türlü yanılgılar sonucu özellikle Enver Paşa’nın hataları yüzünden Osmanlı Devletinin Birinci Cihan Savaşına girmesine sebep olup onca vatan toprağının kaybedilmesi yüzünden partiye karşı bir kin ve nefret duymaktadırlar. Mustafa Kemal’de bu partinin ilk kurucularından olduğundan ona karşıda ister istemez bir güvensizlik duyulmaktadır. Dolayısıyla bu hareketi de ittihat ve Terakki Partisi hareketi olarak algılamak yanılgısına düştüler. Bu yüzden Kuvay-ı Milliye’ye bu ön yargı ile baktılar ve kabullenemediler. Hâlbuki Mustafa Kemalde aynı nedenlerle parti ile ilişkisini kesmiştir. Çapanoğlu Kardeşler, Halife Padişah ile Mustafa Kemal arasında bocalamaktadırlar.

Herkesin bildiği gibi payitaht İstanbul’dadır. Ankara’da da Mustafa Kemal’in Angara Hökümat’ı veya Gongra diye bilinen bir hükümet kurduğu söylentisi vardır. Mustafa Kemal Ankara da kuracağı yeni meclis için Yozgat’tan da üye seçilmesini ister. Çapanoğlu kardeşler ile Yozgat eşrafından bazı kimseler ve Müftü Mehmet Hulusi Efendi(Akyol) Mutasarrıflıkta toplanırlar. Eski husumetten dolayı Edip ve Celal Beyler ile Müftü Hulusi Efendi arasında sert bir tartışma çıkar. Babası yanlarında köle olan ve kendileri tarafından okutulup eğitilen birisinin kendilerine böyle saldırmasını hazmedemeyen Edip ve Celal Beyler kırgın ve kızgın bir şekilde toplantıyı terk ederler. Bu olay aradaki husumetin derinleşmesine sebep olan birinci olaydır.

İkinci olay, Mustafa Kemalden gelen bir telgrafa cevap yazılması hadisesidir. Müftü Hulusi Efendi haris ve her yerde kendi sözünün geçerli olmasını isteyen bir kişidir. Telgrafa kendi yazdığı şekilde cevap verilmesini istemekte ve başkasını kabul etmeyeceği konusunda ısrar etmektedir. Celal Bey’de cevabın devlet lisanı ile ve münasip bir şekilde verilmesini istemektedir (kendi el yazısı ile kaleme aldığı hatıralarını da devlet lisanı ile kaleme almış). Tartışma büyüyünce Celal Bey “senin yaşın kadar benim devlet hizmetim var elbette benim yazdığım şekilde çekilecek” der ve onun yazdığı şekilde çekilir. Müftü bunu hazmedemeyip Çapanoğullarına karşı daha bir cephe almıştır. Bunda babasının Çapanoğullarının hizmetinde bulunmuş olmasının ezikliğinin de olduğu da rivayet edilir.

Üçüncü olay ise iane toplanması olayıdır. Müftü bir Cuma hutbesinde milli mücadele için halktan iane toplanmasını ister. Beyler buna karşı çıkarlar. Çünkü halkın durumu malumdur. Eğer bir bağış yapılacaksa, aile halktan bir şey talep etmeden gerekeni yapacaktır. Nitekim bu konuda Celal beyin kendi birikiminden bir kese altını ilk ağızda Keskinli Rıza Bey vasıtasıyla bizzat Mustafa Kemale gönderdiği bilinmektedir. (Torunu rahmetli Seval Zengin Hanımefendi bizzat teyit etmiştir.) Mehmet Hulusi Efendi bu durumu Ankara’ya, Çapanoğulları Milli Mücadeleye karşı geliyorlar şeklinde iletir. Bunun üzerine Çapanoğullarının evleri polis müdürlüğünce ablukaya alınır ve giren çıkanlar fişlenir. Celal beyin Ankara Valisi Galip Bey ile görüşmesinden sonra abluka kaldırılır.

Atatürk, Çapanoğullarına akraba olan Akdağlı Bahri Bey (Tatlıoğlu) ile Keskinli Rıza Bey’i Çapanoğullarını ikna için arabulucu olarak bizzat Yozgat’a göndermiştir. Gönderilen aracılar Çapanoğullarını ikna da etmişler. Hatta Ankara’ya külliyetli miktarda canlı kümes hayvanları göndermek için kafesler yaptırıldığı da bilinmektedir. Çünkü Çapanoğulları gerek savaşlarda tüm ordunun, gerekse kıtlık zamanlarında İstanbul’un tüm et ve un ihtiyacını karşılamışlar bu konuda da padişahların teveccühlerine mazhar olmuşlardır. Sultan Selim, İngiliz donanması Boğaza girip İstanbul kuşatma altıda olduğunda kardeşi gibi gördüğü Çapanoğlu Süleyman Bey’e bizzat kendi el yazısı ile şu mektubu göndermiştir. “Hizmetini ve sadakatini bilirim. Bu defa İstanbul’un zahiresi için sana ferman göndermiş idim. Göreyim seni memur olduğun hizmetin icrasına Gayret eyle, İstanbul’a peyderpey zahire ve koyun göndermeye ziyade gayret edesin. Zira boğazlar kapatıldı ve zahire hususu pek güç oldu, sen her türlü hali bilirsin. Tecrübe sahibi, bilgili ve sadık kulumsun, bu mevzuda ıstırabımı düşünüp hemen elinin eriştiği erzak ve zahireyi İstanbul’a gönderip ve etrafa ve tehlikelere karşı dikkatli ve basiretli olasın. Zira her taraftan düşmanlarımız başkaldırdı. Rabbim din ve devlet düşmanlarını kahr eylesin. Anadolu da seninle teselli buluyorum. Hüda muvaffak eyleyip mahcup eylemesin. Hemen şu zahire ve koyunlar, keçiler maddesine gayret edesin senden çokça isteğimdir”. Çapanoğulları, Osmanlı Rus savaşlarında savaşa kendi kuvvetleri ile bizzat katıldıkları gibi 18.000 kırmızı altın da bağışta bulunmuşlardır.

Bahri Bey ise, Meşrutiyet Meclisinde de Milletvekilliği yapmıştı ve Mustafa Kemal’i çok önceden İstanbul’dan tanımaktadır. Mustafa Kemal Samsuna Ordu Müfettişi olarak tayin edilip hazırlıklarını yaparken İngilizler kendisini yakalamak için birkaç defa Beşiktaş/Akaretlerdeki annesinin ve kız kardeşinin oturduğu evi basarlar. İşte Bu günlerde Bahri Bey Mustafa Kemal’i İstanbul Samatya’da ahbabı olan bir Ermeni’nin evinde saklar. Gerek Çapanoğulları gerek Bahri Bey, Ermeni tehciri sırasında sürgüne gönderilen Ermenilere sürgün yerlerine sağ salim varabilmeleri için çok yardımcı olmuşlardır. Bu yüzden tanıdıkları çok Ermeni aile vardır. Bahri bey, Mustafa Kemal Samsuna gitmek için yola çıktığında da yanına yarım teneke kadar altın vermiştir.

Dördüncü olay, Ramazan ayında Çapanoğlu Büyük Camiinde bir Cuma hutbesinde müftü sözü milli mücadeleye getirip Çapanoğullarını ima ederek hainlikle suçlayıcı ve hatta hakarete varan sözler söyleyince cami çıkışında Celal Bey müftünün önünü kesip “bizim camimizde bizim ailemizin aleyhinde söz söylemeye utanmıyor musun” der. Müftünün de karşılık vermesi üzerine hiddetlenerek elinde bulunan asa ile müftünün yüzüne vurması aradaki düşmanlığı büsbütün artırmıştır.

Bu sırada Yenihan da (Yıldızeli) Postacı Nazım, zimmetine geçirdiği paralardan dolayı sıkı bir takibata maruz kalmış çareyi dağa çıkıp isyan çıkarmakta bularak etrafına adam toplamıştır. Bu hadise üzerine, vaziyeti tahkik için bulunduğu Maraş’tan Yıldızeli’ne gönderilen Kılıç Ali, Akdağmadeni’ne gelince Ankara’ya bir telgraf çekerek asilerin( Postacı Nazım ve diğer çeteler) çok kuvvetli olduklarını, bu nedenle daha büyük ve teçhizatlı bir birliğin gönderilmesinin uygun olacağını bildirip oradan da 1 Haziran 1920 günü Yozgat’a gelir.

Bu telgraf metni Akdağmadenililer tarafından öğrenilince asilerin daha da cesaretlenmelerine ve bir kısım Akdağmadenli’ninde asilere katılmasına vesile olur. Kılıç Ali birkaç gün Yozgat’ta kalır. Bunu fırsat bilen müftü Hulusi Efendi, Kılıç Ali’yi Çapanoğulları aleyhinde doldurur. Bir şeyden haberi olmayan Kılıç Ali, Çapanoğullarını cezalandırmak ister ve Kuvay-ı Milliye için Edip ve Celal beylerden 500 er altın iane vermelerini talep eder. Kuvay’ı Milliye Müfrezeleri, ordu birlikleri gibi disiplinli, kanun ve nizamlara riayet eden askeri birlikler değillerdi. Gittikleri yerlerde emir ve komuta zincirinin haberi olmadan kendi takdir ve keyiflerine göre talepte bulunuyorlardı. Bazen tehdit, bazen zorla istediklerini alıyorlardı. Nitekim bu olaylar Mustafa Kemal Paşa’ya ulaşınca ilgilileri uyaran şöyle bir genelge göndermişti.

TAMİM
Sivas 31.10.1335 İzmit, Adapazarı, Bursa, Konya, Balıkesir, Heyeti Merkeziyetlerine.
Kuvvayı Milliye’ye mensubiyetlerini iddia eden bazı eşhasın menfi zatiyelerini temin maksadıyla hareket ve tahakküm etmek teşebbüsatında bulundukları işitildi. Gayri meşri ve gayri kanuni harekâtın teşkilatı milliye de yeri yoktur. Bu gibiler hakkında hükümetin kanunu tatbik eyleyeceği muhakkaktır. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyeti Temsiliyesi Namına Mustafa Kemal.


Kılıç Ali, Edip ve Celal beylerden ret cevabı alınca Çapanoğullarını konaklarında göz hapsine aldırarak kapılarına nöbetçiler diker. Bu askerler gereği kadar disiplinli olmadıklarından, evdeki hanımlara genç kızlara sözlü tacizde bulunmaya başlarlar. Bu olayı Avni Doğan Bey Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası kitabında bakın nasıl anlatıyor “Kılıç Ali’nin gönüllüleri kim bilir kimin tahriki ile (bu cümleyi dikkatinize sunuyorum.) Celal ve Edip beylerin konakları önünde bağırıp çağırmaya ve söğüp saymaya başlarlar.

İşte iki kardeş yapılan bu ahlaksız taciz ve tahrik sonucu gururlarına yediremeyip kardeşleri Salih Bey ile akrabaları Vasıf, büyük deden Mahmut ve oğlu dedem Muhlis Bey’leri de alıp o gece Yozgat’tan ayrılıp Köhne’ye (Sorgun) giderler. Kılıç Ali’nin bu sert, basiretsiz ve ahlaka sığmayan davranışları ve Ankara’ya gönderdikleri kardeş çocukları Yusuf Ziya Bey’in “hükümetin elinde yeterli askeri güç ve kuvvetin bulunmadığı, hükümet erkânının güvenilir kimseler olmadığı, ellerinde silahları bile olmadığı, tahta tüfeklerle eğitim yaptıkları şeklinde verdiği yanlış istihbarat Kuvvayı Milliye’ye güvenlerini sarsan etkenler oldu. Arapseyf nahiyesinde ki kardeşleri Halit Bey, 300 silahlı adamı ile Yozgat’ı basacağını Kılıç Aliye bildirince zoru gören Kılıç Ali 7 Haziran1920 de Genel Kurmaya şu telgrafı çeker. “Yıldızeli ve Zile ayaklanmasının bastırılmasında ihmal gösterilmiş ve geç kalınmıştır. Bütün kaza halkı hükümeti zayıf, asileri kuvvetli görüyor. Bu nedenle Yozgat’tan hareketim sırasında bana katılmaya söz vermiş olan mebuslarla, din adamları vazgeçmişlerdir. Kuvvetim burada tutunmaya müsait değildir.” Bu telgraftan anlaşıldığına göre Kılıç Ali durumu pek karamsar görerek moral bozukluğuna kapılmıştır. Durumun nezaketini hisseden Kaymakam Bekir Sami (Baran) da Kayseri’ye kaçar. 9 Haziran 1920’de Yozgat’ta sıkıyönetim ilan edilerek başına da tümen komutanı yetkisiyle Kılıç Ali Bey getirilir. Niğde’deki 11. tümenin 33. alayını Kayseri’deki taburu da yardıma gönderilir ve tabur 11 Haziran’da Kılıç Ali Bey’e katılır. 13 Haziran’da şehri kuşatan Çapanoğulları, 14 Haziran’da şehre girerler. Kılıç Ali 60 kişilik müfrezini alarak Boğazlıyan’a kaçar. 7 Haziran 1920 ve 20–21 Haziran 1920 telgraf raporlarından anlaşılıyor ki, karamsar tablolar çizerek görevden kaçmak, Ankara’ya dönerek mebus dokunulmazlığına sığınarak rahatça yaşamak istemektedir. Asilerle yaptığı çarpışmada yenilip hüsrana uğrayan Kılıç Ali, Çerkez Ethem’e şöyle bir telgraf çeker. “Efendim, müfrezemin ihaneti yüzünden Boğazlıyan’daki çatışma sırasında bozuldum. Ancak birkaç yakın arkadaşımla Kayseri ye gelebildim. Gerek süvari müfrezem, gerek bundan başka Boğazlıyan’da bulunan piyade taburu bütünüyle bozuldu. Bir bölümü ayaklanıcılara katıldı. Boğazlıyan ayaklanıcıların eline düşmüş bulunuyor” . Çerkez Ethem’in bu telgrafa cevabı ağır olur. “Üzüntü verici bir bozgun. Fakat ben bu gibi rezaletlerden bıktım. Elinizdeki top ve tüfeklerle sopalı ayaklanıcıları silahlandırıyor, şımartıyorsunuz. Şimdi size ne gibi bir emir vereyim? Bunun için doğruca Ankara’ya git”
Kılıç Ali anılarında sebep olduğu bu rezaletlerden hiç bahsetmediği gibi olayı kısaca şu satırlarla geçiştirmiştir. “ Yozgat’ta Çapanzade Halit ve kardeşi Ziya’nın ( yanlış bilgi; bunlar kardeş değil) asilere katılmaları ve haklarında hiçbir işlem yapılmaması halkın kafasını karıştırmıştı. Çerkez Deli Mustafa ile Postacı Nazım adlı başıboşlar çevrelerine topladıkları önemli kuvvetlerle Yenihan (Yıldızeli) ve Zile havalisinde, Deli Ömer adlı asi ise Akdağmaden’inde faaliyet gösteriyorlardı. Hemen şehrin ileri gelenlerini, önde gelen devlet memurlarını topladım ve bana katılarak, halka önayak olmak üzere görev almalarını istedim. Başlangıçta kabul ettiler. Çapanzade Halit’in kardeşi Celal’in tezviratıyla, ertesi gün, bana katılmaktan vazgeçtiklerini bildirdiler. Çerkez Ethem Bey emrindeki kuvvetler Yozgat ayaklanmasını bastırmayı başarmıştı. Bizde, isyancıların arkalarındaki bölgeden yeni kuvvet almalarını önledik.”
Mustafa Kemal Paşa, Çapanoğullarının nüfuzunun, Milli Mücadelemiz için çok değerli olduğunu biliyordu. Önce Mutasarrıflık kanalı ile şöyle bir mektup gönderir. “Siz müteneffizandansınız. Halifeyi ve memleketi müstevlilerin tahakkümünden kurtarmak için milis kuvvetlerine ihtiyacımız vardır. Eğer sizler böyle bir kuvvet teşekkül ettirebilirseniz çok yerinde olur.” Onlarda aynı kanalla “Bizler yaşlı kimseleriz. Ne vakit kuvvetli bir teşkilat ve hükümet taazzuv ederse tabi olacağımız lâzımedendir” şeklinde mukabele ederler. Daha sonra Yozgat Mebuslarından Süleyman Sırrı (İçöz) ve Mehmet Hulusi Efendi ile Keskinli Rıza Bey’i Yozgat’a göndererek Çapanoğullarına memleketin durumlarını anlatmalarını ve onları, Milli Mücadele' ye destek olmaları için ikna etmelerini" istedi. Bunlar Şimdi ki Ziraat Bankasının yerindeki zamanın belediye binasında Edip, Celal ve Salih Bey’leri toplantıya çağırırlar. Toplantıda Hulusi Efendi’nin toplantının nezaketine yakışmayacak ve hakaretamiz bir şekilde hitapları üzerine Sinirlenen Edip Bey adamlarına emir vererek bunları uzun yıllar askerlik şubesi olarak kullanılan binanın üst katına hapsettirir.

Aracılar ilk başlarda etkili olsalar da bu konuda başarılı olamadılar. Bu başarısızlıkta, o zamanki Yozgat Müftüsü’nün tahrikleri, Kılıç Ali’nin basiretsiz ve tutarsız davranışları, Yozgat’ta yeni, yeni söz sahibi olmaya başlayan bazı ailelerin fitne ve fesatlıkları, Ankara ile gerekli iletişimi sağlayamayan Çapanoğlu beyleri içinde bulundukları durumu kavrayamamaları sonucu bir başkaldırıya adeta sürüklenmişlerdir.

Çapanoğlu beyleri emekli olup Yozgat’a yerleşince zamanla servet ve mevki sahibi olan bir kısım eşraf bundan hoşnut olmadılar. Hatta bunlarda nereden çıktı havasında oldular. İki tarafa da asılsız laf getirip götürenler, kışkırtanlar, bölücü fitne takımı, Çapanoğullarının hep "isyan edecekleri" tezini, Ankara Hükümeti nezdinde işlediler Bunların başında Müftü Mehmet Hulusi Efendi. Süleyman Sırrı, Başçavuşzade Behçet ve kardeşi Ahmet Efendi, hapishane müdürü Mehmet Efendi ve jandarma kumandanı Tevfik Bey geliyordu. Bunların gizli birliktelikleri ve desiseleri ile Çapanoğulları ailesi yalnız bırakılarak, adeta isyana itildiler. Meclis kürsüsünden Şükrü Efendi (Karahisarı) bakınız ne söylüyor? Bu millet isyankâr değildir. Şurada Yozgat’ta isyan çıktı deniliyor. Bendeniz Yozgat isyanını tetkik ettim, sui idare neticesidir. Bakınız efendim Yozgat isyanı yalnız sui idare neticesi değil, bu Meclisin kendisini gösterememesi neticesidir. Bir islâm cemiyetinin, memaliki Osmaniye ve islâmiye mümessillerinin burada toplandığını bildirmemektedir.

Neden oraya muktedir adamlar göndermedik, biz daha doğrusu yalnız İcra Vekillerine değil kendimize de kabahat bulmalıyız.


Yaşanan olaylar ve Kılıç Ali’nin telgrafları neticesi İsmet Paşa, Sivas’taki 3. kolordu kumandanı Albay Hüseyin Selahattin bey’e emir vererek Çapanoğlu Edip ve Celal beylerin yakalanıp tevkif edilmelerini ister. Albay Selahattin Bey de, bu görevin yerine getirilmesi için, Yozgat Mutasarrıf Vekili Arif Hikmet Bey’e bu emri havale eder. Fakat Arif Hikmet Bey, bu haberi Çapanoğullarına haber verir. Durumu öğrenen Çapanoğlu Edip ve Celal Beyler, beraberlerine kardeşleri Halit ve Salih beyleri, enişteleri Mahmut bey ve çocukları Şekip, Mekki, Osman, Muhlis beyleri, damatları Abdülkadir Bey, Halit Bey’in damadı Mustafa Bey ve kendilerine destek veren Yozgat eşrafından Hafız Şahap, Kara Hakkı, Osman bey ve birkaç kişiyi de alarak 8–9 Haziran 1920 de Yozgat’ı terk ederek 35 Km. uzaktaki Köhne-Sorgun Nahiyesine giderler. Yol Boyunca ve sonra haber salınan her köyden 15-20 civarında atlı ve silahlı köylüler de katılınca 2000 kişilik bir müfreze ortaya çıkar. Çapanoğulları ve onlarla birlikte olanlar 13 Haziran 1920 günü Yozgat’ı ele geçirirler. Mustafa Kemal’in ayaklanma ile ilgili görüşünü sorduğu İsmet paşa şöyle cevap vermiştir. “Paşam, Çapanoğulları, kız alıp vermelerden dolayı bütün civar ailelerle akrabadır. Eğer bastıramazsak saman alevi gibi büyür söndürmek mümkün olmaz”.

Hakikaten İsmet paşanın dediği gibi, tarih kitaplarında sözü edilmeyen birçok aileler, toprak sahibi beyler ve alevi dedeleri ile çevredeki çeteler, bu başkaldırıya ya katılmış ya da katılmadan destek vermişlerdir. Nitekim Çapanoğullarına baskı yapmaları için Ankara’ya çağrılan bazı Alevi Dedeleri, bu davete değişik mazeretler ileri sürerek katılmamışlardır. Yozgat, Çorum, Amasya, Zile, Yıldızeli, Tokat, Niksar, Çamlıbel, Akdağmadeni, Boğazlıyan vs. bölgeleri tamamen ele geçirilmiş, Ankara hükümetinin gönderdiği kuvvetler başarılı olamamıştır. Yozgat ve yöresinde başlayan Çapanoğlu isyanının büyüklüğü ve gerekli önlem alınmadığı takdirde Çankırı ve Çorum'a kadar da yayılabileceği hususunda 16 Haziran 1920'de Genel Kurmay Başkanı Albay İsmet (İnönü) bu ayaklanmaları bastırmak için o sırada Çerkeş'te bulunan Albay Refet (Bele) Bey'e yazdığı telgrafta: "Yozgat düştükten sonra Çorum ve Çankırı'nın da tehlikeye düşmesi muhtemeldir. Bunlar da düşerse kargaşalık çok genişlemiş olur. Çerkeş'te toplanan kuvvetle Çankırı'ya hareket gereklidir. Ne vakit hareket edeceğinizi bildiriniz” diyordu.

İsmet İnönü, Çerkez Ethem’e gönderdiği telgrafta da "Akdağ Madeni, Yozgat, Alaca isyancıların elinde, Yenihan, Tokat, Mecitözü, Çorum, Sungurlu, Keskin ve Mecidiye bizim elimizdedir"demektedir.Ethem kuvvetleri 18 Haziran akşamı Ankara'da toplanabileceklerdir" diyerek isyanın boyutları hakkında aydınlatıcı bilgiler vermektedir. Bu sırada isyanı bastırmak için bölgeye gelen Kılıç Ali, Çapanoğlu Celal Bey’in kendine bir mektup gönderdiğini, mektupta; "Halife ordusunun maksadı Mustafa Kemal ile yedi arkadaşını yakalamaktır. Kırşehir Mebusu M. Rıza Bey ile temas ve muhabere halindeyiz. Kırşehir üzerinden Ankara'ya yürüyeceğiz" diye yazdığını bildirirse de, bu ifadenin doğruluk derecesi şüphelidir (araştırmamızda böyle bir belgeye rastlamadık). Çünkü Kırşehir Mebusu Rıza Bey, TBMM tarafından Trabzon Milletvekili Hüsrev (Gerede) Bey ile birlikte, bu isyanın genel durumu hakkında tespitlerde bulunmak üzere bölgeye gönderilmiş, TBMM Başkanlığı'na çekmiş oldukları telgrafta, isyanın büyümesinin sorumlusu olarak Ankara Valisi Yahya Galip Bey'in ihmalini göstermişlerdir.

Batı Cephesi’nden isyanı bastırmak üzere Yozgat’a yönlendirilen Çerkez Ethem, doksan yaylı araba, yetmiş subay, ikibin yüz piyade, bin üçyüz atlı asker, bir sahra topu, dört dağ topu ve sekiz makineli tüfekten oluşan büyük bir kuvvetle Yozgat’a girer. Bu arada Cemil Cahit Beyin(Toydemir) 5.Kafkas Tümeni ile 3.kolordu birlikleri de hem Zile’deki hem de Yozgat’taki isyanı bastırmak için Zile’ye gönderilmişti. Aslında bu kuvvetlerle birlikte Genelkurmayca şu kuvvetlerde Çerkez Ethem’e yardımcı olmak için gönderilmişti. Çankırıdaki 58.Alay komutanı Binbaşı Vasfi Bey komutasında 300 piyade,6 makineli tüfek ve 50 süvariden oluşan müfreze. Çerkeş’ten Çankırı’ya doğru intikal eden Albay Refet Bey komutasındaki 250 süvari ile Sivas ve Yenihan mevkilerindeki milli ve mahalli müfreze ve birlikler.

Çerkez Ethem bu başkaldırıya çok kanlı bir şekilde son vermiştir. Çünkü Ankara’da kendisine anlatılanlardan Çapanoğullarının öbür ayaklanış bölgelerinde gördüğü ayaklanıcılardan daha güçlü ve bölgede hatırı sayılır bir durumda olduklarını anlamıştı. Şimdi burada tarihe bir not düşmek gerekiyor. Yozgat’ı 800 kadarı süvari, 2000 silahlı adam ile basan, cephaneliği boşaltan, ellerinde top ve makineli tüfek olan Çapanoğulları neden üç adım ötedeki Ankara’ya yürümezler? Bu kuvvet ile Ankara’yı bassalar idi neticesi ne olurdu? Zira bu olaydan sonra Mustafa Kemal olayın vahametini kavrayarak Akdağlı Bahri Bey’e Akdağlılar’dan 500 kişilik bir alay kurmasını ismini de Akdağ alayı koymasını ve Ankara’da kendisine muhafız alayı yapılmasını ister. Bahri Bey bu 500 kişiyi toplayıp Ankara’ya doğru yola çıkarsa da konakladıkları yerlerde sizi Ankara’ya değil cepheye götürüyorlar kışkırtmasıyla kaçanlardan dolayı sayı 50 kişiye düşer.

Biz tekrar Yozgat’a dönelim. Kanun yok, adalet yok. İsmail Hakkı isminde Ethem’in müfrezesinden birisi Divan-ı Harp Reisi. Sathi bir malumatla seri halinde idamlar gündüz birbirini kovalıyor. Çerkez Ethem bu hınç ile Yozgat’ı iki defa yağmalatmış bütün konakları yaktırmış. Yüklü bir servet ile Ankara’ya dönmüştür. Öyle ki, Ethem’in hempaları yıllarca Yozgat’tan yağmaladıkları malları Ankara’daki meydanlarda ve panayırlarda satarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ethem bir sohbetinde “Yozgat, Yozgat değil içi altın dolu vadi imiş” demiştir.

Burada şunu özellikle belirtmek gerekir. Ethem ve ailesi hiçte yoksul değildir. 1860’larda Kafkaslardan Anadolu’ya sürgün gelmelerine karşın; Bandırma ve Manyas’ta çok geniş arazileri ve çiftlikleri ile değirmenleri vardır. Ethem ve hempaları, Ege bölgesinde tam bir vahşet ve açgözlülükle yağmacılık yapmıştır. İzmir ve civarında da birçok çiftliği gasp etmişlerdir. Hatta bu nedenle kendisi gibi olan bazı şahıslarla da aralarında sorunlar çıkmıştır. Bu sorunlar öylesine büyüktür ki, yağmanın paylaşımını çözmek için araya Çerkez asıllı paşalar girmek zorunda kalmıştır. Ailesinin bu kadar servetine rağmen Çerkez Ethem Salihli cephesine gönderilmeden önce İttihatçı İzmir valisi Rahmi Beyin 8 yaşındaki oğlu Alpaslan’ı kaçırarak o zamanın parası ile 53 bin lira fidye almıştır. Rahmi bey bu kadar büyük bir meblağı ödeyebilmek için neyi var neyi yoksa satmış bu yüzden eşi hastalanarak yatağa düşmüştür. Ethem ve hempalarının Bursa’da yaptığı talanı Bursa belediyesi ve valilik, halka 180 bin lira ödeyerek telafi etmeye çalışmıştır. Çerkez Ethem’i aklamak isteyen ve onu bilimsel sosyalist, küçük burjuva ihtilalcisi, halk kahramanı, gerilla önderi gibi tanımlamalarla ideolojik bir kimliğe büründürmek isteyen vatansız ve milliyetsiz kimselerin bu çabalarına karşın Ethem eylemleriyle bu çevreleri yalanlamıştır.

Ethem ve kardeşleri, Bir görüşmeleri sırasında Çerkez Ethem ve kardeşi Reşit Bey ile İsmet Paşa arasında şu tarihi konuşma geçer: İnönü Reşit Bey’e soruyor: “Ben askerime bulgur pilavı, hoşaf ancak veriyorum. Maaş da veremiyorum. Sizler bu süvarileri, nasıl besliyorsunuz bu yeni silahları nereden temin ediyorsunuz ve askerlerinize iyi maaş verdiğiniz için askerleriniz Ehtem Bey’i seviyorlar. Bu nasıl oluyor’’. Reşit Bey şu yanıtı veriyor: “Biz adamlarımızı şöyle toplarız. Suç işlemiş, kelle almışları buluruz. Bizim için bir suç daha işletir tamamen kendimize bağlarız. İyi yedirir, iyi giydiririz, iyi silah veririz. At verir, iyi para veririz ve biz adamlarımızı hep hapishanelerden toplarız” Bu sözlerde Yozgat’ta da böyle bir talanın neden yapıldığı anlaşılıyor. Prof. Hakkı Acun bu yağma olayını “Çapanoğullarının üzerinden silindir geçmiş” diye tarif eder.

Ethem’in büyük ağabeyi Çerkez Reşit, bizzat TBMM ve Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda duygularını şu şekilde açıklamaktan da çekinmemiştir. “….Bizim için hayatımız,onurumuz ve çıkarlarımız, bu milletin, bu vatanın hayat ve çıkarlarından yüksektir. Biz İzmir ve dolaylarında geniş araziye, çiftliklere ve servete sahibiz. Size iştirak etmekle büyük işler, büyük fedakarlıklar yaptık Yunanlılarla beraber kalabilirdik ve Venizelos ile ben diz dize oturabilirdim” demiştir.

Çerkez Ethem’in İzmir’deki vukuatları arasında işgal atındaki bu kentte Türk Genel Kurmayı’nın casusu olarak faaliyet yürüten ”İngiliz Kemal” lakaplı Ahmet Esat (Tomruk) Bey’i Yunanlılara ihbar etmekte vardır. I. Dünya savaşı yıllarında değişik cephelerde esir alınarak İstanbul’da tutulan İngiliz askerlerinin arasına sızdırılarak eğitilen Ahmet Esat Bey, Milli Mücadele sırasında Balıkesir ve Biga yörelerindeki milli örgütlerde görev yapar. Daha sonra düşmanın durumu hakkında bilgi almak maksadıyla İzmir’e gönderilir. Karayolu ile Antalya’ya oradan vapurla Rodos’a oradan da İzmir’e gider. Bildiği yabancı dillerin yardımı ile kendisini Amerikalı gazeteci ve sinema ajanı olarak tanıtarak İzmir’deki Yunan karargâhına kadar girerek gizli belgeleri hızla Ankara’ya gönderir. Bu görevi başarı ile sürdürürken Ethem’in yardakçılarından Necati tarafından tanınır ve Ethem’e bildirilir. Ethem de birlikte yemek yediği Yunan subaylarına ihbar eder. Yapılan sorgulamada tek kelime Türkçe konuşmaz. Amerikalı olduğunda ısrar eder. “Bir belgesel çekmek için Anadolu’da bulunduğunu. Bu sırada Ethem’in Yozgat ayaklanmasını bastırmak bahanesiyle birçok Rum ve Hıristiyan’ı acımasızca katlettiğine tanık olduğunu, bunları görüntülediğini, bunun üzerine Ethem’in kendisini pusuya düşürüp yanındaki Amerikalı ile iki misyoner rahibi öldürdüğünü, bunu tam Amerikan ve Yunan makamlarına bildirecekken Ethem’e yakalandığını, onun iftirasına kurban gittiğini” anlatır. Bununla da kalmaz Amerikan dansları ve ayak oyunları yaparak kafalarını karıştırır. İdamı istenen İngiliz Kemal beş yıl hapis cezası ile yakayı kurtarır. Paleovastratos ceza evinde cezasını çekmekte iken boş durmaz Yunan Hükümet üyelerine, üst düzey askerlere, milletvekillerine, Yunanistan’da ki nüfuzlu kimselere imzasız mektuplar gönderir. Çerkez Ethem’in Yunanlılara görünürde dost ise de, gerçekte düşman olduğunu, bunu Ester Kiyadis’i aldatarak elde ettiğini, kumandanlarından Parti Pehlivan ile ortak hareket ederek Yunan ordusunu arkadan vurmaya çalıştığını bildirir. Yazdığı bu mektupla o kadar etkili olur ki Yunanlılar Ehem’den şüphelenmeye gazetelerde aleyhinde yazılar yazmaya başlarlar.

Bakınız, Çerkez Ethem, Atatürkle ipleri kopardıktan sonra İkinci İnönü Savaşı sırasında Türklere nasıl sesleniyor (Tahidiromos Gazetesi): “Kardeşlerim! Vatanımıza karşı yapılan cinayet hitam bulmak üzeredir. Ankara hükümetini idare edenlerin gurur ve azameti, milleti uçurumun kenarına sürüklüyor. Üst perdeden atıp tutmaları, basiretlerini bağladı. Köylülerin vatan ve yurtseverlik duygularına beyhude hitap etmişlerdir. Köylülerden para toplayan bu adamlar, onların hayvanlarını ve buğdaylarını gasbediyor, cebren çocuklarını askere alıyor. Bütün bu sebeplerden, ahlaksızlıklardan, haksızlıklardan dolayı, binlerce defa üstün bulunan Yunan Ordusu tarafından mağlup olacakları şek ve şüpheden varestedir. Bu şöhret hırsı taşıyan adamların değil, fakat yalnız Cenab-ı Hak’kın kulu olunuz.
Kardeşlerim! Yunanlıları pek iyi tanırım. Dinimizi, namusumuzu, hürriyetimizi, malımızı müdafaa etmekte bulunmuşlardır. Onlar Türk Milletine karşı değil, asıl Mustafa Kemal Paşa ile uşaklarına karşı harp ediyorlar.
Yunan Ordusu ilerlediği bu dakikada, köylerinizde, şehirlerinizde kalınız. Kaçmaya kalkışmayınız. İşleriniz ve güçleriniz ile meşgul olunuz. Yunan Ordusu, şehirlerimizi ve köylerimizi işgal ettiği zaman korkmayınız. Zira bugün işgal edilmiş yerlerde hüküm süren intizam, asayiş ve hürriyetten sizde yararlanacaksınız.
Eğer, Ankara’nın pençesinden vatanınızı ve hürriyetinizi kurtarmak istiyorsanız bu nasihatimi dinleyiniz. Eğer onlarda beni dinlemiş olsaydılar şimdi vatan tehlikede bulunmayacak idi. Son nasihatim, iyice kayd ediniz sevgili dindaşlarım, şehirlerinizden uzaklaşmayınız.
Sabık Kuvvayı Seyyare Kumandanı Çerkez Ethem
. (Peyamı Sabah Gazetesi, 2 Nisan 1921)”.

Balkanlarda, birinci dünya savaşında ve istiklal savaşında bulunan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin özel oturumunda madalya ve kahramanlık nişanı ile ödüllendirilen Yozgatlı Nazım Kafaoğlu o günleri şöyle anlatmıştı; “Aman Allah’ım bu ne facia? Bu ne zulüm. Çerkez Ethem isyanı bastırmaya değil, Yozgat’ı insanı ile malı ile mülkü ile tahribe gelmiş. Ayak bastıkları yerleri tahrip ve yağma ediyor. Sabahın erken saatlerinde Büyük Cami yakılıyor diye halk sokaklara dökülmüş, kimin haddine camiye yaklaşmak. Caminin yanına yaklaşan yakayı ele veren en azından dövülüyor, vuruluyor. Ulemadan Erzurumzade Hafız Efendi kelleyi koltuğa alıp Ethem’e gidiyor. Bu zulme yağmaya engel olması için ricada bulunuyor. Ethem haykırıyor; “Bu isyanın müsebbibi Ankara valisi Yahya Galip’tir. Onu da istedim. Göndermezse, Ankara’ya döndüğümde onunla birlikte Mustafa Kemali’de meclisin kapısına asacağım”
Nitekim Ethem’in Yozgat ve havalisinde yaptığı soygun ve yağma gerçekten ayyuka çıkmış ve Milli Mücadele ile ilgili birçok kaynakta bu olaya yer verilmiştir.
Bunlardan bazılarını aktaralım;

İsmet paşa; Yozgat isyanı çok kanlı bir şekilde bastırılmış ve Yozgat yağma edilmiştir. Ethem Bey’in kuvvetleri Ankara’ya geldikten sonra Ankara çarşısında ve Ankara’nın etrafında kurulan panayırlarda Yozgat’tan sürdükleri hayvanları halkın gözü önünde sattılar.

Yunus Nadi; Yozgat isyanını bastıran kuvay-ı seyyariyenin, beraberlerinde ganimet olarak pek çok eşya ile beraber her cins hayvanı getirmiş olmaları Ankara’da kötü tesir yaratmış, bir hayli söylentiye sebep olmuştu.

Damar Arıkoğlu; (O yıllarda mecliste üye).Ethem kuvvetleri Yozgat dönüşünde isyana katılmayan köylülerden yağmaladıkları hayvan ve değerli eşyaları Ankara pazarlarında haraç mezat sattılar.

Ali Fuat Cebesoy Paşa; "Çerkez Ethem' in askerleri, Yozgatlı gelin ve kızların çeyizlerinden soydukları altınları, Karacabey çarşısında harcamakla bitiremediler"

Kurmay Albay Rahmi Apak; Yozgat isyanı’nın bastırılması, üç kardeşler Kuvayı Seyyaresi’nin her ferdini zengin etmiş ve kuvayı Seyyarenin mevcudunu artırmıştır.
Ankara’dan Eskişehir’e gelen Kuvayı Seyyare, hiç kimseye müracaat etmeksizin kendi konakçı subayları vasıtasıyla keyiflerinin istediği en güzel evleri boşaltarak sahiplerini içlerinden kovup yerleştiler. Cepheye hareket etmeden önce biraz yorgunluk çıkardılar.
Günlerce gezdiler eğlendiler, at oynattılar. Yozgat’tan çalıp çırptıkları banknotları, sarı liraları, kadınlara mahsus asım takımlarını burada israfla sarf eylediler. Kamçılarını gümüşlettiler, kılıçlarını savatlattılar, hesaplarını düzelttiler. Mehmetçikler ot yerken Ethemin adamları kuzu çevirme yiyordu.

Falih Rıfkı Atay; Ethem kuvvetleri Yozgat dönüşü Türk köylerini yağma ederek Ankara’ya gelmişler, talan eşyasını açıkça Ankara pazarlarında satmışlardır.

Mustafa Kemal Paşa; Yozgat’ta isyan edenlerin tepelenmesine gitmiş olan bir kuvvetin diğer taraftan masum olan ahaliyi zarara soktukları anlaşıldı. Hâlbuki istediğimiz o değildi. Bazı yerlerde koyunlar gasp olunmuştur. Hükümet ağzını kapatıp kulaklarını tıkamıştır. Müracaat edenlerin parasını vermiştir.

23 Haziran da Yozgat’a gelen Çerkez Ethem ertesi günü ağabeyi Çerkez Tevfik’inde içinde bulunduğu divan-ı harp kurarak Çapanoğullarından Mahmut ve Vasıf beyleri, Ceritzade Hüsnü efendi’yi, Mutasarrıf Necip beyi, Hafız Şahap ve oğlu Rafet’i, Kadı Remzi efendi ve Tevfikzade Abdullah efendiyi(Yozgat saat kulesini yaptıran) de olmak üzere toplam 12 kişiyi “davaları sonradan görülmek” üzere hemen astırır. Avni Doğan Bey “Çapanoğullarından asılan ve öldürülenler olmuştur. Bunlar büyüklerine itaati borç bilen ve aile namusu uğruna can veren talihsiz insanlardır”. Diyor.
Mahmut Bey’i yargılayan Çerkez Ethem sorar.
- “Adın ne ?”Kimlerdensin?
- “Çapanzade Mahmut’um”
-“Demek Çapanzadelerdensin ?”
-“Elhamdülillah”.

Bu meydan okuyuş Çerkez Ethem’in kanını beynine sıçratır.
-“Divan-ı harptesin efendi unutma! Af dile ki canını bağışlayalım”.
-“Ben Allah’tan başka kimseden af dilemem. Vademiz dolmuşsa bunun önüne ne sen geçebilirsin, ne bir başkası.”
-“Seni vatana ihanet suçundan idama mahkum ediyorum, diyeceğin bir şeyin var mı?”
-“Hepimiz, Allahtan geldik, Allah’a gideceğiz. Senin gibi namert bir Çerkez’e ne diyeceğim olacak?”

Ethem’in yüzü sararır. Hışımla ayağa kalkıp Mahmut bey’e şiddetli bir tokat indirir. Bunun üzerine Mahmut Bey Ethem’in üzerine atılmak isterse de adamları kollarından tutup bırakmazlar. O da “Allah belanı versin” diyerek Ethem’in yüzüne tükürür.

Aslında Çapanoğullarından ve onlara akraba kabul edilenlerden asılan sayısı 30 civarındadır fakat kayıtları tutulmadığı için kim oldukları bilinmemektedir. 2 Ağustos 1920 tarihli İkdam Gazetesine göre üç gün içinde 180 kişi idam edilmişti. Kebapçı Veysel adında karaktersiz bir herif, geçmişte husumet beslediği insanları “Bu da Çapanlara akraba” diyerek astırmış, sonunda olayın farkına varan Ethem, “Bu herif bütün Yozgat’ı astıracak bunu asın da bu iş bitsin” deyip idamlara son vermiştir. Çapanoğlu Yusuf Ziya Bey tutuklanmışsa da daha sonra Suriye’ye kaçmayı başararak canını kurtarmıştır. Asılanlardan biri de Necip beydir. Hâlbuki Necip Bey’in eşi Narsa Necip Hanım ve yardımcısı Fitnat Hanım, milli mücadelede Yozgatlı kadınların da katkıları olsun diyerek 16 Şubat 1920 tarihinde Sivas Anadolu kadınları müdafaa-i vatan cemiyetine bağlı Yozgat cemiyetini kurmuştu. Görevleri doğudan gelen silah ve mühimmatlar ile Yozgat halkının hazırladığı kavurma ve giyecekleri kadınların yönettiği kağnı kolları vasıtası ile Yozgat’a yaklaşık 120 km. uzaklıktaki Balışeyh’e kadar iletmekti. Ama ne yazık ki Çerkez Ethem, yargılamadan Necip beyi de hemen idam etmiş ve Narsa hanım genç yaşta dul kalmıştı.

Başkaldırı sırasında yapılan muhtelif yerlerdeki çatışmalarda ise ölü sayısı 2000 civarında idi. Çapanoğulları Yozgat’ı ele geçirdiklerinde yapılacak masraflar ve ödenecek maaşlar için Ziraat Bankasından 5.000.000 kuruş (50.000 lira) almışlar, daha önce bahsi geçen ve Süleyman Sırrı Bey’in meclis kürsüsünde elinde sallayarak gösterdiği senedi imzalayıp bırakmışlar. Bu paranın 5.000 lirasını memurlara maaş olarak ödemişler, geri kalan 45.000 lirayı ilerde kullanmak üzere tekrar banka veznesine bırakmışlar ama senedi geri almayı unutmuşlar. Bu durumu fark eden Ethem parayı zimmetine geçirip almış, veznedara da kimseye söylememesi için gözdağı vermiş ve Çapanoğullarının senedini yine kasada bırakmıştır. Bu olay bilindiği halde geri kalan 45.000 lira yıllarca aileye ceza olsun diye ödetilmiştir.

Ziraat bankasından alınan 5.000.000 kuruş (50 Bin lira) karşılığında bırakılan senet’deki ifadeler şöyle;
“Kuruş 5.000 000 “
“Yalnız beş milyon kuruşluk varakai nakdiyedir. Makamı Mukaddes Hilâfetpenahiye ve Hükümeti Osmaniye ye karşı ilânı isyanla Anadolu'da bir hükümet teşkiline kıyam etmiş olan bağilerin tedibi için biinayetillâhi tealâ teşkiline muvaffak olduğumuz Süvari ve Piyade efradının maaşat ve masarifatı sairesine sarf etmek üzere Yozgat Ziraat Bankası mevcudundan balâda muharrer beş milyon kuruşun alındığını mubeyyin işbu mazbata ita kılındı.16 Haziran 1336(1920).”

Tercümesi;
Kuruş 5.000.000
“Yalnız beş milyon kuruşluk nakit senedidir. Mukaddes sığınma yeri olan Hilafet Makamına ve Osmanlı Hükümetine karşı isyan ilan eden, Anadolu da bir hükümet teşkili için ayaklanan isyankârların edeplendirilmesi için yüce Allahın yardımı ile teşkiline muvaffak olduğumuz atlı ve piyade insanların maaş ve masraflarına sarf edilmek üzere Yozgat Ziraat Bankası mevcudundan yukarda yazılan beş milyon kuruşun alındığını açıklayan işbu tutanak verildi. 16 Haziran 1336 (1920)

Senette imzası olanlar da şu kişiler;
Abdülcabbarzade Celâleddin, Dinîzade Şahap, Tevfikzade Elsayidi Ahmedi, Askerî Hayripaşazade Osman Nâzım, Halidbeyzade Mustafa Vasıf, Abdülcabbarzade Edib, Abdülcabberzade Mahmud Calâleddin (dedemin babası), Emin EfendizadeHakkı Salih, Efendizade Elseyddi Abdülkadir, Haşmet Ceridzade Hüsnü. Metni mazbatada murakkam mebaliği ahız ve kabze Hafız Şahab ile Muhlis Bey (benim dedem) memur tâyin edilmişlerdir, 16 minh Edib.”

Çerkez Ethem kuvvetleri ile Yozgat-Alaca yolu üzerindeki Arapseyf mevkiinde karşılaşan Çapanoğulları, öğleye kadar süren kanlı çarpışma sonunda 300 civarında kayıp vermişlerdir. Çapanoğullarının kuvveti içindeki genç bir ihtiyat zabiti Ethem kuvvetlerine gece baskını yapılmasını tavsiye etmişse de yaşlı ve yorgun olan Edip Bey bunu göze alamamış sabaha bırakmıştı. Burada tarihe kayıt düşülecek çok önemli bir olay gözden kaçırılıyor. Askeri depoyu da boşaltan Çapanoğullarının elinde top ve makineli tüfek vardı. Şayet Ethem kuvvetlerini yenmiş olsalardı acaba milli mücadelenin akıbeti nasıl olurdu. Zira kısa bir süre sonra Ethem Yunanla savaşa kaldığı yerden devam etmek için Salihli cephesinin yolunu tutmuştu. Yapılan çarpışma da her iki taraftan ölen sayısı 2000 kadardır. Ankara’ya gönderilen telgraflarda Edip ve Halit Bey’lerin de öldüğü bilgisi verilmişse de daha sonra Zile de bulunan 3.Kolordu komutanı Refet Bey (Bele), 1 Ağustos 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyasetine gönderdi

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00