BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
252
Dün
:
4633
Toplam
:
14629405
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞULLARI ile HACIMİRZAOĞULLARI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1974 yılı Kıbrıs Barış Harekâtının yapıldığı dönemde Gaziantep,5.Zırhlı Tugay Uçaksavar Bataryası emrinde yedek subaylığımı yapıyordum. Bir gün Topçu Alay Komutanım Fikret Emiroğlu Albayım (nur içinde yatsın)beni çağırdı. Benden çok memnun olduğunu ifade ederek,”Seni inzibat subayı yaptım, Merkez Komutanlığı emrine veriyorum, yarın sabah orada göreve başlayacaksın” dedi. Ertesi sabah Kilis yolu üzerindeki Merkez Komutanlığına gittim. Bahçedeki kameriyede As. İz. Subayı Tank Üsteğmen Hakkı Bingöl ile Hâkim Albay Hikmet Hacımirzaoğlu sohbet ediyorlardı. Yanlarına gidip esas duruşta selam verip kendimi tanıttım. Hikmet Albayım soyadımdan esinlenerek,“Asteğmenim Yozgatlı mısın” diye sordu. Evet, komutanım deyince “O zaman senin askerliğin bitmeyecek asteğmenim“ dedi. Şaşırdım, “Neden komutanım” diye sorduğumda, Üsteğmen’e dönerek “Bak birde soruyor Hakkı, bunun dedeleri benim dedemi Yozgat’a götürmüşler kahvesine zehir koyup zehirlemişler, yemek bile yedirmemişler” dedi. “Bilmiyorum komutanım, eğer öyle ise benim bunda ne suçum var ” dedim. “Yok, şaka yapıyorum ama bu olay ayniyle vakidir bunu bilesin, gel otur asteğmenim” dedi. Sonra anlattı. “Ben de Kırşehir Kamanlıyım, benim arkadaşlarım arasındaki lakabım Kaman Canavarıdır. Ben de Türkmen’im, Hacimirzalardanım”diyerek epey bilgi verdi. Birden ona karşı içimde bir yakınlık, bir sıcaklık hissettim. Merkez Komutanlığının olduğu bina iki katlı idi. Alt katında biz vardık. Üst katı askeri mahkeme idi, mahkeme başkanı da Hikmet albayım idi. Benim şansıma bakın ki mahkeme üyesi öbür hâkim üye de Afyon Dinardan İlkokul 5.sınıftan arkadaşım hâkim Üsteğmen Faik Secer Başaran idi. Orada çok güzel günler geçirdim. Faik Üsteğmenimle İstanbul’da yine beraber olduk, artık Askeri Hâkim Albay idi. Hikmet Albayım İstanbul’a bir yolu düştüğünde, o zaman çalıştığım işyerinde beni ziyarete geldi. Başım önüme eğik çalışırken sessizce karşıma gelmiş. “Çapanoğlu” diye seslenişinden onun olduğunu başımı kaldırmadan anladım, içim titredi.12 Eylül de Sendikal faaliyetimden dolayı gözaltına alındığımda da çok faydasını gördüm. Sonra birbirimizi kaybettik. Bir gece internette bir araştırma yaparken Sayın Ramazan Mirzaoğlunun hazırladığı sayfa dikkatimi çekti. Ramazan bey şu bilgileri veriyordu. “Çok faydalandığım büyüklerimden biri Osman Tezcan diğeri Hacı Musa Hacımirzeoğlu idi. Osman Amca “Biz Haremeyn-Şerefeyn aşiretindeniz” derdi. Bunu övünçle ve gururla söylerdi. O zamanlar Haremeyn-Şerefeyn aşiretinin ne anlama geldiğini bilmezdim. Yine Uzun Yayla’dan geldikten sonra Maneföz kıyısındaki Kırgı’ya yerleştiğimiz ve bir kolumuzun da Bâla tarafına gittiği söylenirdi. Kırgı’dan şu andaki köyümüzün olduğu yere (kekliği ve kekiği bol yere) geldiğimiz hep anlatılırdı. Kırgı’daki yerimizi (Hacımirzaoğlu’nun otlağı) 1950’li yıllara kadar muhafaza ettiğimiz bilinir. Köyümüzün ilk camiisi 1894 yılında yapılmış. Yine Hacımirzaoğlu’nun İsa Çelebi, Yusuf Çelebi ve Mustafa Çelebi adlarında üç oğlunun olduğu, Çapanoğlu ile mücadele edildiği, Çapanoğlu’nun Maneföz’e kırk atlı ile geldiği İsa Çelebi’yi tutsak ederek Yozgat’a götürdüğü ve Yozgat’da astırdığı, İsa Çelebi’nin mezarının Yozgat’ın girişinde olduğu acılı bir hatıra olarak anlatılırdı. Buna dair ağıtlar köyümüzde bilinirdi”.

Yozgat’ın dağları da alacakarlı,
Yağlığı başında şevşiri bağlı,
Asılmaya giden Hacımirzaoğlu
…………………………………………….
…………………………………………….
Kır ata binerdi ederdi dizgin
Vururdu düşmana vermezdi bozgun
Ramazan Bey’in bahsettiği ve Yozgat’ta Çapanoğulları tarafından idam edildiğini söylediği rahmetli İsa Çelebi acaba Hikmet albayımın, kahvesine zehir koymuşlar diye bahsettiği dedesi miydi? İçime bir sızı çöktü. Bir süre elimi yanağıma dayayıp yazıya öylece bakakaldım.

Ramazan Bey devam ediyor; Hacımirza Köyü kendini Türkmen olarak bilir; Akpınar, Kaman, Mucur, Çiçekdağ, Akçakent, Boztepe ve Kırşehir merkez ilçemizin pek çok köyü gibi Türkmen olarak da bilinir. Türkmenler Oğuz boylarından geldiklerine göre köyümüzün yirmidört Oğuz boyunun hangisinden geldiği araştırma konusudur. Prof. Dr. Faruk Sümer’in OĞUZLAR kitabının 227. sayfasındaki Halep Türkmenleri Bayadı bahsinde bakınız ne yazılı birlikte okuyalım “yeni ilin vergisi ise, eskiden Vâlide Sultanların Üsküdar’da yaptırdıkları camilerin vakfına ait iken bu sıralarda Mekke ve Medine’ye gönderilen surre akçesine tahsis edilmişti. Yeni-İl’e bağlı oymaklara Haremeyn uş-Şerifeyn aşiretleri denilmesinin sebebi de budur. Bu topluluk biri Dulkadirlu’ya diğeri Halep Türkmelerie mensup olmak üzere iki koldan meydana gelmiştir. Halep Türkmenlerine mensup kola Yaban-Eri denilir. Çünkü bölgede ancak yazın oturmakta, kışın ise Halep bölgesine inmektedir. Bugün Orta ve Batı Anadolu’da bazı yerlerde yan yana “Türk”, “Yörük” ve “Türkmen” köylerini görmek mümkündür. XVII. Yüzyıldan itibaren Orta Anadolu ve sonra Batı Anadolu ile Marmara bölgesine göç etmiş ve son asırlarda oralarda yerleşmiş Boz-Ulus, Halep Türkmenleri ve Yeni-İl’e mensup oymaklar tarafından meydana getirilmiş olanlardır…) (Türk, Türkmen, Yörük, Tahtacı, Kızılbaş (alevi) adları ile vasıflanan topluluklar arasında kavmi hiçbir fark olmayıp hepsi Oğuz (Türkmen) kavminin torunlarıdır. Bu duruma göre Uzun Yayla’dan geldiğimiz ve Haremeyn-i Şerefeyn Türkmeni olarak bilindiğimiz dikkate alındığında bizim Yeni-İl’i kuran Halep Türkmenlerinden olduğumuz kesinleşmektedir. Hangi Boy’a mensup olduğumuz konusu ise o kadar açık değildir. Büyük ihtimalle yirmi dört Oğuz Boy’undan Bayat veya Beğ-dili Boy’una mensup olduğumuz söylenebilir.

1974 Kıbrıs harekâtı dolayısıyla Antep’ten Mersine intikal eden ve oradan Kıbrıs’a çıkan birlikler ve diğer telâşeler ve heyecan içinde geçen günlerde daha derinine inemediğimiz sohbetlerimizde, Hikmet Albayımla fırsat bulup biraz daha ciddi araştırıp soruştursaydık akraba bile çıkarmıydık bilemiyorum.
Bunları düşünürken, Süleyman Sökmen ağabeyimizin kimler geldi, kimler geçti isimli o ünlü şiiri aklıma geldi.Şöyle söylüyordu Sökmen ağabeyim, “Başı dumannı goca Yozgat’dan/Kimler geldi kimler geçti bi bilsen/Fötr şapkalı o beyler/Fikir babaları devasa devler/Yürekten samimi sıkılan eller……………………………/Keşke baştan o günneri bi görsem.

“Rahmetli İsa Bey sizin dedeniz miydi Hikmet Albayım”. “Ah! bi sorabilsem?”

Yazarın notu: Bu yazım yayımlandıktan sonra kıymetli albayımın altı yıl önce hakkın rahmetine kavuştuğu haberini aldım.Nur içinde yat sevgili albayım,mekanın cennet olur inşallah.

04.07.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00