BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
207
Dün
:
4601
Toplam
:
13179658
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ÇAPANOĞULLARI ile HACIMİRZAOĞULLARI
capanoglukadir@yahoo.com.tr
1974 yılı Kıbrıs Barış Harekâtının yapıldığı dönemde Gaziantep,5.Zırhlı Tugay Uçaksavar Bataryası emrinde yedek subaylığımı yapıyordum. Bir gün Topçu Alay Komutanım Fikret Emiroğlu Albayım (nur içinde yatsın)beni çağırdı. Benden çok memnun olduğunu ifade ederek,”Seni inzibat subayı yaptım, Merkez Komutanlığı emrine veriyorum, yarın sabah orada göreve başlayacaksın” dedi. Ertesi sabah Kilis yolu üzerindeki Merkez Komutanlığına gittim. Bahçedeki kameriyede As. İz. Subayı Tank Üsteğmen Hakkı Bingöl ile Hâkim Albay Hikmet Hacımirzaoğlu sohbet ediyorlardı. Yanlarına gidip esas duruşta selam verip kendimi tanıttım. Hikmet Albayım soyadımdan esinlenerek,“Asteğmenim Yozgatlı mısın” diye sordu. Evet, komutanım deyince “O zaman senin askerliğin bitmeyecek asteğmenim“ dedi. Şaşırdım, “Neden komutanım” diye sorduğumda, Üsteğmen’e dönerek “Bak birde soruyor Hakkı, bunun dedeleri benim dedemi Yozgat’a götürmüşler kahvesine zehir koyup zehirlemişler, yemek bile yedirmemişler” dedi. “Bilmiyorum komutanım, eğer öyle ise benim bunda ne suçum var ” dedim. “Yok, şaka yapıyorum ama bu olay ayniyle vakidir bunu bilesin, gel otur asteğmenim” dedi. Sonra anlattı. “Ben de Kırşehir Kamanlıyım, benim arkadaşlarım arasındaki lakabım Kaman Canavarıdır. Ben de Türkmen’im, Hacimirzalardanım”diyerek epey bilgi verdi. Birden ona karşı içimde bir yakınlık, bir sıcaklık hissettim. Merkez Komutanlığının olduğu bina iki katlı idi. Alt katında biz vardık. Üst katı askeri mahkeme idi, mahkeme başkanı da Hikmet albayım idi. Benim şansıma bakın ki mahkeme üyesi öbür hâkim üye de Afyon Dinardan İlkokul 5.sınıftan arkadaşım hâkim Üsteğmen Faik Secer Başaran idi. Orada çok güzel günler geçirdim. Faik Üsteğmenimle İstanbul’da yine beraber olduk, artık Askeri Hâkim Albay idi. Hikmet Albayım İstanbul’a bir yolu düştüğünde, o zaman çalıştığım işyerinde beni ziyarete geldi. Başım önüme eğik çalışırken sessizce karşıma gelmiş. “Çapanoğlu” diye seslenişinden onun olduğunu başımı kaldırmadan anladım, içim titredi.12 Eylül de Sendikal faaliyetimden dolayı gözaltına alındığımda da çok faydasını gördüm. Sonra birbirimizi kaybettik. Bir gece internette bir araştırma yaparken Sayın Ramazan Mirzaoğlunun hazırladığı sayfa dikkatimi çekti. Ramazan bey şu bilgileri veriyordu. “Çok faydalandığım büyüklerimden biri Osman Tezcan diğeri Hacı Musa Hacımirzeoğlu idi. Osman Amca “Biz Haremeyn-Şerefeyn aşiretindeniz” derdi. Bunu övünçle ve gururla söylerdi. O zamanlar Haremeyn-Şerefeyn aşiretinin ne anlama geldiğini bilmezdim. Yine Uzun Yayla’dan geldikten sonra Maneföz kıyısındaki Kırgı’ya yerleştiğimiz ve bir kolumuzun da Bâla tarafına gittiği söylenirdi. Kırgı’dan şu andaki köyümüzün olduğu yere (kekliği ve kekiği bol yere) geldiğimiz hep anlatılırdı. Kırgı’daki yerimizi (Hacımirzaoğlu’nun otlağı) 1950’li yıllara kadar muhafaza ettiğimiz bilinir. Köyümüzün ilk camiisi 1894 yılında yapılmış. Yine Hacımirzaoğlu’nun İsa Çelebi, Yusuf Çelebi ve Mustafa Çelebi adlarında üç oğlunun olduğu, Çapanoğlu ile mücadele edildiği, Çapanoğlu’nun Maneföz’e kırk atlı ile geldiği İsa Çelebi’yi tutsak ederek Yozgat’a götürdüğü ve Yozgat’da astırdığı, İsa Çelebi’nin mezarının Yozgat’ın girişinde olduğu acılı bir hatıra olarak anlatılırdı. Buna dair ağıtlar köyümüzde bilinirdi”.

Yozgat’ın dağları da alacakarlı,
Yağlığı başında şevşiri bağlı,
Asılmaya giden Hacımirzaoğlu
…………………………………………….
…………………………………………….
Kır ata binerdi ederdi dizgin
Vururdu düşmana vermezdi bozgun
Ramazan Bey’in bahsettiği ve Yozgat’ta Çapanoğulları tarafından idam edildiğini söylediği rahmetli İsa Çelebi acaba Hikmet albayımın, kahvesine zehir koymuşlar diye bahsettiği dedesi miydi? İçime bir sızı çöktü. Bir süre elimi yanağıma dayayıp yazıya öylece bakakaldım.

Ramazan Bey devam ediyor; Hacımirza Köyü kendini Türkmen olarak bilir; Akpınar, Kaman, Mucur, Çiçekdağ, Akçakent, Boztepe ve Kırşehir merkez ilçemizin pek çok köyü gibi Türkmen olarak da bilinir. Türkmenler Oğuz boylarından geldiklerine göre köyümüzün yirmidört Oğuz boyunun hangisinden geldiği araştırma konusudur. Prof. Dr. Faruk Sümer’in OĞUZLAR kitabının 227. sayfasındaki Halep Türkmenleri Bayadı bahsinde bakınız ne yazılı birlikte okuyalım “yeni ilin vergisi ise, eskiden Vâlide Sultanların Üsküdar’da yaptırdıkları camilerin vakfına ait iken bu sıralarda Mekke ve Medine’ye gönderilen surre akçesine tahsis edilmişti. Yeni-İl’e bağlı oymaklara Haremeyn uş-Şerifeyn aşiretleri denilmesinin sebebi de budur. Bu topluluk biri Dulkadirlu’ya diğeri Halep Türkmelerie mensup olmak üzere iki koldan meydana gelmiştir. Halep Türkmenlerine mensup kola Yaban-Eri denilir. Çünkü bölgede ancak yazın oturmakta, kışın ise Halep bölgesine inmektedir. Bugün Orta ve Batı Anadolu’da bazı yerlerde yan yana “Türk”, “Yörük” ve “Türkmen” köylerini görmek mümkündür. XVII. Yüzyıldan itibaren Orta Anadolu ve sonra Batı Anadolu ile Marmara bölgesine göç etmiş ve son asırlarda oralarda yerleşmiş Boz-Ulus, Halep Türkmenleri ve Yeni-İl’e mensup oymaklar tarafından meydana getirilmiş olanlardır…) (Türk, Türkmen, Yörük, Tahtacı, Kızılbaş (alevi) adları ile vasıflanan topluluklar arasında kavmi hiçbir fark olmayıp hepsi Oğuz (Türkmen) kavminin torunlarıdır. Bu duruma göre Uzun Yayla’dan geldiğimiz ve Haremeyn-i Şerefeyn Türkmeni olarak bilindiğimiz dikkate alındığında bizim Yeni-İl’i kuran Halep Türkmenlerinden olduğumuz kesinleşmektedir. Hangi Boy’a mensup olduğumuz konusu ise o kadar açık değildir. Büyük ihtimalle yirmi dört Oğuz Boy’undan Bayat veya Beğ-dili Boy’una mensup olduğumuz söylenebilir.

1974 Kıbrıs harekâtı dolayısıyla Antep’ten Mersine intikal eden ve oradan Kıbrıs’a çıkan birlikler ve diğer telâşeler ve heyecan içinde geçen günlerde daha derinine inemediğimiz sohbetlerimizde, Hikmet Albayımla fırsat bulup biraz daha ciddi araştırıp soruştursaydık akraba bile çıkarmıydık bilemiyorum.
Bunları düşünürken, Süleyman Sökmen ağabeyimizin kimler geldi, kimler geçti isimli o ünlü şiiri aklıma geldi.Şöyle söylüyordu Sökmen ağabeyim, “Başı dumannı goca Yozgat’dan/Kimler geldi kimler geçti bi bilsen/Fötr şapkalı o beyler/Fikir babaları devasa devler/Yürekten samimi sıkılan eller……………………………/Keşke baştan o günneri bi görsem.

“Rahmetli İsa Bey sizin dedeniz miydi Hikmet Albayım”. “Ah! bi sorabilsem?”

Yazarın notu: Bu yazım yayımlandıktan sonra kıymetli albayımın altı yıl önce hakkın rahmetine kavuştuğu haberini aldım.Nur içinde yat sevgili albayım,mekanın cennet olur inşallah.

04.07.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00