BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
236
Dün
:
4633
Toplam
:
15018618
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ANILAR, ANILAR (1)
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Önce şu bizim eski Yozgat’tan bir anı ile başlayalım. Eski büyükler anlatırlardı; Çapanoğlu beylerinden birisinin hanımı, beğenip satın aldığı pahalı bir kumaştan kendine bir elbise diktirir. Ailenin hizmetinde bulunan hizmetkârlardan birinin hanımı da elbiseye daha doğrusu elbisenin kumaşına hayran olur. Aklı kumaşın güzelliğine takılır kalır. Ne yapar eder, kocasını razı eder, oda aynı kumaştan alıp kendine bir elbise diker. Bir düğünde de büyük bir hevesle giyer. Kadıncağızı düğünde görüp de çekemeyen birisi bunu hemen bey’in hanımına yetiştirir. Hanım hem üzülür hem de böyle pahalı bir kumaşı nasıl aldı acaba diye meraklanarak beyine konuyu açar. Bey hemen Hizmetkârı’nı çağırıp “Evladım bu ne haldir, karına benim karımın aldığı kumaşın aynısından almışsın, oda dikinip giyinmiş senin kazancın ne’ki de karına böyle bir kumaştan elbise alabiliyorsun.”diye sorar. Adamcağız ezilip büzülerek şöyle der. “ Beyim, çok affedersin, kazancımız malumunuzdur ama benim hanım, hanımımın üzerindeki elbiseyi görünce çok beğenmiş, tutturdu ille bende o kumaştan bayramlık bir elbise dikinmek istiyorum diye. Ben de dayanamadım elde avuçta ne varsa verdim çaresiz, ne yapayım” der. Adamın verdiği cevap beyin yüreğine hançer gibi saplanır, çok üzülür. Eve gidince hanımına “ Bana şu yeni diktirdiğin elbiseyi getir bakayım” der. Hanımı elbiseyi getirince de götürüp tandırda yakar. Üzüntü ve şaşkınlık içindeki eşine de “Yahu” der. “Biz fakir fukaraya kötü örnek oluyormuşuz da farkında değilmişiz” diyerek gönlünü alır.

Şimdi de günümüz Yozgat’ından bir anı; Konuşmaya şahit olan Halit Çapanoğlu’ndan naklen. Tarih 13 Eylül 2011 Salı. Yukarıdaki olaydan yüz küsur yıl sonra Yozgat eşrafından Sayın Sadi Yiğitbaş ve dostları kahvehane de sohbet ediyorlar. Sayın Sadi Yiğitbaş anlatıyor.”Mektepler açılacak ya, oğlumla birlikte üst baş alalım diye çarşıya çıktık. Çocuğun istekleri bitmiyor ki. Baba şunu da alalım, baba bunu da alalım. Çocuk haklı, iyi giyinmek istiyor ama babamın buna gücü var mı, yok mu diye hiç düşünmüyor. Dayanamadım, “Oğlum sen Çapanoğlu Muhlis Bey misin” dedim.

Yazarın notu: Çapanoğlu Muhlis bey, yaşadığı 1930 – 40 lı yıllar da tüm Çapanoğullarının hamisidir. Çok temiz giyinir. Çok zarif, kibar, tüm Yozgat halkı tarafından sayılan, sevilen hürmet edilen bir insandır. Yıllar önce Yozgat’ta basılan günlük bir duvar takviminin 14 Mayıs 1995 tarihli sayfasında eşi ile birlikte çekilen fotoğrafının altına şöyle yazmışlar “Zamanın zarafeti Muhlis bey ve eşi.” Eğitimci yazar ve Yozgat’ın canlı tarihi değerli araştırmacı Yılmaz Göksoy ağabeyim de şöyle anlatmıştı. “Muhlis Bey amca ile Bahri Bacanlı ortaktılar. İkinci dünya savaşının yok yıllarında Sarıhacılı mevkiindeki taş köprüyü yaptılar. Şimdi yarısı yıkıldı, ciğerimizde bir yaradır. Rahmetli babam da yanlarında sürveyan olarak çalışıyordu. Bende o sıralar 10-12 yaşlarında bir çocuğum, yanlarına gitmiştim. O zamanda hiç unutmam, kolları düğmeli uzun pardösüsü ile çok mütenasip giyinmişti. Oturması kalkması ile bir beyefendi idi. Bende yanlarına oturdum. Beni görünce, bu terbiyeli efendi kim diye sordu. Bizim sürveyanın oğlu diye takdim ettiler. Sonra da hep birlikte at arabası ile sohbet ederek Yozgat’a döndük. Yine bir gün şimdiki adı Atatürk yolu olan Kayseri şosesi üzerinde 20 kilometre uzaktaki köyden kimimiz yaya kimimiz eşeklerle dönüyoruz. Onuncu kilometrede bir pınar var. Karnımızı doyurmak için orada mola verdik. Bu sırada arkamızdan bir atlı yetişti. Yanımızdaki büyüklere sordu. “Çapanoğlu Muhlis Bey ölmüş duydunuz mu?” Herkes hayıflandı. “Yozgat’ın yarısı yıkıldı desene” dediler. Yani o kadar etkilendiler. Yozgat’ın yarısı yıkıldı hayıflanması beni de çok etkilemişti, çocuk aklımla anlamaya çalıştım Muhlis Bey nasıl bir insandı ki ölünce Yozgat’ın yarısı yıkılmıştı. İzmir’de doktorluk yapan ve memleketi Yozgat’ı ziyarete gelen Em. Askeri Dr. İbrahim Zeren de Muhlis Bey’in ölümü üzerine “Muhlis bey öldü ise Yozgat’ın yarısı gitti” diye söylediği anlatılır demişti.
(Devam edecek)

Not: Değerli okuyucu; sadece şu iki mısraı akıllarda kalan Efil efil ederde Dayılı’nın ekini, Ceritzade Hüsnü Efendi Büyük caminin vekili şiirinin diğer mısralarını bilen varsa ve bana bildirmek lütfunda bulunursa minnettar kalırım.

26.05.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00