BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
193
Dün
:
4633
Toplam
:
14611892
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
ATATÜRKÜN KEHANETLERİ
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yazının başlığı böyle olmamalıydı. Çünkü o bir kâhin değildi. Geleceği önceden fark eden, zeki, bilgili, çok okuyan bir siyaset adamı ve askeri bir deha idi. 2. Dünya Savaşı'nda Pasifik Cephesi'ndeki Müttefik kuvvetlerin komutanı olan ve savaş sonrasında da Japonya’yı teslim alan. Japonya'daki Müttefik işgal kuvvetlerinin komutanı olarak bu ülkeyi yöneten ve Kore Savaşı'nın ilk dokuz ayında da Birleşmiş Milletler kuvvetlerinin komutanlığını yapan. Amerikalı 5 yıldızlı "Ordu Generali" unvanlı ki Avrupa ordularındaki emsali Mareşal rütbesidir. General Douglas Mac Arthur, 1931 yılında Albay rütbesinde iken Ankara’ya geliyor. Atatürk’le görüşmeyi çok arzu ettiğinden Atatürk kendisini kabul edince sevinçten uçuyor. Askerlik anıları vs. ile ilgili sohbetten sonra Atatürk’e Dünya’nın geleceği hakkında sorular soruyor.

Dikkat buyurun, Mussoli’nin ve faşistlerin İtalya da iktidarda olduğu. Nazilerin ve Hitlerin de Almanya’da iktidara gelmek üzere olduğu bu dönemde Avrupa’nın geleceğini soruyor.

Atatürk’ün cevabı; “Mussolini İtalya’ya ekonomik ferahlık getirdi. Ancak başarısı gözünü döndürmeye başladı. Kendini yeni Sezar sanarak fetihlere kalkışırsa yıkılır. Çünkü İtalyanlar savaşçı bir millet değildir. Almanya’ya gelince, Hitler iki yıla kadar iktidara geçer. Birinci Dünya savaşında gururu kırılan Almanya, Milliyetçi Naziler ile hırs kazanarak sanırım büyük kalkınma gösterecektir. Çünkü bu milletin yapısı bunu gerektiriyor. Büyüyen Almanya ise İngiltere ile Fransa’dan ezilen haysiyetinin hesabını sormaya kalkacaktır”. Burada Mac Arthur soruyor; “Yani bugünkü yıkık Almanya Birinci Dünya Savaşında kendisini yenen iki ülkeye meydan okuyacak kadar güç kazanabilir mi?” Atatürk cevap veriyor; “Size diyebilirim ki 8-9 yıl sonra Almanya, Avrupada savaş çıkaracaktır. Bu asıl büyük dünya savaşı olacaktır. Mac Arthur tekrar soruyor. “ Peki, savaşı kim kazanır?” Atatürk cevap veriyor; “Almanya ilk olarak kaybettiği toprakları isteyecek, Çekoslovakya, Polonya ve Fransa’ya saldıracaktır. Ardından Sovyetlere girecektir. Nazilerin ilk hedefi Komünizmi yeryüzünden kaldırmak olduğuna göre, sonra İngiltere ve ardından siz Amerikalılar bu savaşa gireceksiniz. Bu savaşta Almanya yenilir. Çünkü Rusların buz çöllerine girmiş olan Alman ordusu, Ruslar ve ardından saldıran İngiltere ve Amerika’yla başa çıkamaz. Ancak Amerika ve İngiltere, Ruslar ile birlik olup Almanya’yı yeryüzünden silmeye kalkarsanız, işte o zaman savaştan kazançlı çıkan Rusya olur. Yürür, yürür taaa Avrupa’nın kalbine kadar girer. Bence çıkacak bir dünya savaşında Almanya yenilmeli, ama ezilmemeli, Rusların karşısında hep bir kalkan olarak tutulmalı.” Albay Mac Artur’un büyülenmiş gibi dinlediği bu sohbette, Atatürk’ün bütün tespitleri doğru çıkar. İkinci Dünya Savaşında İtalya savaşa girer, İtalyan askerleri dövüşmezler yenilirler. Mussolini’yi öldürüp ayaklarından asarlar. Atatürk ile sohbetinden 8 yıl sonra 2. Dünya savaşı çıkar. Sohbet tarihi 1931,savaşın çıktığı tarih 1939.Atatürk’ün söylediği gibi 2. Dünya savaşını Almanya başlattı. İngiltere ve Amerika birlik olup Almanya’yı ezdi. Ruslar Avrupa’nın kalbine kadar girdi. Berlin ikiye bölündü. Yukarda ki kehanetleri, pardon ileri görüşlülüğü savaşa giren ülkelerin ünlü yöneticileri bile yapamadılar. Eğer yapabilselerdi dünyadaki birçok kriz önlenmiş olur, 2.Dünya savaşında milyonlarca insan yok yere ölmezdi. Atatürk’ü tanımadan, bilmeden ona dil uzatma cüretini gösterenlere yine onun Türkiye Büyük Millet Meclisindeki o şahane konuşması ile cevap verelim. Atatürk düşmanları onu milletvekili seçtirmemek için seçim kanunda şöyle bir değişiklik yapılmasını önerirler. Milletvekili seçilebilmek için 1- Türkiye’nin bu günkü sınırları içinde doğmuş olmak. 2- göçmen olarak gelmişse bir seçim bölgesinde 5 yıl aralıksız yaşamış olmak. Bu kanun teklifi yüreğine oturur ve meclis kürsüsünden şu konuşmayı yapar.

“Efendiler, maalesef doğum yerim bugünkü sınırlarımız dışında kalmış bulunuyor. Fakat bu böyle ise bunda benim katiyen bir kasıt ve kabahatim yoktur. Eğer düşmanlarımız tamamen maksatlarında muvaffak olmuş olsalardı. Allah muhafaza etsin, bu teklife imza koyan efendilerin memleketleri dahi sınırlarımız dışında kalabilirdi. Ayrıca herhangi bir seçim bölgesinde beş yıl süreli oturmamış isem, oda bu vatana ifa ettiğim hizmetlerim yüzündendir. Eğer bu maddenin öngördüğü şartı kazanmak isteseydim, Arıburun ve Anafartalar savunmasının yapmamaklığım lazım gelirdi. Bitlis ve Muş’u aldıktan sonra Diyarbakır’a doğru genişleyen düşmanın karşısına çıkmamaklığım lazım gelirdi. Suriye’yi tahliye eden orduların enkazından Halep’te bir ordu teşkil ederek düşmana karşı savunmamaklığım ve bu gün milli sınır dediğimiz hududu fiilen tespit etmemekliğim lazım gelirdi. Zannediyorum ki ondan sonraki mesaim hepinizin malumudur. Hiç bir yerde beş yıl oturamayacak kadar mesai sarf etmiş bulunuyorum. Ben zannediyordum ki, bu hizmetlerimden dolayı milletimin muhabbetine ve teveccühüne mazhar oldum. Belki bütün İslam âleminin muhabbet ve teveccühüne mazharım. Vatandaşlık hukukundan ıskat edileceğimi (dışlanacağımı) asla hatıra getirmezdim. Tahmin ediyorum ve ediyordum ki, yabancı düşmanlar bana suikast etmek suretiyle de memleketimde ki hizmetlerimden beni ayırmaya çalışacaklardır. Fakat hiçbir zaman hatır ve hayale getirmezdim ki, yüce Meclis’te isterse iki üç kişi olsun ve (düşmanlarla) aynı zihniyette bulunabilsin”. Bu konuşma gazetelerde yayımlanınca Meclise, yurdun dört bir köşesinden Atatürk’e sevgilerini bildiren çuvallar dolusu telgraf yağar. Kanun teklifi reddedilir. Ama bu utanç verici ihanetin belgesi de arşivlerdeki yerini alır.

Yazarın notu; Yukarıda arz ettiğim sohbet, Amerikan Caucasus dergisinde bizzat General Mac Arthur’un imzası ile yayımlanmıştır.

19.05.2012


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00