BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
212
Dün
:
4520
Toplam
:
13462066
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
KUR’AN TEFSİRİ VE ATATÜRK
capanoglukadir@yahoo.com.tr
İstanbul’da bir mermer fabrikasında siparişlerimin hazırlanmasını beklerken fabrika sahibinin delikanlı oğlu ile de sohbet ediyoruz. İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesinde okuyan delikanlı, memleketinden bahsederken, “Biliyor musunuz? Atatürk bizim şehre ( şehir ismini vermek istemedim) geldiğinde herkes evindeki Kur’an-ı Kerimleri saklamış” dedi. Çok şaşırdım. Bunu kim söyledi diye sordum. “Büyüklerimiz böyle söylerler” dedi. Bunun yanlış olduğunu, böyle bir şeyin olamayacağını kısaca anlattım. Hatta memleketlerindeki en güzel köşk’ün halk tarafından satın alınarak Atatürk’e hediye edildiğini, kendisinin bu binayı görüp görmediğini sordum. Memleketine hiç gitmediğini dolayısıyla o binayı da görmediğini söyledi. Bilişim çağında, hem de bir üniversite öğrencisinin, hiç merak etmeden hiç araştırıp soruşturmadan böyle bir saplantıya takılıp kalması beni ziyadesiyle üzdü. Demek oluyor ki eğitim sistemimiz, ne dini konularda nede milli konularda gençlerimize yeterli bilgiyi veremiyor. Bu delikanlıya anlattım ki “Mustafa Kemal Atatürk, bazı irticai hareketler ve Şeyh Sait Ayaklanmasından sonra, birbiri ardına gelen çağdaşlaşma ve modernleşme adına yapılan devrimlere yönelik itirazların arttığı bir dönemde, İslamiyet'in temel kaynağı olan Kur'anı Kerim’in yeniden yorumlanmasını ister”. Bu konuda şöyle söylüyordu.” Bizim dinimiz akla en uygun ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan ötürü son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uygun düşmesi gerekir. Bizim dinimiz bunlarla tam bir uyum halindedir. Değerli halkımız, Tanrı birdir, ünü büyüktür. Tanrının esenliği, sevgisi ve iyiliği üzerinizde olsun. Peygamber efendimiz yüce tanrı tarafından insanlara dinsel gerçekleri bildirmekle görevlendirilmiş ve elçi olmuştur. Bunların temel yasası, hepimizce bilindiği gibi, yüce Kuran’daki değişmez kurallardır. Son günlerde Kuran’ın Türkçeye çevrilmesini emrettim. Bu da ilk kez Türkçeye çevriliyor. Muhammed’in hayatıyla ilgili bir kitabın çevrilmesi için de emir verdim”. Kazım Karabekir ile bir sohbetinde de şöyle der; "Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini (uydurmalarını) Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."

Cumhuriyet Devrinde ilk tercüme Cemil Said Bey tarafından Fransızcadan Türkçeye yapılmıştı. Çevirilerin çoğalması üzerine, Diyanet İşleri Reisliği çeviri işlemini üzerine aldı. Atatürk, Kuranın tercüme ve tefsirini önce büyük şair Mehmet Akif Ersoy’dan rica eder. Mehmet Akif Bey, bu işi yapabilecek bilgi ve ehliyete sahip olduğu halde, bu işin ağır bir sorumluluk getirmesi, Kur’an’ın bir başka dile hakkıyla tam olarak çevrilmesinin zorluğunun idrakiyle bu işi önce kabul etmek istemez. "Kur'an, hiçbir şeye benzemez. Onun içinde öyle kelime ve mefhumlar (kavram) vardır ki, Türkçe de tam karşılığı yok. Öyle ayetler vardır ki, muhtelif manalara gelir. Bu bakımdan da Kur'an'ın aslını Türkçeye çevirmek çok müşkül bir iştir" der. Yine de bıkmadan usanmadan 4 yılını büyük bir gayretle bu işe hasreder. Çok müsvette’ler hazırlar, bu müsvetteler’i temize çekerken beğenmez tekrar yazar bir zaman sonra onu da beğenmez tekrar yazar. Ancak, bu sırada özellikle Araplar tarafından, bu çevirinin yapılamayacağı hakkında büyük tepkiler geldi. Gelen tepkilerin en büyüğü, Arap milliyetçisi Muhammet Reşit Ride tarafındandı. Kur-an'da İmam Hanefi'den deliller getirmek suretiyle, Mehmet Akif'i çeviriden engellemeye kalkışan bu kişinin, o sıralarda İngilizceye de yapılmakta olan çeviriyi desteklemesi, sorunun sadece Araplar tarafından, Türklere karşı güdülen bir engelleme olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Mehmet Akif, yıllarca süren bu yorucu ve sıkıntılı çalışmasına rağmen bir sohbetinde "Kur'an'ın Türkçe meâli için yaptığım çalışmalar, bu dünyada en üstün zevk ve huşû ile geçirdiğim anlar oldu” demiştir. Çalışır ama İçinde de hep aynı korkuyu taşır.”Benim tercüme ettiğim bir ayeti okuyan kişi benim anlatmak istediğimden başka bir anlam çıkarırsa ben onun vebalini nasıl taşırım”.Bu tedirginlik yüzünden bitirdiği Kur’an mealini Diyanet İşleri Başkanlığının defalarca sormasına rağmen bir türlü teslim edemez. Bu gecikme üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Mehmet Akif Beyle yaptığı sözleşmeyi fesheder Bu fesih, Mehmet Akif’i rahatlatır ve bu büyük yükten kurtarır. Ankara’ya döndüğünde kendisi ile röportaj yapan gazeteciye şöyle söyler; "...Mısır'da 11 yıl kaldım fakat 11 saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi? İnsanlık da Türkiye'de, milliyetçilik de Türkiye'de, Müslümanlık da Türkiye'de, hürriyetçilik de Türkiye'de. Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal’e versin."

Bu iş akamete uğrayınca Atatürk, zamanın âlimlerinden Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’dan rica eder. Hamdi Bey, Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN Kur'an-ı Kerimin İlk kez Türkçe tefsirini yapması için görevlendirdiği Mehmet Akif Ersoy’dan sonraki ikinci kişidir. Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahiptir. Atatürk'ün Elmalılı Hamdi Bey’e yazdırdığı bu tefsir, günümüzde de önde gelen İslam âlimleri tarafından hâlâ en güvenilir tefsir olarak kabul edilmektedir. Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanlığı'na verdiği talimata göre yazdırılmıştır. Devlet eli ile yazdırılan bu tefsirle Atatürk bizzat ilgilenmiştir. Atatürk, bildirdiği yedi madde ile nasıl bir tefsir istediğini ortaya koyar. Bu yedi madde daha sonra Diyanet İşleri Riyaseti ile Elmalılı Hamdi Yazır Bey arasında imzalanan protokole konur.

Atatürk, Diyanet'e gönderdiği yazıda özellikle iki maddenin üzerinde durur. Yeni tefsir ' Ehli Sünnet ' itikadına ve ' Hanefi ' mezhebinin görüşlerine göre hazırlanacaktır. Diğer bir isteği de ' ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetlerin “genişçe” izah edilmesidir. Atatürk, hüküm içeren ayetlerin de Türk-İslam geleneği göz önünde bulundurularak yorumlanmasını ister. Ne kadar ibret verici değil mi?
Diğer istekleri de şunlardır.
1- Ayetler arasında münasebetler gösterilecek.
2- Ayetlerin nüzül (iniş) sebepleri kaydedilecek.
3- Kıraat-i Aşere'yi (10 okuma tarzını) geçmemek üzere kıraatler hakkında bilgi verilecek.
4- Gerektiği yerlerde kelime ve terkiplerin “dil izahı” yapılacak.
5- İtikat da ehlisünnet ve amelde Hanefi mezhebine bağlı kalınmak üzere ayetlerin ihtiva ettiği dini, şer'i, hukuki, içtimai ve ahlaki hükümler açıklanacak.
6- Ayetlerin ima ve işarette bulunduğu ilmi ve felsefi konularla ilgili bilgiler verilecek. Özellikle tevhit konusunu ihtiva eden ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetler genişçe izah edilecek.
7- Konuyla doğrudan ya da dolaylı ilgisi bulunan İslam Tarihi olayları anlatılacak.
8- Batılı yazarların yanlış yaptıkları noktalarda, okuyucunun dikkatini çeken işaretler konularak gerekli açıklamalar yapılacak. Eserin başında Kur'an hakikatini açıklayan ve Kur'anla ilgili önemli konuları izah eden mukaddime (önsöz) yazılacak.

Değerli okuyucular, şimdi Atatürk’ün Kur’an konusunda ne kadar bilgili ve araştırmacı olduğunu görüyor musunuz? Nitekim 25 Kasım 1929'da İstanbul'a gelen Alman Biyograf Emil Ludwig bakın onun hakkında ne diyor;
"Ben öteden beri büyük şahsiyetleri incelemekle meşgûlüm. Avrupa'nın büyük devlet adamları ile görüştüm. Onların karakterleri ve görüşlerini öğrendim.
Büyük Gazi de meydana getirdiği büyük eserlerle kendisinden çok söz ettirmiş bir şahsiyettir. Bu sebeple özellikle Gazi ile görüşmek isterim. Bu amaçla Ankara'ya gideceğim" der ve gider.

30 Kasım 1929'da Atatürk, Emil Ludwig'i Çankaya köşkünde kabûl eder ve görüşür. Kendisine şunu söyler:
"Korku üzerine egemenlik kurulamaz. Şu kapıda duran nöbetçi bile benden korkmaz. Toplara - (tüfeklere) dayalı egemenlik yaşamaz. Böyle bir egemenlik ve hatta diktatörlük, ancak ihtilâl halinde geçici bir zaman için gerekebilir."

Emil Ludwig Ankara'dan ayrılırken gazetecilere şu demeci vermiştir:
"Gazi Hazretleri ile görüşmem o kadar kıymetlidir ki, bunu bir-iki kelime ile sınırlama imkânı yoktur. Bütün dünya Gazi Hazretleri'nin yalnız faaliyetini bilir. Fakat ben Kendileri ile görüşürken, dünyanın meçhûlü olan diğer bir meziyetini keşfettim. Gazi Hazretleri eylem adamı oldukları kadar da bir düşünürdürler."

Elmalılı Hamdi Bey’in Hak Dini Kur'an Dili 1936-1938 arasında tamamlandı ve dağıtımı yapılacak hale geldi. 1935-1939 arasında dokuz cilt olarak 10 bin takım bastırıldı. Eserin telif hakkı süresi bittiğinden artık serbestçe basılmaktadır. 2 bin takımı Elmalı Hamdi Yazır'a takdim edilmiş. Kalan 8 bin takımı, başta din adamları olmak üzere kamuoyunun önde gelen isimlerine ücretsiz olarak dağıtılmıştır.

Özet yazımızı Atatürk’e ait iki anı ile bitirelim. Şam ve Halep’teki görevine gitmek üzere son hazırlıklarını yapıp tam evden çıkacağı sırada odalardan birisinden bir kur’an okuma sesi duyarak geri döner. Annesine “Bu kuran okuyan kim” diye sorar. O da mahallerinde medrese tahsili gören ve Küçük Hoca Efendi diye anılan komşu çocuğunu senin arkandan Kur’an okuması için çağırmıştım diye cevap verir. Bundan sonrasını Küçük Hoca Efendinin ağzından dinleyelim.”Alçak sesle Kuran okuyordum. Çünkü Zübeyde anne öyle buyurmuştu. Birden odanın kapısı açıldı paşa hazretleri içeri girdi. Onu birden karşımda görünce çok korktum. Bana hangi sureyi okuduğumu sordu. Gösterdim. Bu surede ne anlatılıyor dedi. Bilmiyorum dedim. “Okumak öğrenmek içindir”. Sen bir şey öğrenmemişsin. Bundan sonra öğrenmek için oku dedi. Başımı okşadı ve çıkıp gitti”.Küçük Hoca Efendi bu olayı 1970 li yıllarda TV.de ağlayarak anlatmıştı.

İkinci anı da şöyle. Beykoz da mevsim sonbahar, zamanın eşrafı kahve önünde sohbet ediyorlar. Birden uzaktan bir otomobil sesi duyulur. Herkes merakla o tarafa doğru bakar. Otomobil tam kahvenin önünde durur içinden Mustafa Kemal Paşa iner. Herkes ona doğru koşar, hoş geldiniz çekerler. Bu olayı da Beykoz Camii imamının ağzından dinleyelim. “Atatürk birden bu caminin imamı kim diye sordu. O anda dizlerimin titrediğini hissettim. Hemen iki adım öne çıkıp benim paşa hazretleri dedim. Avucunda yeşil üzüm taneleri vardı. Söyle bakalım bu üzüm helâl ise bundan yapılan şarap neden haram oluyor diye sordu. İçimden, Allah’ım sana sığınırım dediğimi hatırlıyorum. Birden kafamda bir şimşek çaktı. Paşa hazretleri zevceniz size helâldir ama kerimeniz haramdır dedim”. “Seni tebrik ederim. Güzel bir cevap dedi. Beni Dolmabahçe sarayına davet etti. Orada İslamiyet’le ilgili sohbet ettik, birlikte birkaç saat geçirdik. Bana Kur’an dan ayetler okudu ve tercümesini yaptı. Nur içinde yatsın.”

Yazarın notu; Dünya liderlerinin hayranı olduğu ve yüzyılın lideri seçilen o yüce insan, bu millet dinini kendi kitabından öğrensin diye çaba sarf ederken. Gazetelerden okuduğumuza göre vatandaşlarımız hâlâ hastalıklara iyi geliyor hurafesiyle deve idrarı içip sağlık kazanmaya, bilim adamları da uzaydaki uyduların tamiri için cinlerden, perilerden medet ummaya çalışıyor. Ne yazık ve ne vahim.

Yozgat Gazetesi 04.05.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00