BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
202
Dün
:
4633
Toplam
:
14650628
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Eski Yozgat’tan İnsan Manzaraları
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Birkaç yılda bir tekrarlayan Tifo ve Veba salgınları Osmanlı döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında çok can almıştır. Ancak 1920 yılında Atatürk’ün emri ile sağlık bakanlığı kurulup, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu 24 Nisan 1930 yılında kabul edildikten sonra halk sağlığı kesin bir şekilde kanunen güvence altına alınmış salgın hastalıklarla ciddi mücadele başlamıştır. 16 yıl sağlık bakanlığı yapan Dr. Refik Saydam ilk başta ülkenin sağlık alanındaki ihtiyaçlarını tespit etmiştir. Ülkedeki salgınlar çıkarılan sağlık yasaları ve aşıların yardımı ile önlenmiştir.

Yozgat eşrafından Ceritzade Şükrü Efendinin kızlarından küçük Necla da 1939 yılında ilkokul 5.sınıf talebesidir. O yıl yine salgın olan tifoya yakalanır. Sınıfındaki arkadaşları yoklamaya gelirler. Yine Yozgat eşrafından Papuccu’ların Kadir Efendinin (aslında Abdülkadir) küçük kızı Meliha, hastalık bana da bulaşır korkusuyla ziyarete gelemez. Küçük Necla iyileştikten kısa bir süre sonra, kızcağızın korktuğu başına gelir küçük Meliha’da hastalanır. Ancak, doktorların yanlış teşhisi nedeniyle tedavisi de yanlış yapılan Meliha’nın tifoya yakalandığı geç fark edilir. Hastalık bulaşıcı ve ölümcül olduğundan, Papuccu ailesi titizlik gösterir, başka çocuklara da bulaşmasın diye ziyaretçileri içeri almazlar. Yatağını evin penceresinin önüne yaparlar. Görmeye gelen sınıf arkadaşları da oradan ziyaret ederler. Necla, kırgınlığından dolayı önceleri gitmek istemezse de daha sonra pişmanlık duyar o da diğer arkadaşları gibi pencere önünden ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini sunar. Ne yazık ki bir süre sonra küçük Meliha hastalığı yenemez vefat eder. Ölümü tüm Yozgat’ta büyük bir teessüre sebep olur ve cenazesi bando eşliğinde kaldırılır. Annesi Maynur(Mahinur) hanım, kızı ile küçük Necla’nın aralarındaki kırgınlığı bildiği için huzursuzdur, içi rahat etmez. Cenazeye çocuklar götürülmediğinden helalleşme de olamayacaktır. Aralarında ki kırgınlık kalksın, iki çocukta huzur içinde olsun arzusu ile okul tarafından yaptırılan çelengi küçük Necla’nın taşımasını ister. Fakat Necla da hastalıktan yeni kalktığından çelengi taşıyacak gücü yoktur. Beybabası Şükrü Efendi ve annesi Leyla Hanım razı olmazlar. Acılı Maynur Hanım başka bir çözüm bulur. Çelengi iki erkek öğrenci taşısın, Necla’da arkalarında yürüsün diye rica eder, uygun görülür ve öyle yapılır.

Aynı yıl okulda Cumhuriyet balosu yapılacaktır. Minik kız ve erkek öğrenciler dans gösterisi için eşleştirilirken, erkek öğrenci sayısı, kızlardan bir eksik çıkar. Küçük Mualla’ya erkek eş bulunamaz. Öğretmenlerin aklına Necla gelir. Tifo hastalığı dolayısı ile saçları kesildiğinden erkek çocuğu görünümündedir. Öğretmenlerin ricası üzerine annesi Leyla Hanım çarşıdan ceket ve pantolon alır erkek gibi giydirirler. Cumhuriyet Balosunda Küçük Mualla’ya eş olur.

Yıllar yılları kovalar Yozgat’ın ticaret erbabı varlıklı ailelerinden, Papuccular’ın Kadir Efendinin kızları gelinlik çağına gelir. Allahın emri Peygamberin kavli ile kızlarından birini nişanlar. Gözünün nur’u kızı içinde hiçbir masraftan kaçınmaz aileye yakışır zengin bir çeyiz hazırlarlar. Gel gör ki yapılan bu çokça çeyizi kendisi de yadırgadığından “Yapan var, yapamayan var, el bize ne der” diyerek, damadın evine gizlice gece karanlıkta göndertir.

Eski aileler böyle idiler. Birer, birer yok olup gittiler. Yıkılıp yok olan o güzelim evler gibi.

29.04.2012




Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00