BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
171
Dün
:
5063
Toplam
:
13454190
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İbnülemin Mahmut Kemal İnal
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Cumhuriyet Gazetesinde Sayın Orhan Erinç’in köşesi beni birden 1962 yılına götürdü. Cennetmekân pederim Muammer Çapanoğlu (Çapanoğlu Muhlis Beyin oğlu), akşam elinde kalın bir kitapla eve gelmişti. Kitap, İş Bankası yayınlarındandı. HOŞ SADÂ kapaklı ve Türk Musikişinasları’nı anlatan bir kitaptı. Bağlama ve Tambur çaldığımdan hem içeriği ile hem de yazarının ismi ile dikkatimi çekmişti. “İbnülemin Mahmut Kemal İnal”. Önce Osmanlıca Türkçe sözlükten İbnülemin’in ne anlama geldiğine bakmıştım. Güvenilir insan demekmiş. Daha sonra kendisi ile ilgili öğrendiğim bazı anılar daha da ilgimi çekmiş ve kendisi hakkında epey bilgi sahibi olmuştum. Üstad, bir yazısında kendisini şöyle tarif ediyordu. "Mizacım asabi, teessürüm şedit(şiddetli), kalbim rakik (duygulu), intikal ve infialim(kızmam) seri olduğundan, o şefkatli baba ve anne beni hüsn-i muamele ile büyütmeye ve kalbimi incitmemeye itina etmişlerdir”. Asabi mizacına örnek bir olayını anlatayım. Bir gün İstanbul’daki Beyazıt Kütüphanesinde çalışma yapıyor. Tesadüf karşısında oturan bir kişi, bir taraftan elindeki kitaba bakıyor bir taraftan da dalgınlıkla burnunu karıştırıyor. Bu görüntü zaten asabi mizaçlı olan üstadı ziyadesiyle rahatsız ediyor. Aslında, çileden çıkarıyor desek daha doğru olacak. Aklı oraya takılıyor. Dayanamıyor, duyulabilecek bir ses tonu ile bir “estağfurullah” çekiyor. Adam farkında değil, icraata devam ediyor. Kemal Bey, biraz sonra daha yüksek bir ses tonu ile “ya! sabır”diyor. Adam oralı değil. Dayanamıyor, birden patlıyor.”Beyefendi” diye sesleniyor. Herkes gibi adamda bakıyor. Üstad devam ediyor. “Zat-ı âliniz asker misiniz, sivil mi, askerseniz sınıf-ı selase’den (üç sınıftan)hangisine mensupsunuz?” Ve devam ediyor “zannederim topçu olacaksınız ki deminden beri burnunuzdan gülle imal ediyorsunuz.” Adam kıpkırmızı oluyor ve biraz sonra sessizce salonu terk ediyor.1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okurken, bu olayı hatırladım, sırf merakımdan dolayı Beyazıt Kütüphanesine gittim, okuma salonunda bir yere oturdum yanımdaki ders kitaplarından birisini açtım ve kendisini rahmetle anarak o anı yaşamak istedim. 17 Kasım 1870 tarihinde İstanbul’un Beyazıt semtinde doğan üstat, Seksen altı yıllık bir ömrü, öğrenmek, araştırmak, yazmak ve memlekete hizmet vermekle geçirir. Toplumsal hayatta çok hızlı ve büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde yaşaması ve pek çok tanınmış kimse ile şahsen bir arada bulunması onun biyografi alanında pek çok eser vermesini sağlar. 1909 senesinde Sultan II. Abdülhamit'in hal'inden sonra saraya verilmiş olan jurnalleri tasnif ve imha ile görevlendirilen komisyonun başına getirilmiş ve bu sıfatla Yıldız Sarayı evrakını inceleme imkânını bulmuştur. Son dönem Osmanlı şairleri, müzisyenleri, sadrazamları, hattatları hakkındaki eserleri ile bu kişilerin unutulmalarını önlemeye çalıştı. Şiir, roman, hikâye gibi alanlarda da eserler verdi. Yaşamı boyunca konağındaki düzenli toplantılarda ilim ve sanat dünyasından kimseleri ağırlayarak kültür hayatına hizmet eden üstad 24 Mayıs 1957’de bundan 55 yıl evvel dünyaya veda etti. Süleyman Nazif`in `Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine` mısraıyla tarif ettiği İbnülemin Mahmud Kemal İnal üstad ile ilgili anılardan bir kaçı ile yazımızı bitirelim.

Süleymaniye’deki İslâm Eserleri Müzesi'nin müdürlüğünde bulunduğu bir sırada, devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel kendisini ziyarete gelir. Müzede vazifeli bir şahıs, biraz da telaşlı bir şekilde Mahmut Kemal İnal Bey'in odasına girer ve “Efendim, vekil bey geliyor, der. İbnülemin'in cevabı aynen şöyledir:“Gelmesin. Ben şimdi ikindi namazını kılmak üzere Allah'ın huzuruna duruyorum, beklesin!” Mahmut Kemal Bey bu sözleri bakan beyin işiteceği kadar yüksek sesle söyler. Manzara karşısında iyice şaşıran müze memuru, hayretle vekil beyin yüzüne bakar. O mükemmel insan Hasan Ali Yücel Beyefendi, “Duydum evlâdım, duydum!” diyerek adamın şaşkınlığını giderir. Başkaca da bir harekette bulunmaz, bekler. Ama daha sonra üstadı, kütüphaneler tasnif işleri ilmî müşavirliğine tayin ederek onurlandırır.

Eski İstanbul vali ve belediye başkanlarından Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gökay da bir hatıratında şöyle anlatır: “Valiliğim sırasında bir gün Celal Bayar, Adnan Menderes ve bazı bakanlar İstanbul’a geldiler. Efendi hazretlerini buraya getir de kendisiyle bir de yüz yüze görüşelim, diye haber gönderdiler. Derhal Mahmut Kemal bey’e gittim ve durumu arz ettim. Sinirli ve öfkeli bir tavırla, “Ben o heriflerin ayağına gitmem” dedi. Israr ettim; yalvardım, yakardım. Sonun da ikna ettim. Bin naz ile ve söylene, söylene Florya Deniz Köşküne götürdüm. Yenilip içildikten sonra sohbet faslı başladı. Bir ara Celal Bayar, Mahmut Kemal bey’e hitaben şöyle dedi: “Efendi hazretleri! Son sadrazamlar adındaki eserinizi okudum. Hakikaten güzel yazmışsınız. Lakin hep Osmanlı döneminin sadrazamlarını, devlet adamlarını anlatıyorsunuz. Bir eser daha kaleme alsanız, orada da cumhuriyet devri başvekillerini, cumhurbaşkanlarını tanıtsanız acaba nasıl olur?” İbnülemin Mahmut Kemal Bey, karşısındakinin cumhurbaşkanı olduğunu düşünmeye bile gerek görmeden “Kim o herifler?” diye sorar ve konuşmasına şöyle devam eder: “Ben son sadrazamları yazarken öyle rastgele hareket etmedim. Hepsini yakından tanıdım. Kimisinin hizmetinde bizzat bulundum, kimisiyle birlikte görev yaptım. Merhum babam Mehmet Emin Paşa sayesinde birçoğunun aile mahremiyetine kadar sokuldum. Meziyetlerine, kusurlarına, bir aile ocağı samimiyeti içinde şahit oldum. Onlarla düştüm onlarla kalktım. Hâlbuki yenileri tanımıyorum. Zaten yazılacak yönlerinin bulunduğuna da inanmıyorum. Hem eskiden bir adam sadaret makamına çıkacağı zaman belli bir kademeden geçer, belli bir merhale kat ederdi. Mesela önce vali olur, sonra nâzır (bakan) olur, derken sadrazamlığa kadar yükselirdi. Şimdi öyle mi? Ne idiğü belirsiz bir adam, beklenmedik bir anda milletin başına geçiyor. Sonra o nevzuhur (yeni çıkma) şahıs, âlimi, ulemayı ayağına çağırıyor”. Tam da üstat’dan beklenecek bir cevap.

Ünlü Akbaba dergisini çıkaran Yusuf Ziya Ortaç ile Orhon Seyfi Orhon bir gün üstada gidip İstanbul ahalisi semtlere göre nerelerde oturması gerekir diye, böyle mizahi bir liste çıkarması için rica da bulunurlar. Oda şu listeyi çıkarır.

Kasaplar; Etyemez’de, Arabacılar; Ahırkapı’da, Sebzeciler; Bostancı’da, Kebapçılar; Şişhane’ de,

Fırıncılar; Unkapanın’da, Turşucular; Sirkeci’de, Elmacılar; Elmadağ da, Badanacılar;

Kireçburnun’da, Fındıkçılar; Fındıklı’da, Halıcılar; Halıcıoğlu’nda, Çiçekçiler; Çiçek pazarında,

Tiryakiler; Çubukluda, Dervişler; Erenköy’de, Körler; Göztepe’de, Bebekler; Sütlüce’de,

Arnavutlar; Arnavutköy’de, Zenciler; Kuzguncuk’ta, Sünnetciler; Cerrahpaşa’da, Kandilciler;

Kandillide, Öksürenler; Ihlamur’da, Borçlular; Selamsızda, Tespihçiler; Mercan’da,

Haremağaları; Harem’de, Sütninenler; Bebekte, Dilsizler; Bülbülderesi’nde, Sevdalılar; Kuşdilin’de,

Sarhoşlar; Küfeciler’de, Sabırlılar; Eyüp’te, Kabadayılar; Tozkoparan’da, Medeni eşkıyalar;

Boğazkesen’de, Sülükçüler; Büyükdere’de, Haneberduşlar; Kalender’de, Talihsizler; Güngörmez’de,

Mezarbekçileri; Türbe’de, Günahkarlar; Azapkapı’da, Enfiyeciler; Akıntıburnu’nda,

Maliyeciler; Defterdar’da, Dilberler; Vefa’da, Baştançıkaranlar; Yerebatan’da,

Doktorlar; Hekimoğlun’da, Paşalar; Paşabahçe’de, Köseler; Kabasakal’da, Caniler; Zindankapısı’nda,

Hafifmeşrepkadınlar; Yaşmaksıyıran’da, Hayvansahipleri; Samanpazarı’nda, Şıkbeyler, hanımlar;

Moda’da, Kürkçüler; Ayazpaşa’da, Hakimler; Kadıköy’de.

Rahmet ve minnetle.

22.04.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00