BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 16.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
204
Dün
:
4633
Toplam
:
14967640
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İbnülemin Mahmut Kemal İnal
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Cumhuriyet Gazetesinde Sayın Orhan Erinç’in köşesi beni birden 1962 yılına götürdü. Cennetmekân pederim Muammer Çapanoğlu (Çapanoğlu Muhlis Beyin oğlu), akşam elinde kalın bir kitapla eve gelmişti. Kitap, İş Bankası yayınlarındandı. HOŞ SADÂ kapaklı ve Türk Musikişinasları’nı anlatan bir kitaptı. Bağlama ve Tambur çaldığımdan hem içeriği ile hem de yazarının ismi ile dikkatimi çekmişti. “İbnülemin Mahmut Kemal İnal”. Önce Osmanlıca Türkçe sözlükten İbnülemin’in ne anlama geldiğine bakmıştım. Güvenilir insan demekmiş. Daha sonra kendisi ile ilgili öğrendiğim bazı anılar daha da ilgimi çekmiş ve kendisi hakkında epey bilgi sahibi olmuştum. Üstad, bir yazısında kendisini şöyle tarif ediyordu. "Mizacım asabi, teessürüm şedit(şiddetli), kalbim rakik (duygulu), intikal ve infialim(kızmam) seri olduğundan, o şefkatli baba ve anne beni hüsn-i muamele ile büyütmeye ve kalbimi incitmemeye itina etmişlerdir”. Asabi mizacına örnek bir olayını anlatayım. Bir gün İstanbul’daki Beyazıt Kütüphanesinde çalışma yapıyor. Tesadüf karşısında oturan bir kişi, bir taraftan elindeki kitaba bakıyor bir taraftan da dalgınlıkla burnunu karıştırıyor. Bu görüntü zaten asabi mizaçlı olan üstadı ziyadesiyle rahatsız ediyor. Aslında, çileden çıkarıyor desek daha doğru olacak. Aklı oraya takılıyor. Dayanamıyor, duyulabilecek bir ses tonu ile bir “estağfurullah” çekiyor. Adam farkında değil, icraata devam ediyor. Kemal Bey, biraz sonra daha yüksek bir ses tonu ile “ya! sabır”diyor. Adam oralı değil. Dayanamıyor, birden patlıyor.”Beyefendi” diye sesleniyor. Herkes gibi adamda bakıyor. Üstad devam ediyor. “Zat-ı âliniz asker misiniz, sivil mi, askerseniz sınıf-ı selase’den (üç sınıftan)hangisine mensupsunuz?” Ve devam ediyor “zannederim topçu olacaksınız ki deminden beri burnunuzdan gülle imal ediyorsunuz.” Adam kıpkırmızı oluyor ve biraz sonra sessizce salonu terk ediyor.1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okurken, bu olayı hatırladım, sırf merakımdan dolayı Beyazıt Kütüphanesine gittim, okuma salonunda bir yere oturdum yanımdaki ders kitaplarından birisini açtım ve kendisini rahmetle anarak o anı yaşamak istedim. 17 Kasım 1870 tarihinde İstanbul’un Beyazıt semtinde doğan üstat, Seksen altı yıllık bir ömrü, öğrenmek, araştırmak, yazmak ve memlekete hizmet vermekle geçirir. Toplumsal hayatta çok hızlı ve büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde yaşaması ve pek çok tanınmış kimse ile şahsen bir arada bulunması onun biyografi alanında pek çok eser vermesini sağlar. 1909 senesinde Sultan II. Abdülhamit'in hal'inden sonra saraya verilmiş olan jurnalleri tasnif ve imha ile görevlendirilen komisyonun başına getirilmiş ve bu sıfatla Yıldız Sarayı evrakını inceleme imkânını bulmuştur. Son dönem Osmanlı şairleri, müzisyenleri, sadrazamları, hattatları hakkındaki eserleri ile bu kişilerin unutulmalarını önlemeye çalıştı. Şiir, roman, hikâye gibi alanlarda da eserler verdi. Yaşamı boyunca konağındaki düzenli toplantılarda ilim ve sanat dünyasından kimseleri ağırlayarak kültür hayatına hizmet eden üstad 24 Mayıs 1957’de bundan 55 yıl evvel dünyaya veda etti. Süleyman Nazif`in `Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine` mısraıyla tarif ettiği İbnülemin Mahmud Kemal İnal üstad ile ilgili anılardan bir kaçı ile yazımızı bitirelim.

Süleymaniye’deki İslâm Eserleri Müzesi'nin müdürlüğünde bulunduğu bir sırada, devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel kendisini ziyarete gelir. Müzede vazifeli bir şahıs, biraz da telaşlı bir şekilde Mahmut Kemal İnal Bey'in odasına girer ve “Efendim, vekil bey geliyor, der. İbnülemin'in cevabı aynen şöyledir:“Gelmesin. Ben şimdi ikindi namazını kılmak üzere Allah'ın huzuruna duruyorum, beklesin!” Mahmut Kemal Bey bu sözleri bakan beyin işiteceği kadar yüksek sesle söyler. Manzara karşısında iyice şaşıran müze memuru, hayretle vekil beyin yüzüne bakar. O mükemmel insan Hasan Ali Yücel Beyefendi, “Duydum evlâdım, duydum!” diyerek adamın şaşkınlığını giderir. Başkaca da bir harekette bulunmaz, bekler. Ama daha sonra üstadı, kütüphaneler tasnif işleri ilmî müşavirliğine tayin ederek onurlandırır.

Eski İstanbul vali ve belediye başkanlarından Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gökay da bir hatıratında şöyle anlatır: “Valiliğim sırasında bir gün Celal Bayar, Adnan Menderes ve bazı bakanlar İstanbul’a geldiler. Efendi hazretlerini buraya getir de kendisiyle bir de yüz yüze görüşelim, diye haber gönderdiler. Derhal Mahmut Kemal bey’e gittim ve durumu arz ettim. Sinirli ve öfkeli bir tavırla, “Ben o heriflerin ayağına gitmem” dedi. Israr ettim; yalvardım, yakardım. Sonun da ikna ettim. Bin naz ile ve söylene, söylene Florya Deniz Köşküne götürdüm. Yenilip içildikten sonra sohbet faslı başladı. Bir ara Celal Bayar, Mahmut Kemal bey’e hitaben şöyle dedi: “Efendi hazretleri! Son sadrazamlar adındaki eserinizi okudum. Hakikaten güzel yazmışsınız. Lakin hep Osmanlı döneminin sadrazamlarını, devlet adamlarını anlatıyorsunuz. Bir eser daha kaleme alsanız, orada da cumhuriyet devri başvekillerini, cumhurbaşkanlarını tanıtsanız acaba nasıl olur?” İbnülemin Mahmut Kemal Bey, karşısındakinin cumhurbaşkanı olduğunu düşünmeye bile gerek görmeden “Kim o herifler?” diye sorar ve konuşmasına şöyle devam eder: “Ben son sadrazamları yazarken öyle rastgele hareket etmedim. Hepsini yakından tanıdım. Kimisinin hizmetinde bizzat bulundum, kimisiyle birlikte görev yaptım. Merhum babam Mehmet Emin Paşa sayesinde birçoğunun aile mahremiyetine kadar sokuldum. Meziyetlerine, kusurlarına, bir aile ocağı samimiyeti içinde şahit oldum. Onlarla düştüm onlarla kalktım. Hâlbuki yenileri tanımıyorum. Zaten yazılacak yönlerinin bulunduğuna da inanmıyorum. Hem eskiden bir adam sadaret makamına çıkacağı zaman belli bir kademeden geçer, belli bir merhale kat ederdi. Mesela önce vali olur, sonra nâzır (bakan) olur, derken sadrazamlığa kadar yükselirdi. Şimdi öyle mi? Ne idiğü belirsiz bir adam, beklenmedik bir anda milletin başına geçiyor. Sonra o nevzuhur (yeni çıkma) şahıs, âlimi, ulemayı ayağına çağırıyor”. Tam da üstat’dan beklenecek bir cevap.

Ünlü Akbaba dergisini çıkaran Yusuf Ziya Ortaç ile Orhon Seyfi Orhon bir gün üstada gidip İstanbul ahalisi semtlere göre nerelerde oturması gerekir diye, böyle mizahi bir liste çıkarması için rica da bulunurlar. Oda şu listeyi çıkarır.

Kasaplar; Etyemez’de, Arabacılar; Ahırkapı’da, Sebzeciler; Bostancı’da, Kebapçılar; Şişhane’ de,

Fırıncılar; Unkapanın’da, Turşucular; Sirkeci’de, Elmacılar; Elmadağ da, Badanacılar;

Kireçburnun’da, Fındıkçılar; Fındıklı’da, Halıcılar; Halıcıoğlu’nda, Çiçekçiler; Çiçek pazarında,

Tiryakiler; Çubukluda, Dervişler; Erenköy’de, Körler; Göztepe’de, Bebekler; Sütlüce’de,

Arnavutlar; Arnavutköy’de, Zenciler; Kuzguncuk’ta, Sünnetciler; Cerrahpaşa’da, Kandilciler;

Kandillide, Öksürenler; Ihlamur’da, Borçlular; Selamsızda, Tespihçiler; Mercan’da,

Haremağaları; Harem’de, Sütninenler; Bebekte, Dilsizler; Bülbülderesi’nde, Sevdalılar; Kuşdilin’de,

Sarhoşlar; Küfeciler’de, Sabırlılar; Eyüp’te, Kabadayılar; Tozkoparan’da, Medeni eşkıyalar;

Boğazkesen’de, Sülükçüler; Büyükdere’de, Haneberduşlar; Kalender’de, Talihsizler; Güngörmez’de,

Mezarbekçileri; Türbe’de, Günahkarlar; Azapkapı’da, Enfiyeciler; Akıntıburnu’nda,

Maliyeciler; Defterdar’da, Dilberler; Vefa’da, Baştançıkaranlar; Yerebatan’da,

Doktorlar; Hekimoğlun’da, Paşalar; Paşabahçe’de, Köseler; Kabasakal’da, Caniler; Zindankapısı’nda,

Hafifmeşrepkadınlar; Yaşmaksıyıran’da, Hayvansahipleri; Samanpazarı’nda, Şıkbeyler, hanımlar;

Moda’da, Kürkçüler; Ayazpaşa’da, Hakimler; Kadıköy’de.

Rahmet ve minnetle.

22.04.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00