BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.09.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
265
Dün
:
4633
Toplam
:
14477101
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İbnülemin Mahmut Kemal İnal
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Cumhuriyet Gazetesinde Sayın Orhan Erinç’in köşesi beni birden 1962 yılına götürdü. Cennetmekân pederim Muammer Çapanoğlu (Çapanoğlu Muhlis Beyin oğlu), akşam elinde kalın bir kitapla eve gelmişti. Kitap, İş Bankası yayınlarındandı. HOŞ SADÂ kapaklı ve Türk Musikişinasları’nı anlatan bir kitaptı. Bağlama ve Tambur çaldığımdan hem içeriği ile hem de yazarının ismi ile dikkatimi çekmişti. “İbnülemin Mahmut Kemal İnal”. Önce Osmanlıca Türkçe sözlükten İbnülemin’in ne anlama geldiğine bakmıştım. Güvenilir insan demekmiş. Daha sonra kendisi ile ilgili öğrendiğim bazı anılar daha da ilgimi çekmiş ve kendisi hakkında epey bilgi sahibi olmuştum. Üstad, bir yazısında kendisini şöyle tarif ediyordu. "Mizacım asabi, teessürüm şedit(şiddetli), kalbim rakik (duygulu), intikal ve infialim(kızmam) seri olduğundan, o şefkatli baba ve anne beni hüsn-i muamele ile büyütmeye ve kalbimi incitmemeye itina etmişlerdir”. Asabi mizacına örnek bir olayını anlatayım. Bir gün İstanbul’daki Beyazıt Kütüphanesinde çalışma yapıyor. Tesadüf karşısında oturan bir kişi, bir taraftan elindeki kitaba bakıyor bir taraftan da dalgınlıkla burnunu karıştırıyor. Bu görüntü zaten asabi mizaçlı olan üstadı ziyadesiyle rahatsız ediyor. Aslında, çileden çıkarıyor desek daha doğru olacak. Aklı oraya takılıyor. Dayanamıyor, duyulabilecek bir ses tonu ile bir “estağfurullah” çekiyor. Adam farkında değil, icraata devam ediyor. Kemal Bey, biraz sonra daha yüksek bir ses tonu ile “ya! sabır”diyor. Adam oralı değil. Dayanamıyor, birden patlıyor.”Beyefendi” diye sesleniyor. Herkes gibi adamda bakıyor. Üstad devam ediyor. “Zat-ı âliniz asker misiniz, sivil mi, askerseniz sınıf-ı selase’den (üç sınıftan)hangisine mensupsunuz?” Ve devam ediyor “zannederim topçu olacaksınız ki deminden beri burnunuzdan gülle imal ediyorsunuz.” Adam kıpkırmızı oluyor ve biraz sonra sessizce salonu terk ediyor.1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okurken, bu olayı hatırladım, sırf merakımdan dolayı Beyazıt Kütüphanesine gittim, okuma salonunda bir yere oturdum yanımdaki ders kitaplarından birisini açtım ve kendisini rahmetle anarak o anı yaşamak istedim. 17 Kasım 1870 tarihinde İstanbul’un Beyazıt semtinde doğan üstat, Seksen altı yıllık bir ömrü, öğrenmek, araştırmak, yazmak ve memlekete hizmet vermekle geçirir. Toplumsal hayatta çok hızlı ve büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde yaşaması ve pek çok tanınmış kimse ile şahsen bir arada bulunması onun biyografi alanında pek çok eser vermesini sağlar. 1909 senesinde Sultan II. Abdülhamit'in hal'inden sonra saraya verilmiş olan jurnalleri tasnif ve imha ile görevlendirilen komisyonun başına getirilmiş ve bu sıfatla Yıldız Sarayı evrakını inceleme imkânını bulmuştur. Son dönem Osmanlı şairleri, müzisyenleri, sadrazamları, hattatları hakkındaki eserleri ile bu kişilerin unutulmalarını önlemeye çalıştı. Şiir, roman, hikâye gibi alanlarda da eserler verdi. Yaşamı boyunca konağındaki düzenli toplantılarda ilim ve sanat dünyasından kimseleri ağırlayarak kültür hayatına hizmet eden üstad 24 Mayıs 1957’de bundan 55 yıl evvel dünyaya veda etti. Süleyman Nazif`in `Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine` mısraıyla tarif ettiği İbnülemin Mahmud Kemal İnal üstad ile ilgili anılardan bir kaçı ile yazımızı bitirelim.

Süleymaniye’deki İslâm Eserleri Müzesi'nin müdürlüğünde bulunduğu bir sırada, devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel kendisini ziyarete gelir. Müzede vazifeli bir şahıs, biraz da telaşlı bir şekilde Mahmut Kemal İnal Bey'in odasına girer ve “Efendim, vekil bey geliyor, der. İbnülemin'in cevabı aynen şöyledir:“Gelmesin. Ben şimdi ikindi namazını kılmak üzere Allah'ın huzuruna duruyorum, beklesin!” Mahmut Kemal Bey bu sözleri bakan beyin işiteceği kadar yüksek sesle söyler. Manzara karşısında iyice şaşıran müze memuru, hayretle vekil beyin yüzüne bakar. O mükemmel insan Hasan Ali Yücel Beyefendi, “Duydum evlâdım, duydum!” diyerek adamın şaşkınlığını giderir. Başkaca da bir harekette bulunmaz, bekler. Ama daha sonra üstadı, kütüphaneler tasnif işleri ilmî müşavirliğine tayin ederek onurlandırır.

Eski İstanbul vali ve belediye başkanlarından Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gökay da bir hatıratında şöyle anlatır: “Valiliğim sırasında bir gün Celal Bayar, Adnan Menderes ve bazı bakanlar İstanbul’a geldiler. Efendi hazretlerini buraya getir de kendisiyle bir de yüz yüze görüşelim, diye haber gönderdiler. Derhal Mahmut Kemal bey’e gittim ve durumu arz ettim. Sinirli ve öfkeli bir tavırla, “Ben o heriflerin ayağına gitmem” dedi. Israr ettim; yalvardım, yakardım. Sonun da ikna ettim. Bin naz ile ve söylene, söylene Florya Deniz Köşküne götürdüm. Yenilip içildikten sonra sohbet faslı başladı. Bir ara Celal Bayar, Mahmut Kemal bey’e hitaben şöyle dedi: “Efendi hazretleri! Son sadrazamlar adındaki eserinizi okudum. Hakikaten güzel yazmışsınız. Lakin hep Osmanlı döneminin sadrazamlarını, devlet adamlarını anlatıyorsunuz. Bir eser daha kaleme alsanız, orada da cumhuriyet devri başvekillerini, cumhurbaşkanlarını tanıtsanız acaba nasıl olur?” İbnülemin Mahmut Kemal Bey, karşısındakinin cumhurbaşkanı olduğunu düşünmeye bile gerek görmeden “Kim o herifler?” diye sorar ve konuşmasına şöyle devam eder: “Ben son sadrazamları yazarken öyle rastgele hareket etmedim. Hepsini yakından tanıdım. Kimisinin hizmetinde bizzat bulundum, kimisiyle birlikte görev yaptım. Merhum babam Mehmet Emin Paşa sayesinde birçoğunun aile mahremiyetine kadar sokuldum. Meziyetlerine, kusurlarına, bir aile ocağı samimiyeti içinde şahit oldum. Onlarla düştüm onlarla kalktım. Hâlbuki yenileri tanımıyorum. Zaten yazılacak yönlerinin bulunduğuna da inanmıyorum. Hem eskiden bir adam sadaret makamına çıkacağı zaman belli bir kademeden geçer, belli bir merhale kat ederdi. Mesela önce vali olur, sonra nâzır (bakan) olur, derken sadrazamlığa kadar yükselirdi. Şimdi öyle mi? Ne idiğü belirsiz bir adam, beklenmedik bir anda milletin başına geçiyor. Sonra o nevzuhur (yeni çıkma) şahıs, âlimi, ulemayı ayağına çağırıyor”. Tam da üstat’dan beklenecek bir cevap.

Ünlü Akbaba dergisini çıkaran Yusuf Ziya Ortaç ile Orhon Seyfi Orhon bir gün üstada gidip İstanbul ahalisi semtlere göre nerelerde oturması gerekir diye, böyle mizahi bir liste çıkarması için rica da bulunurlar. Oda şu listeyi çıkarır.

Kasaplar; Etyemez’de, Arabacılar; Ahırkapı’da, Sebzeciler; Bostancı’da, Kebapçılar; Şişhane’ de,

Fırıncılar; Unkapanın’da, Turşucular; Sirkeci’de, Elmacılar; Elmadağ da, Badanacılar;

Kireçburnun’da, Fındıkçılar; Fındıklı’da, Halıcılar; Halıcıoğlu’nda, Çiçekçiler; Çiçek pazarında,

Tiryakiler; Çubukluda, Dervişler; Erenköy’de, Körler; Göztepe’de, Bebekler; Sütlüce’de,

Arnavutlar; Arnavutköy’de, Zenciler; Kuzguncuk’ta, Sünnetciler; Cerrahpaşa’da, Kandilciler;

Kandillide, Öksürenler; Ihlamur’da, Borçlular; Selamsızda, Tespihçiler; Mercan’da,

Haremağaları; Harem’de, Sütninenler; Bebekte, Dilsizler; Bülbülderesi’nde, Sevdalılar; Kuşdilin’de,

Sarhoşlar; Küfeciler’de, Sabırlılar; Eyüp’te, Kabadayılar; Tozkoparan’da, Medeni eşkıyalar;

Boğazkesen’de, Sülükçüler; Büyükdere’de, Haneberduşlar; Kalender’de, Talihsizler; Güngörmez’de,

Mezarbekçileri; Türbe’de, Günahkarlar; Azapkapı’da, Enfiyeciler; Akıntıburnu’nda,

Maliyeciler; Defterdar’da, Dilberler; Vefa’da, Baştançıkaranlar; Yerebatan’da,

Doktorlar; Hekimoğlun’da, Paşalar; Paşabahçe’de, Köseler; Kabasakal’da, Caniler; Zindankapısı’nda,

Hafifmeşrepkadınlar; Yaşmaksıyıran’da, Hayvansahipleri; Samanpazarı’nda, Şıkbeyler, hanımlar;

Moda’da, Kürkçüler; Ayazpaşa’da, Hakimler; Kadıköy’de.

Rahmet ve minnetle.

22.04.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00