BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
188
Dün
:
4601
Toplam
:
13190717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
İbnülemin Mahmut Kemal İnal
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Cumhuriyet Gazetesinde Sayın Orhan Erinç’in köşesi beni birden 1962 yılına götürdü. Cennetmekân pederim Muammer Çapanoğlu (Çapanoğlu Muhlis Beyin oğlu), akşam elinde kalın bir kitapla eve gelmişti. Kitap, İş Bankası yayınlarındandı. HOŞ SADÂ kapaklı ve Türk Musikişinasları’nı anlatan bir kitaptı. Bağlama ve Tambur çaldığımdan hem içeriği ile hem de yazarının ismi ile dikkatimi çekmişti. “İbnülemin Mahmut Kemal İnal”. Önce Osmanlıca Türkçe sözlükten İbnülemin’in ne anlama geldiğine bakmıştım. Güvenilir insan demekmiş. Daha sonra kendisi ile ilgili öğrendiğim bazı anılar daha da ilgimi çekmiş ve kendisi hakkında epey bilgi sahibi olmuştum. Üstad, bir yazısında kendisini şöyle tarif ediyordu. "Mizacım asabi, teessürüm şedit(şiddetli), kalbim rakik (duygulu), intikal ve infialim(kızmam) seri olduğundan, o şefkatli baba ve anne beni hüsn-i muamele ile büyütmeye ve kalbimi incitmemeye itina etmişlerdir”. Asabi mizacına örnek bir olayını anlatayım. Bir gün İstanbul’daki Beyazıt Kütüphanesinde çalışma yapıyor. Tesadüf karşısında oturan bir kişi, bir taraftan elindeki kitaba bakıyor bir taraftan da dalgınlıkla burnunu karıştırıyor. Bu görüntü zaten asabi mizaçlı olan üstadı ziyadesiyle rahatsız ediyor. Aslında, çileden çıkarıyor desek daha doğru olacak. Aklı oraya takılıyor. Dayanamıyor, duyulabilecek bir ses tonu ile bir “estağfurullah” çekiyor. Adam farkında değil, icraata devam ediyor. Kemal Bey, biraz sonra daha yüksek bir ses tonu ile “ya! sabır”diyor. Adam oralı değil. Dayanamıyor, birden patlıyor.”Beyefendi” diye sesleniyor. Herkes gibi adamda bakıyor. Üstad devam ediyor. “Zat-ı âliniz asker misiniz, sivil mi, askerseniz sınıf-ı selase’den (üç sınıftan)hangisine mensupsunuz?” Ve devam ediyor “zannederim topçu olacaksınız ki deminden beri burnunuzdan gülle imal ediyorsunuz.” Adam kıpkırmızı oluyor ve biraz sonra sessizce salonu terk ediyor.1966 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okurken, bu olayı hatırladım, sırf merakımdan dolayı Beyazıt Kütüphanesine gittim, okuma salonunda bir yere oturdum yanımdaki ders kitaplarından birisini açtım ve kendisini rahmetle anarak o anı yaşamak istedim. 17 Kasım 1870 tarihinde İstanbul’un Beyazıt semtinde doğan üstat, Seksen altı yıllık bir ömrü, öğrenmek, araştırmak, yazmak ve memlekete hizmet vermekle geçirir. Toplumsal hayatta çok hızlı ve büyük değişimlerin yaşandığı bir dönemde yaşaması ve pek çok tanınmış kimse ile şahsen bir arada bulunması onun biyografi alanında pek çok eser vermesini sağlar. 1909 senesinde Sultan II. Abdülhamit'in hal'inden sonra saraya verilmiş olan jurnalleri tasnif ve imha ile görevlendirilen komisyonun başına getirilmiş ve bu sıfatla Yıldız Sarayı evrakını inceleme imkânını bulmuştur. Son dönem Osmanlı şairleri, müzisyenleri, sadrazamları, hattatları hakkındaki eserleri ile bu kişilerin unutulmalarını önlemeye çalıştı. Şiir, roman, hikâye gibi alanlarda da eserler verdi. Yaşamı boyunca konağındaki düzenli toplantılarda ilim ve sanat dünyasından kimseleri ağırlayarak kültür hayatına hizmet eden üstad 24 Mayıs 1957’de bundan 55 yıl evvel dünyaya veda etti. Süleyman Nazif`in `Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine` mısraıyla tarif ettiği İbnülemin Mahmud Kemal İnal üstad ile ilgili anılardan bir kaçı ile yazımızı bitirelim.

Süleymaniye’deki İslâm Eserleri Müzesi'nin müdürlüğünde bulunduğu bir sırada, devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel kendisini ziyarete gelir. Müzede vazifeli bir şahıs, biraz da telaşlı bir şekilde Mahmut Kemal İnal Bey'in odasına girer ve “Efendim, vekil bey geliyor, der. İbnülemin'in cevabı aynen şöyledir:“Gelmesin. Ben şimdi ikindi namazını kılmak üzere Allah'ın huzuruna duruyorum, beklesin!” Mahmut Kemal Bey bu sözleri bakan beyin işiteceği kadar yüksek sesle söyler. Manzara karşısında iyice şaşıran müze memuru, hayretle vekil beyin yüzüne bakar. O mükemmel insan Hasan Ali Yücel Beyefendi, “Duydum evlâdım, duydum!” diyerek adamın şaşkınlığını giderir. Başkaca da bir harekette bulunmaz, bekler. Ama daha sonra üstadı, kütüphaneler tasnif işleri ilmî müşavirliğine tayin ederek onurlandırır.

Eski İstanbul vali ve belediye başkanlarından Ord. Prof. Fahrettin Kerim Gökay da bir hatıratında şöyle anlatır: “Valiliğim sırasında bir gün Celal Bayar, Adnan Menderes ve bazı bakanlar İstanbul’a geldiler. Efendi hazretlerini buraya getir de kendisiyle bir de yüz yüze görüşelim, diye haber gönderdiler. Derhal Mahmut Kemal bey’e gittim ve durumu arz ettim. Sinirli ve öfkeli bir tavırla, “Ben o heriflerin ayağına gitmem” dedi. Israr ettim; yalvardım, yakardım. Sonun da ikna ettim. Bin naz ile ve söylene, söylene Florya Deniz Köşküne götürdüm. Yenilip içildikten sonra sohbet faslı başladı. Bir ara Celal Bayar, Mahmut Kemal bey’e hitaben şöyle dedi: “Efendi hazretleri! Son sadrazamlar adındaki eserinizi okudum. Hakikaten güzel yazmışsınız. Lakin hep Osmanlı döneminin sadrazamlarını, devlet adamlarını anlatıyorsunuz. Bir eser daha kaleme alsanız, orada da cumhuriyet devri başvekillerini, cumhurbaşkanlarını tanıtsanız acaba nasıl olur?” İbnülemin Mahmut Kemal Bey, karşısındakinin cumhurbaşkanı olduğunu düşünmeye bile gerek görmeden “Kim o herifler?” diye sorar ve konuşmasına şöyle devam eder: “Ben son sadrazamları yazarken öyle rastgele hareket etmedim. Hepsini yakından tanıdım. Kimisinin hizmetinde bizzat bulundum, kimisiyle birlikte görev yaptım. Merhum babam Mehmet Emin Paşa sayesinde birçoğunun aile mahremiyetine kadar sokuldum. Meziyetlerine, kusurlarına, bir aile ocağı samimiyeti içinde şahit oldum. Onlarla düştüm onlarla kalktım. Hâlbuki yenileri tanımıyorum. Zaten yazılacak yönlerinin bulunduğuna da inanmıyorum. Hem eskiden bir adam sadaret makamına çıkacağı zaman belli bir kademeden geçer, belli bir merhale kat ederdi. Mesela önce vali olur, sonra nâzır (bakan) olur, derken sadrazamlığa kadar yükselirdi. Şimdi öyle mi? Ne idiğü belirsiz bir adam, beklenmedik bir anda milletin başına geçiyor. Sonra o nevzuhur (yeni çıkma) şahıs, âlimi, ulemayı ayağına çağırıyor”. Tam da üstat’dan beklenecek bir cevap.

Ünlü Akbaba dergisini çıkaran Yusuf Ziya Ortaç ile Orhon Seyfi Orhon bir gün üstada gidip İstanbul ahalisi semtlere göre nerelerde oturması gerekir diye, böyle mizahi bir liste çıkarması için rica da bulunurlar. Oda şu listeyi çıkarır.

Kasaplar; Etyemez’de, Arabacılar; Ahırkapı’da, Sebzeciler; Bostancı’da, Kebapçılar; Şişhane’ de,

Fırıncılar; Unkapanın’da, Turşucular; Sirkeci’de, Elmacılar; Elmadağ da, Badanacılar;

Kireçburnun’da, Fındıkçılar; Fındıklı’da, Halıcılar; Halıcıoğlu’nda, Çiçekçiler; Çiçek pazarında,

Tiryakiler; Çubukluda, Dervişler; Erenköy’de, Körler; Göztepe’de, Bebekler; Sütlüce’de,

Arnavutlar; Arnavutköy’de, Zenciler; Kuzguncuk’ta, Sünnetciler; Cerrahpaşa’da, Kandilciler;

Kandillide, Öksürenler; Ihlamur’da, Borçlular; Selamsızda, Tespihçiler; Mercan’da,

Haremağaları; Harem’de, Sütninenler; Bebekte, Dilsizler; Bülbülderesi’nde, Sevdalılar; Kuşdilin’de,

Sarhoşlar; Küfeciler’de, Sabırlılar; Eyüp’te, Kabadayılar; Tozkoparan’da, Medeni eşkıyalar;

Boğazkesen’de, Sülükçüler; Büyükdere’de, Haneberduşlar; Kalender’de, Talihsizler; Güngörmez’de,

Mezarbekçileri; Türbe’de, Günahkarlar; Azapkapı’da, Enfiyeciler; Akıntıburnu’nda,

Maliyeciler; Defterdar’da, Dilberler; Vefa’da, Baştançıkaranlar; Yerebatan’da,

Doktorlar; Hekimoğlun’da, Paşalar; Paşabahçe’de, Köseler; Kabasakal’da, Caniler; Zindankapısı’nda,

Hafifmeşrepkadınlar; Yaşmaksıyıran’da, Hayvansahipleri; Samanpazarı’nda, Şıkbeyler, hanımlar;

Moda’da, Kürkçüler; Ayazpaşa’da, Hakimler; Kadıköy’de.

Rahmet ve minnetle.

22.04.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00