BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
164
Dün
:
4633
Toplam
:
13784764
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SAMİZDAT’DAN AMİSTAD’A
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bu yazı değerli ve cesur yazar Soner Yalçının kitabı ile ilgili bir tanıtım veya yorum yazısı sanılmasın. Ama kısaca değinip başka bir şey anlatmak istedim. Yazar, Silivri Cezaevi'nde yazdığı yeni Kitabı’nın ismini “Samizdat koymuş. Kitabın başlığını neden “Samizdat” koyduğunu şöyle açıklıyor:”Olağanüstü dönemlerde, baskıdan-sansürden kaçabilmek için kitaplar, tüm tehlikeler göze alınarak gizlice yazılıp, gizlice basılıp, gizlice dağıtılır. Ruslar bu tür kitaplara “Samizdat” adını koydu ve bu isim evrensel hale geldi. Elinizdeki “Samizdat” zor koşullarda “doğdu.” Samizdat yayımlanınca Silivri zindanında başıma ne gelecek hiç bilmiyorum. Bildiğim, cezaevi insanı hep test eder; ama insanın ruhundaki soyluluk düşmesini önler, insan haline gelmek için felaketlerle didik didik edilmek gerekir. “Kim acısının üstüne çıkarsa, o yükselecektir,” der Hyperion... Soner Yalçın kitabın sonunda, kendisine yapılan vebalı muamelesinden de bahsediyor..."Tamam, Hürriyet yazarı olduğumdan bahsetmeyin; tamam, haberlerde adımı bile geçirmeyin; tamam, beni yok sayın; tamam, haber bile vermeyen bir hoyratlıkla maaşımı kesin, işsiz bırakın, sahip çıkmayın, hepsi kabul. Ama işte, insan bir nezaket bekliyor. “Soner Yalçın bizi anlar” demelerini bekledim. Hayır, yok, umursamıyorlar bile. Demek ki zamanla birlikte yaşayan bir ölü olmayı seçtiler; daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkmayı beceremiyorlar. Ne diyebilirim ki... Ve fakat: Tüm bu tavır, cemaatçi çevrenin beni “vebalı” göstermesine katkı sağlıyordu. Öyle ya, demek ki bir “mikropluk” vardı bende! Gazetesinin, yayınevinin sahip çıkmadığı biriyim ben. Hitler ölüm kamplarının duvarına şu yazıyı astırmıştı: “insanlara çamurmuş gibi davranın, gerçekten çamur olurlar.” Hayır!..İnsani niteliklerimi kaybetmediğimi göstermem, gerçekte nelerin olduğunu tüm çıplaklığıyla anlatmam lazımdı. Suskunluğa, unutuluşa mahkûm edilmeyi kabul edemezdim. Tıpkı Stefan Zweig gibi; “Kitap yazmamın nedeni biraz alışılmadık olmakla birlikte hayli etkili bir duyguydu: utanç.”Başkaları için Silivri zindanında utanmaktan ben de usandım artık... Afrika atasözüdür;”Aslanlar kendi, tarihçilerine kavuşuncaya kadar tarihler avcıları övecektir.”Ben “aslanların tarihçisi-gazetecisi olmaya çalışıyorum. İşte bu cümle bana Amistad filminin avukatlarını ve duruşmalarda ki zenci kölelerin çaresizliklerini hatırlattı.
Sinemalarda oynadığında iki kere acı ve ibretle izlediğim, bir kere de TV. de izlediğim filminin hikayesi de şöyle; Film 1839 yılında Amerika da görülen gerçek bir dava olan Amistad davasını anlatır. La Amistad,(Türkçesi dostluk) 1839 yılında Afrika’dan ABD’ye köle sevkiyatı yapan ve bu konuda sabıkalı bir İspanyol gemisinin adıdır. Film, Afrika da, başlarına gelecek felaketten haberi olmadan günlük yaşantıları içindeki zenci bir kabilenin sürek avına çıkmış avcılar gibi köle tacirleri tarafından vahşice yakalanıp boyunlarına zincir takılarak tutsak edilmeleri ile başlar. Tutsak edilen zenciler gemiye getirilip, hayvan sürüleri gibi ambarlara kapatılırlar. Daha güçlü olanları da yine ayaklarından zincir ile birbirlerine bağlanarak forsa olarak, küreklere oturtulurlar. Bu kaçak köle ticareti yapan gemi açık denizde devriye görevi yapan askeri bir gemiye rastladığında gemi personeli kürek başındaki bu kölelerden birkaç tanesini hemen denize iterler. Onların ağırlığı ile ayaklarından birbirlerine bağlanan kölelerde birbiri peşine denizin dibini boylarlar. Amistad, böylece masum bir ticaret gemisi gibi görünür. Sonra döner yine aynı işi yapmaya devam eder. Amistad Küba sularına geldiğinde Afrikalı köleler elbette nerede olduklarını bilemeden, ansızın büyük bir isyan başlatırlar. Cinque adlı bir kölenin önderliğinde silahlanarak geminin kontrolünü ele geçirirler. Tek istekleri vatanları olan Afrika’ya geri dönebilmektir. Gemide 53 tane Afrikalı köle bulunmaktadır. Zenciler, canlarını kurtarmak ve yeniden hür olabilmek için mürettebatından iki kişi hariç tamamını öldürürler. Artık Afrika’ya dönmek için bir şansları vardır ama mürettebattan sağ kalan son iki kişinin onları doğru yere doğru götürdüklerine inanmaktan başka şansları da yoktur. Ancak, sağ kalanlardan geminin hain ve cani İspanyol seyir memuru onlara oyun oynar. Tek istekleri Afrika ya dönmek olan zencileri Amerika'ya doğru götürür. Karşılaştıkları Amerikan Bahriyesi gemisi tarafından tekrar ele geçirilip esir alınarak Amerika'ya götürülürler. Gemi mürettebatını öldürmekten ve açık denizde korsanlık yapmaktan mahkemeye çıkarılırlar. Çok kötü yerlerde ve çok kötü şartlar içinde duruşma günlerini bekleyen köleler. Duruşmalara da boyunlarından ve bileklerinden birbirlerine zincirlenmiş bir sıra halinde getirilir ve öyle tutulurlar. Amerika'da ucuz köle çalıştırmak isteyen onun için de bu düzeni savunan zengin, toprak sahibi aileler ile buna karşı çıkan eyaletler arası tartışmaların yoğunlaştığı o günlerde bu mahkemenin kamuoyunda duyulması, halk arasında büyük ilgi uyandırır ve mahkeme birden en önemli konulardan biri haline gelir. Köylerinden silah zoruyla kaçırılıp köle halinde satılmak üzere Amerika'ya getirilen zencilerin hikâyeleri hem mahkemede hem de halk arasında tartışmaları yoğunlaştırır. Lisan bilmeyen, başlarına gelenleri anlatamayan bu insanların davası, yalancı şahitlerin de katılmasıyla ve bu işten çıkarı olan İspanya ve İngiltere’nin de katılımıyla uluslar arası bir dava haline gelir. Hatta İspanya kraliçesi 2.İsabella, gemi ile içindekilerin kendisine ait olduğunu iddia eder ve Amerika’dan kölelerin en ağır şekilde cezalandırılmasını ister. Cesur bir avukatın ve arkadaşının hiçbir ücret talep etmeden savunmayı üstlenmesi, köle ticaretini ve gemilerde yaşanan vahşeti anlatan bir kaptanın da açıklamaları sonucu, çok uzun süren bu dava zencilerin lehine sonuçlanır. Köle avı sırasında bir birlerini kaybeden Cinque eşine ve çocuğuna kavuşur.

Yazarın notu; Bu film 1998'de, 4 Oscar ve Altın Küre dahil sayısız ödül kazanmıştır. Seyretme fırsatınız olmamışsa lütfen CD. sini bulup izleyiniz. Titanik filminden sonra beni çok etkileyen tüylerimin diken diken olmasına sebep olan ikinci film idi.

16.04.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00