BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.07.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
191
Dün
:
4633
Toplam
:
14138217
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
SAMİZDAT’DAN AMİSTAD’A
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bu yazı değerli ve cesur yazar Soner Yalçının kitabı ile ilgili bir tanıtım veya yorum yazısı sanılmasın. Ama kısaca değinip başka bir şey anlatmak istedim. Yazar, Silivri Cezaevi'nde yazdığı yeni Kitabı’nın ismini “Samizdat koymuş. Kitabın başlığını neden “Samizdat” koyduğunu şöyle açıklıyor:”Olağanüstü dönemlerde, baskıdan-sansürden kaçabilmek için kitaplar, tüm tehlikeler göze alınarak gizlice yazılıp, gizlice basılıp, gizlice dağıtılır. Ruslar bu tür kitaplara “Samizdat” adını koydu ve bu isim evrensel hale geldi. Elinizdeki “Samizdat” zor koşullarda “doğdu.” Samizdat yayımlanınca Silivri zindanında başıma ne gelecek hiç bilmiyorum. Bildiğim, cezaevi insanı hep test eder; ama insanın ruhundaki soyluluk düşmesini önler, insan haline gelmek için felaketlerle didik didik edilmek gerekir. “Kim acısının üstüne çıkarsa, o yükselecektir,” der Hyperion... Soner Yalçın kitabın sonunda, kendisine yapılan vebalı muamelesinden de bahsediyor..."Tamam, Hürriyet yazarı olduğumdan bahsetmeyin; tamam, haberlerde adımı bile geçirmeyin; tamam, beni yok sayın; tamam, haber bile vermeyen bir hoyratlıkla maaşımı kesin, işsiz bırakın, sahip çıkmayın, hepsi kabul. Ama işte, insan bir nezaket bekliyor. “Soner Yalçın bizi anlar” demelerini bekledim. Hayır, yok, umursamıyorlar bile. Demek ki zamanla birlikte yaşayan bir ölü olmayı seçtiler; daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkmayı beceremiyorlar. Ne diyebilirim ki... Ve fakat: Tüm bu tavır, cemaatçi çevrenin beni “vebalı” göstermesine katkı sağlıyordu. Öyle ya, demek ki bir “mikropluk” vardı bende! Gazetesinin, yayınevinin sahip çıkmadığı biriyim ben. Hitler ölüm kamplarının duvarına şu yazıyı astırmıştı: “insanlara çamurmuş gibi davranın, gerçekten çamur olurlar.” Hayır!..İnsani niteliklerimi kaybetmediğimi göstermem, gerçekte nelerin olduğunu tüm çıplaklığıyla anlatmam lazımdı. Suskunluğa, unutuluşa mahkûm edilmeyi kabul edemezdim. Tıpkı Stefan Zweig gibi; “Kitap yazmamın nedeni biraz alışılmadık olmakla birlikte hayli etkili bir duyguydu: utanç.”Başkaları için Silivri zindanında utanmaktan ben de usandım artık... Afrika atasözüdür;”Aslanlar kendi, tarihçilerine kavuşuncaya kadar tarihler avcıları övecektir.”Ben “aslanların tarihçisi-gazetecisi olmaya çalışıyorum. İşte bu cümle bana Amistad filminin avukatlarını ve duruşmalarda ki zenci kölelerin çaresizliklerini hatırlattı.
Sinemalarda oynadığında iki kere acı ve ibretle izlediğim, bir kere de TV. de izlediğim filminin hikayesi de şöyle; Film 1839 yılında Amerika da görülen gerçek bir dava olan Amistad davasını anlatır. La Amistad,(Türkçesi dostluk) 1839 yılında Afrika’dan ABD’ye köle sevkiyatı yapan ve bu konuda sabıkalı bir İspanyol gemisinin adıdır. Film, Afrika da, başlarına gelecek felaketten haberi olmadan günlük yaşantıları içindeki zenci bir kabilenin sürek avına çıkmış avcılar gibi köle tacirleri tarafından vahşice yakalanıp boyunlarına zincir takılarak tutsak edilmeleri ile başlar. Tutsak edilen zenciler gemiye getirilip, hayvan sürüleri gibi ambarlara kapatılırlar. Daha güçlü olanları da yine ayaklarından zincir ile birbirlerine bağlanarak forsa olarak, küreklere oturtulurlar. Bu kaçak köle ticareti yapan gemi açık denizde devriye görevi yapan askeri bir gemiye rastladığında gemi personeli kürek başındaki bu kölelerden birkaç tanesini hemen denize iterler. Onların ağırlığı ile ayaklarından birbirlerine bağlanan kölelerde birbiri peşine denizin dibini boylarlar. Amistad, böylece masum bir ticaret gemisi gibi görünür. Sonra döner yine aynı işi yapmaya devam eder. Amistad Küba sularına geldiğinde Afrikalı köleler elbette nerede olduklarını bilemeden, ansızın büyük bir isyan başlatırlar. Cinque adlı bir kölenin önderliğinde silahlanarak geminin kontrolünü ele geçirirler. Tek istekleri vatanları olan Afrika’ya geri dönebilmektir. Gemide 53 tane Afrikalı köle bulunmaktadır. Zenciler, canlarını kurtarmak ve yeniden hür olabilmek için mürettebatından iki kişi hariç tamamını öldürürler. Artık Afrika’ya dönmek için bir şansları vardır ama mürettebattan sağ kalan son iki kişinin onları doğru yere doğru götürdüklerine inanmaktan başka şansları da yoktur. Ancak, sağ kalanlardan geminin hain ve cani İspanyol seyir memuru onlara oyun oynar. Tek istekleri Afrika ya dönmek olan zencileri Amerika'ya doğru götürür. Karşılaştıkları Amerikan Bahriyesi gemisi tarafından tekrar ele geçirilip esir alınarak Amerika'ya götürülürler. Gemi mürettebatını öldürmekten ve açık denizde korsanlık yapmaktan mahkemeye çıkarılırlar. Çok kötü yerlerde ve çok kötü şartlar içinde duruşma günlerini bekleyen köleler. Duruşmalara da boyunlarından ve bileklerinden birbirlerine zincirlenmiş bir sıra halinde getirilir ve öyle tutulurlar. Amerika'da ucuz köle çalıştırmak isteyen onun için de bu düzeni savunan zengin, toprak sahibi aileler ile buna karşı çıkan eyaletler arası tartışmaların yoğunlaştığı o günlerde bu mahkemenin kamuoyunda duyulması, halk arasında büyük ilgi uyandırır ve mahkeme birden en önemli konulardan biri haline gelir. Köylerinden silah zoruyla kaçırılıp köle halinde satılmak üzere Amerika'ya getirilen zencilerin hikâyeleri hem mahkemede hem de halk arasında tartışmaları yoğunlaştırır. Lisan bilmeyen, başlarına gelenleri anlatamayan bu insanların davası, yalancı şahitlerin de katılmasıyla ve bu işten çıkarı olan İspanya ve İngiltere’nin de katılımıyla uluslar arası bir dava haline gelir. Hatta İspanya kraliçesi 2.İsabella, gemi ile içindekilerin kendisine ait olduğunu iddia eder ve Amerika’dan kölelerin en ağır şekilde cezalandırılmasını ister. Cesur bir avukatın ve arkadaşının hiçbir ücret talep etmeden savunmayı üstlenmesi, köle ticaretini ve gemilerde yaşanan vahşeti anlatan bir kaptanın da açıklamaları sonucu, çok uzun süren bu dava zencilerin lehine sonuçlanır. Köle avı sırasında bir birlerini kaybeden Cinque eşine ve çocuğuna kavuşur.

Yazarın notu; Bu film 1998'de, 4 Oscar ve Altın Küre dahil sayısız ödül kazanmıştır. Seyretme fırsatınız olmamışsa lütfen CD. sini bulup izleyiniz. Titanik filminden sonra beni çok etkileyen tüylerimin diken diken olmasına sebep olan ikinci film idi.

16.04.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00