BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
199
Dün
:
4633
Toplam
:
13789654
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Ataköy’de kızıl tüylü horoz
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat Gazetesinin değerli sahibi Sayın Osman Hakan Kiracı’nın “Bu göç nereye”, başlıklı köşe yazısında “Köylülerimizin çoğu ufak bir kümeste 5-10 tavuk beslemek yerine bakkaldan yumurta almayı, bahçesine soğan, domates dikmek yerine pazardan satın almayı tercih eder” cümlesini okuyunca evvelki yıl yaşadığımız ve aklımıza geldikçe hala içimizi sızlatan olayı sizlerle paylaşmak istedim.

İstanbul, Ataköy de 14 katlı ve 90 daireli bir apartmanda ikamet ediyoruz. 20 yıldır da bu apartmanın yöneticiliğini yapıyorum. Yaklaşık 3 dönüm kadar bir bahçemiz var. “Sizin de dikili bir ağacınız olsun” sloganı ile apartmandaki yavrularımızı heveslendirdik. Onların ebeveynlerinden kopardıkları paralar ile elliden fazla ağaç diktik. Çoğunluğu çam olmasına karşın vişne, ıhlamur, malta eriği ve ceviz ağaçlarımız bile var. Bir Ihlamur ile bir ceviz ağacı da apartmanımızda oturmadığı halde katkıda bulunan ve 15 yıl önce vefat eden rahmetli kardeşim Haluk Çapanoğlundan hatıra kaldı. Ben de Kuşadası’ndan 6 adet limon kokulu selvi getirmiştim.20 yılda ağaçlarımız büyüdü yemyeşil bir orman oldu. O zamanlar 5 yaşında olan ve kalpleri hayvan sevgisi ile dolu olan ikiz erkek torunlarım, bir gezinti sırasında sarı sarı minik ördek yavrularını görünce bayılırlar. Alalım diye tutturunca babaları kıyamaz 4 adet alır. Bir hafta kadar evde beslediler ama koku yapınca sorun oldu. Ben de aldım bizim bahçeye getirdim. Apartman görevlimiz ile onlara muntazam ve büyükçe bir kümes yaptık. Dairelerden çıkan bir banyo küvetini de onlara havuz yaptık, dalıp çıktılar. Onlar, keyifle dalıp çıkıyorlardı ama küvetteki durgun su çok çabuk kirleniyordu, bizde koca küvetin suyunu sık sık tazelemek zorunda kalıyorduk. Anlıyorduk ki ördek ve kazlar için bir dere kenarı veya gölet gibi bir yer olması şartmış. Bahçede badi, badi gezmeye başlayınca bir komşumuz iki adet daha getirdi oldu 6 adet. Çok hızlı büyüdüler, evlerimizdeki yemek artıklarını yok eden bir çöp öğütme makinesi oldular. Bu arada bize çok yakın olan Atilla İlhan Parkında arkadaşları ile oturan bir bayan kat malikimizi kene ısırmıştı. Hastanede ki doktorlar üç gün içinde bir şey olmazsa korkmayın kenenin zararsız olduğu anlaşılır demişti. Kadıncağız üç gün ne çektim ben bilirim diye sızlanıyordu. Apartman görevlimize de bahçedeki çimleri biçerken iki kene yapışmıştı. Hayvancıklar hoşumuza gidince, keneye karşı da tedbir olur düşüncesi ile 20 adet de civciv aldık. Onlarında 4 adedi horoz çıktı. Onlarda çabuk büyüdüler. Horozlar ötmeye başladılar. Onlar öttükçe bazı komşularımızın sıla özlemleri depreşmiş. Karşılaştığımızda “ Ya! Ne iyi ettiniz, sabahları çalar saatin zil sesi yerine horoz sesi ile uyanmak ne güzelmiş” dediler.

Komşu apartmanlarda oturan anneler, minik kız ve erkek çocuklarını hava aldırmak için evden dışarı çıkardıklarında bizim bahçeye getirip onları seyrettirmeye çocuklarına hayvan sevgisi aşılamaya başladılar. Miniklerin pek hoşuna gitti, tavuklar onlara doğru gelince onlarda peşlerinden koşmak istiyorlardı. Benim en mutlu olduğum anlar, onları yemlediğim zamanlar oldu. Avucuma buğdayları doldurup yere çömeliyordum. Tavuk ve horozlar uzanıp avucumdan yiyorlardı. İki tavuk da omuzlarıma çıkıp oradan uzanmaya çalışıyorlardı. Üstüm, başım biraz kirleniyordu ama kimin umurunda. Onlar bana yaklaştıkça, benim peşimden koştukça birer parçam olmaya başlamışlardı. Görevlimizde, bende onları çocuğumuz gibi seviyor davranışlarını gözlemliyorduk. Nankörlük insanlara mahsusmuş meğer bunu fark ediyorduk. Horozlardan bir tanesi kızıl tüylü, sarı siyah benekli ve uzunca kuyruklu idi. Dimdik ve vakur bir yürüyüşü vardı. Tavuklar ve horozlar yeteri kadar yemedikçe asla yanımıza yanaşmıyor, dimdik uzaktan gözlüyordu. Sonra yine dimdik geliyor yavaş ve sakince yere serptiğimiz buğdayları yiyordu. Asla elimize uzanmıyordu. Duruşunda, yürüyüşünde bir asalet vardı inanın. Ona Hektor adını verdim. Avucumla tavukları beslerken ona da ismiyle sesleniyordum. Yavaş yavaş ismini öğrendi. Tavukları uzun süre incelerseniz, nereleri nasıl eşelerken, hangi ayaklarını nasıl kullanıyorlar keşfedip, şaşırıp kalıyorsunuz. Hanımlarımızın da evde pirinç ayıklarken, içindeki taşları alırken yaptıkları el hareketlerinin, tavuğun eşeleme ve gaga hareketlerinin hemen, hemen aynısı olduğunu hayretle fark ettik. Serptiğimiz buğdayları yerken davetsiz misafir olarak gelen kargalara başka, saksağanlara başka, kumrulara başka tepki gösteriyorlardı. Bu hayvanlarla birlikte yaşamak onları sessizce izlemek ne büyük mutlulukmuş meğer. Bu mutluluğumuz son bahara kadar sürdü. Apartmanda kat maliki olan bir komşumuz, komşular aracılığı ile bize ufaktan, ufaktan duyurmaya başladı. Horoz sesinden rahatsız oluyormuş. Hemen öbür komşularımıza sorduk rahatsız mısınız diye. Bir komşu çıkıp da evet bizde rahatsız oluyoruz demedi. Kendisi ile karşılaştığımızda, kendisinden başka kimsenin şikâyetçi olmadığını söyleyince, bu seferde, Ataköy’e yakışmıyor dedi. Dedik ki peki, apartmanda beslenen köpeklerin bahçeye, hatta asansör içlerine pislemesi yakışıyor mu? Asansörde sigara içilmez yazısı olduğu halde asansör içine sigara izmariti atmak yakışıyor mu? Kullandığınız kâğıt mendili pencereden bahçeye atmak yakışıyor mu? İçindeki faturayı aldıktan sonra zarfını, öylesine baktığınız reklam broşürlerini, çocuklarınızın yedikleri abur cubur’un ambalajlarını, asansör içine bırakmak, yakışıyor mu?.....

Bir gün apartman görevlimiz düefon’dan seslendi dört belediye zabıtası geldi sizinle görüşmek istiyor dedi. Aşağı indim. Evet, birisi yeteri kadar göbekli, çok ciddi duruşlu dört belediye zabıtası (yazı ile dört) gelmişti. “Hoş geldiniz, buyurun!”Dedim. Dedi ki şikâyet var! Hayrola ne şikâyeti dedim. “Bahçede tavuk besliyormuşsunuz.” Evet dedim kime ne zararı var”.Besleyemezsiniz yasak dedi. Beslersek ne olur dedim. Ceza yazarız dedi. Ne kadar dedim. 500 lira dedi. Yazın o zaman komşularım bu cezayı öder dedim. “Ama bir daha gelişimizde bu tavuklar yine burada olursa yine 500 lira ceza yazarım” dedi. Hoppala! Peki, ne yapmamız gerekiyor dedim. Ya kesip yiyin ya da kaldırın dedi. Sanki pazar tahtası kaldırıyor. Beyefendi biz bunları kesip yiyemeyiz, bunlar bizim çocuklarımız dedim. Tekrar emretti, o zaman kaldıracaksınız. Bir sessizce dolaşan hayvancıklara, birde göbekli zabıtanın yüzüne baktım. Tamam, peki bakacağız bir çaresine dedik, gittiler. Belediyenin hem imar hem de park ve bahçeler müdürlüğünü birlikte yürüten zat, apartmanımızda kiracı idi. Konuyu ona açtık. Şikâyet varsa ve devam ederse yapacak bir şey yok maalesef dedi. Başka bir çözüm yolu bulamadık çaresiz kaldık. Komşularımızdan birisinin aracılığı ile Silivri de bahçe içinde evi olan bir yakınına, bilâ bedelle vermek zorunda kaldık… Onlar götürülürken, ben aşağı inmeye cesaret edemedim. Çünkü bahçelere, kaldırımlara kakalarını yapan, sahipleri gezmeye çıkarırken merdivenlerde havlayan süs köpekleri, kafes kuşları, yukarda anlattığım görgüsüzlükleri ve terbiyesizlikleri yapan iki ayaklılar Ataköy’e yakışıyordu ama o kızıl tüylü, asil duruşlu Hektor ile onun arkadaşları yakışmıyordu. Aşağı inmedim, inemedim çünkü giderlerken, bu onurlu hayvanla göz göze gelebilme ihtimalini göze alamadım.

30.03.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00