BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
220
Dün
:
4601
Toplam
:
13175172
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Ataköy’de kızıl tüylü horoz
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat Gazetesinin değerli sahibi Sayın Osman Hakan Kiracı’nın “Bu göç nereye”, başlıklı köşe yazısında “Köylülerimizin çoğu ufak bir kümeste 5-10 tavuk beslemek yerine bakkaldan yumurta almayı, bahçesine soğan, domates dikmek yerine pazardan satın almayı tercih eder” cümlesini okuyunca evvelki yıl yaşadığımız ve aklımıza geldikçe hala içimizi sızlatan olayı sizlerle paylaşmak istedim.

İstanbul, Ataköy de 14 katlı ve 90 daireli bir apartmanda ikamet ediyoruz. 20 yıldır da bu apartmanın yöneticiliğini yapıyorum. Yaklaşık 3 dönüm kadar bir bahçemiz var. “Sizin de dikili bir ağacınız olsun” sloganı ile apartmandaki yavrularımızı heveslendirdik. Onların ebeveynlerinden kopardıkları paralar ile elliden fazla ağaç diktik. Çoğunluğu çam olmasına karşın vişne, ıhlamur, malta eriği ve ceviz ağaçlarımız bile var. Bir Ihlamur ile bir ceviz ağacı da apartmanımızda oturmadığı halde katkıda bulunan ve 15 yıl önce vefat eden rahmetli kardeşim Haluk Çapanoğlundan hatıra kaldı. Ben de Kuşadası’ndan 6 adet limon kokulu selvi getirmiştim.20 yılda ağaçlarımız büyüdü yemyeşil bir orman oldu. O zamanlar 5 yaşında olan ve kalpleri hayvan sevgisi ile dolu olan ikiz erkek torunlarım, bir gezinti sırasında sarı sarı minik ördek yavrularını görünce bayılırlar. Alalım diye tutturunca babaları kıyamaz 4 adet alır. Bir hafta kadar evde beslediler ama koku yapınca sorun oldu. Ben de aldım bizim bahçeye getirdim. Apartman görevlimiz ile onlara muntazam ve büyükçe bir kümes yaptık. Dairelerden çıkan bir banyo küvetini de onlara havuz yaptık, dalıp çıktılar. Onlar, keyifle dalıp çıkıyorlardı ama küvetteki durgun su çok çabuk kirleniyordu, bizde koca küvetin suyunu sık sık tazelemek zorunda kalıyorduk. Anlıyorduk ki ördek ve kazlar için bir dere kenarı veya gölet gibi bir yer olması şartmış. Bahçede badi, badi gezmeye başlayınca bir komşumuz iki adet daha getirdi oldu 6 adet. Çok hızlı büyüdüler, evlerimizdeki yemek artıklarını yok eden bir çöp öğütme makinesi oldular. Bu arada bize çok yakın olan Atilla İlhan Parkında arkadaşları ile oturan bir bayan kat malikimizi kene ısırmıştı. Hastanede ki doktorlar üç gün içinde bir şey olmazsa korkmayın kenenin zararsız olduğu anlaşılır demişti. Kadıncağız üç gün ne çektim ben bilirim diye sızlanıyordu. Apartman görevlimize de bahçedeki çimleri biçerken iki kene yapışmıştı. Hayvancıklar hoşumuza gidince, keneye karşı da tedbir olur düşüncesi ile 20 adet de civciv aldık. Onlarında 4 adedi horoz çıktı. Onlarda çabuk büyüdüler. Horozlar ötmeye başladılar. Onlar öttükçe bazı komşularımızın sıla özlemleri depreşmiş. Karşılaştığımızda “ Ya! Ne iyi ettiniz, sabahları çalar saatin zil sesi yerine horoz sesi ile uyanmak ne güzelmiş” dediler.

Komşu apartmanlarda oturan anneler, minik kız ve erkek çocuklarını hava aldırmak için evden dışarı çıkardıklarında bizim bahçeye getirip onları seyrettirmeye çocuklarına hayvan sevgisi aşılamaya başladılar. Miniklerin pek hoşuna gitti, tavuklar onlara doğru gelince onlarda peşlerinden koşmak istiyorlardı. Benim en mutlu olduğum anlar, onları yemlediğim zamanlar oldu. Avucuma buğdayları doldurup yere çömeliyordum. Tavuk ve horozlar uzanıp avucumdan yiyorlardı. İki tavuk da omuzlarıma çıkıp oradan uzanmaya çalışıyorlardı. Üstüm, başım biraz kirleniyordu ama kimin umurunda. Onlar bana yaklaştıkça, benim peşimden koştukça birer parçam olmaya başlamışlardı. Görevlimizde, bende onları çocuğumuz gibi seviyor davranışlarını gözlemliyorduk. Nankörlük insanlara mahsusmuş meğer bunu fark ediyorduk. Horozlardan bir tanesi kızıl tüylü, sarı siyah benekli ve uzunca kuyruklu idi. Dimdik ve vakur bir yürüyüşü vardı. Tavuklar ve horozlar yeteri kadar yemedikçe asla yanımıza yanaşmıyor, dimdik uzaktan gözlüyordu. Sonra yine dimdik geliyor yavaş ve sakince yere serptiğimiz buğdayları yiyordu. Asla elimize uzanmıyordu. Duruşunda, yürüyüşünde bir asalet vardı inanın. Ona Hektor adını verdim. Avucumla tavukları beslerken ona da ismiyle sesleniyordum. Yavaş yavaş ismini öğrendi. Tavukları uzun süre incelerseniz, nereleri nasıl eşelerken, hangi ayaklarını nasıl kullanıyorlar keşfedip, şaşırıp kalıyorsunuz. Hanımlarımızın da evde pirinç ayıklarken, içindeki taşları alırken yaptıkları el hareketlerinin, tavuğun eşeleme ve gaga hareketlerinin hemen, hemen aynısı olduğunu hayretle fark ettik. Serptiğimiz buğdayları yerken davetsiz misafir olarak gelen kargalara başka, saksağanlara başka, kumrulara başka tepki gösteriyorlardı. Bu hayvanlarla birlikte yaşamak onları sessizce izlemek ne büyük mutlulukmuş meğer. Bu mutluluğumuz son bahara kadar sürdü. Apartmanda kat maliki olan bir komşumuz, komşular aracılığı ile bize ufaktan, ufaktan duyurmaya başladı. Horoz sesinden rahatsız oluyormuş. Hemen öbür komşularımıza sorduk rahatsız mısınız diye. Bir komşu çıkıp da evet bizde rahatsız oluyoruz demedi. Kendisi ile karşılaştığımızda, kendisinden başka kimsenin şikâyetçi olmadığını söyleyince, bu seferde, Ataköy’e yakışmıyor dedi. Dedik ki peki, apartmanda beslenen köpeklerin bahçeye, hatta asansör içlerine pislemesi yakışıyor mu? Asansörde sigara içilmez yazısı olduğu halde asansör içine sigara izmariti atmak yakışıyor mu? Kullandığınız kâğıt mendili pencereden bahçeye atmak yakışıyor mu? İçindeki faturayı aldıktan sonra zarfını, öylesine baktığınız reklam broşürlerini, çocuklarınızın yedikleri abur cubur’un ambalajlarını, asansör içine bırakmak, yakışıyor mu?.....

Bir gün apartman görevlimiz düefon’dan seslendi dört belediye zabıtası geldi sizinle görüşmek istiyor dedi. Aşağı indim. Evet, birisi yeteri kadar göbekli, çok ciddi duruşlu dört belediye zabıtası (yazı ile dört) gelmişti. “Hoş geldiniz, buyurun!”Dedim. Dedi ki şikâyet var! Hayrola ne şikâyeti dedim. “Bahçede tavuk besliyormuşsunuz.” Evet dedim kime ne zararı var”.Besleyemezsiniz yasak dedi. Beslersek ne olur dedim. Ceza yazarız dedi. Ne kadar dedim. 500 lira dedi. Yazın o zaman komşularım bu cezayı öder dedim. “Ama bir daha gelişimizde bu tavuklar yine burada olursa yine 500 lira ceza yazarım” dedi. Hoppala! Peki, ne yapmamız gerekiyor dedim. Ya kesip yiyin ya da kaldırın dedi. Sanki pazar tahtası kaldırıyor. Beyefendi biz bunları kesip yiyemeyiz, bunlar bizim çocuklarımız dedim. Tekrar emretti, o zaman kaldıracaksınız. Bir sessizce dolaşan hayvancıklara, birde göbekli zabıtanın yüzüne baktım. Tamam, peki bakacağız bir çaresine dedik, gittiler. Belediyenin hem imar hem de park ve bahçeler müdürlüğünü birlikte yürüten zat, apartmanımızda kiracı idi. Konuyu ona açtık. Şikâyet varsa ve devam ederse yapacak bir şey yok maalesef dedi. Başka bir çözüm yolu bulamadık çaresiz kaldık. Komşularımızdan birisinin aracılığı ile Silivri de bahçe içinde evi olan bir yakınına, bilâ bedelle vermek zorunda kaldık… Onlar götürülürken, ben aşağı inmeye cesaret edemedim. Çünkü bahçelere, kaldırımlara kakalarını yapan, sahipleri gezmeye çıkarırken merdivenlerde havlayan süs köpekleri, kafes kuşları, yukarda anlattığım görgüsüzlükleri ve terbiyesizlikleri yapan iki ayaklılar Ataköy’e yakışıyordu ama o kızıl tüylü, asil duruşlu Hektor ile onun arkadaşları yakışmıyordu. Aşağı inmedim, inemedim çünkü giderlerken, bu onurlu hayvanla göz göze gelebilme ihtimalini göze alamadım.

30.03.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00