BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
307
Dün
:
4936
Toplam
:
13343330
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Ataköy’de kızıl tüylü horoz
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat Gazetesinin değerli sahibi Sayın Osman Hakan Kiracı’nın “Bu göç nereye”, başlıklı köşe yazısında “Köylülerimizin çoğu ufak bir kümeste 5-10 tavuk beslemek yerine bakkaldan yumurta almayı, bahçesine soğan, domates dikmek yerine pazardan satın almayı tercih eder” cümlesini okuyunca evvelki yıl yaşadığımız ve aklımıza geldikçe hala içimizi sızlatan olayı sizlerle paylaşmak istedim.

İstanbul, Ataköy de 14 katlı ve 90 daireli bir apartmanda ikamet ediyoruz. 20 yıldır da bu apartmanın yöneticiliğini yapıyorum. Yaklaşık 3 dönüm kadar bir bahçemiz var. “Sizin de dikili bir ağacınız olsun” sloganı ile apartmandaki yavrularımızı heveslendirdik. Onların ebeveynlerinden kopardıkları paralar ile elliden fazla ağaç diktik. Çoğunluğu çam olmasına karşın vişne, ıhlamur, malta eriği ve ceviz ağaçlarımız bile var. Bir Ihlamur ile bir ceviz ağacı da apartmanımızda oturmadığı halde katkıda bulunan ve 15 yıl önce vefat eden rahmetli kardeşim Haluk Çapanoğlundan hatıra kaldı. Ben de Kuşadası’ndan 6 adet limon kokulu selvi getirmiştim.20 yılda ağaçlarımız büyüdü yemyeşil bir orman oldu. O zamanlar 5 yaşında olan ve kalpleri hayvan sevgisi ile dolu olan ikiz erkek torunlarım, bir gezinti sırasında sarı sarı minik ördek yavrularını görünce bayılırlar. Alalım diye tutturunca babaları kıyamaz 4 adet alır. Bir hafta kadar evde beslediler ama koku yapınca sorun oldu. Ben de aldım bizim bahçeye getirdim. Apartman görevlimiz ile onlara muntazam ve büyükçe bir kümes yaptık. Dairelerden çıkan bir banyo küvetini de onlara havuz yaptık, dalıp çıktılar. Onlar, keyifle dalıp çıkıyorlardı ama küvetteki durgun su çok çabuk kirleniyordu, bizde koca küvetin suyunu sık sık tazelemek zorunda kalıyorduk. Anlıyorduk ki ördek ve kazlar için bir dere kenarı veya gölet gibi bir yer olması şartmış. Bahçede badi, badi gezmeye başlayınca bir komşumuz iki adet daha getirdi oldu 6 adet. Çok hızlı büyüdüler, evlerimizdeki yemek artıklarını yok eden bir çöp öğütme makinesi oldular. Bu arada bize çok yakın olan Atilla İlhan Parkında arkadaşları ile oturan bir bayan kat malikimizi kene ısırmıştı. Hastanede ki doktorlar üç gün içinde bir şey olmazsa korkmayın kenenin zararsız olduğu anlaşılır demişti. Kadıncağız üç gün ne çektim ben bilirim diye sızlanıyordu. Apartman görevlimize de bahçedeki çimleri biçerken iki kene yapışmıştı. Hayvancıklar hoşumuza gidince, keneye karşı da tedbir olur düşüncesi ile 20 adet de civciv aldık. Onlarında 4 adedi horoz çıktı. Onlarda çabuk büyüdüler. Horozlar ötmeye başladılar. Onlar öttükçe bazı komşularımızın sıla özlemleri depreşmiş. Karşılaştığımızda “ Ya! Ne iyi ettiniz, sabahları çalar saatin zil sesi yerine horoz sesi ile uyanmak ne güzelmiş” dediler.

Komşu apartmanlarda oturan anneler, minik kız ve erkek çocuklarını hava aldırmak için evden dışarı çıkardıklarında bizim bahçeye getirip onları seyrettirmeye çocuklarına hayvan sevgisi aşılamaya başladılar. Miniklerin pek hoşuna gitti, tavuklar onlara doğru gelince onlarda peşlerinden koşmak istiyorlardı. Benim en mutlu olduğum anlar, onları yemlediğim zamanlar oldu. Avucuma buğdayları doldurup yere çömeliyordum. Tavuk ve horozlar uzanıp avucumdan yiyorlardı. İki tavuk da omuzlarıma çıkıp oradan uzanmaya çalışıyorlardı. Üstüm, başım biraz kirleniyordu ama kimin umurunda. Onlar bana yaklaştıkça, benim peşimden koştukça birer parçam olmaya başlamışlardı. Görevlimizde, bende onları çocuğumuz gibi seviyor davranışlarını gözlemliyorduk. Nankörlük insanlara mahsusmuş meğer bunu fark ediyorduk. Horozlardan bir tanesi kızıl tüylü, sarı siyah benekli ve uzunca kuyruklu idi. Dimdik ve vakur bir yürüyüşü vardı. Tavuklar ve horozlar yeteri kadar yemedikçe asla yanımıza yanaşmıyor, dimdik uzaktan gözlüyordu. Sonra yine dimdik geliyor yavaş ve sakince yere serptiğimiz buğdayları yiyordu. Asla elimize uzanmıyordu. Duruşunda, yürüyüşünde bir asalet vardı inanın. Ona Hektor adını verdim. Avucumla tavukları beslerken ona da ismiyle sesleniyordum. Yavaş yavaş ismini öğrendi. Tavukları uzun süre incelerseniz, nereleri nasıl eşelerken, hangi ayaklarını nasıl kullanıyorlar keşfedip, şaşırıp kalıyorsunuz. Hanımlarımızın da evde pirinç ayıklarken, içindeki taşları alırken yaptıkları el hareketlerinin, tavuğun eşeleme ve gaga hareketlerinin hemen, hemen aynısı olduğunu hayretle fark ettik. Serptiğimiz buğdayları yerken davetsiz misafir olarak gelen kargalara başka, saksağanlara başka, kumrulara başka tepki gösteriyorlardı. Bu hayvanlarla birlikte yaşamak onları sessizce izlemek ne büyük mutlulukmuş meğer. Bu mutluluğumuz son bahara kadar sürdü. Apartmanda kat maliki olan bir komşumuz, komşular aracılığı ile bize ufaktan, ufaktan duyurmaya başladı. Horoz sesinden rahatsız oluyormuş. Hemen öbür komşularımıza sorduk rahatsız mısınız diye. Bir komşu çıkıp da evet bizde rahatsız oluyoruz demedi. Kendisi ile karşılaştığımızda, kendisinden başka kimsenin şikâyetçi olmadığını söyleyince, bu seferde, Ataköy’e yakışmıyor dedi. Dedik ki peki, apartmanda beslenen köpeklerin bahçeye, hatta asansör içlerine pislemesi yakışıyor mu? Asansörde sigara içilmez yazısı olduğu halde asansör içine sigara izmariti atmak yakışıyor mu? Kullandığınız kâğıt mendili pencereden bahçeye atmak yakışıyor mu? İçindeki faturayı aldıktan sonra zarfını, öylesine baktığınız reklam broşürlerini, çocuklarınızın yedikleri abur cubur’un ambalajlarını, asansör içine bırakmak, yakışıyor mu?.....

Bir gün apartman görevlimiz düefon’dan seslendi dört belediye zabıtası geldi sizinle görüşmek istiyor dedi. Aşağı indim. Evet, birisi yeteri kadar göbekli, çok ciddi duruşlu dört belediye zabıtası (yazı ile dört) gelmişti. “Hoş geldiniz, buyurun!”Dedim. Dedi ki şikâyet var! Hayrola ne şikâyeti dedim. “Bahçede tavuk besliyormuşsunuz.” Evet dedim kime ne zararı var”.Besleyemezsiniz yasak dedi. Beslersek ne olur dedim. Ceza yazarız dedi. Ne kadar dedim. 500 lira dedi. Yazın o zaman komşularım bu cezayı öder dedim. “Ama bir daha gelişimizde bu tavuklar yine burada olursa yine 500 lira ceza yazarım” dedi. Hoppala! Peki, ne yapmamız gerekiyor dedim. Ya kesip yiyin ya da kaldırın dedi. Sanki pazar tahtası kaldırıyor. Beyefendi biz bunları kesip yiyemeyiz, bunlar bizim çocuklarımız dedim. Tekrar emretti, o zaman kaldıracaksınız. Bir sessizce dolaşan hayvancıklara, birde göbekli zabıtanın yüzüne baktım. Tamam, peki bakacağız bir çaresine dedik, gittiler. Belediyenin hem imar hem de park ve bahçeler müdürlüğünü birlikte yürüten zat, apartmanımızda kiracı idi. Konuyu ona açtık. Şikâyet varsa ve devam ederse yapacak bir şey yok maalesef dedi. Başka bir çözüm yolu bulamadık çaresiz kaldık. Komşularımızdan birisinin aracılığı ile Silivri de bahçe içinde evi olan bir yakınına, bilâ bedelle vermek zorunda kaldık… Onlar götürülürken, ben aşağı inmeye cesaret edemedim. Çünkü bahçelere, kaldırımlara kakalarını yapan, sahipleri gezmeye çıkarırken merdivenlerde havlayan süs köpekleri, kafes kuşları, yukarda anlattığım görgüsüzlükleri ve terbiyesizlikleri yapan iki ayaklılar Ataköy’e yakışıyordu ama o kızıl tüylü, asil duruşlu Hektor ile onun arkadaşları yakışmıyordu. Aşağı inmedim, inemedim çünkü giderlerken, bu onurlu hayvanla göz göze gelebilme ihtimalini göze alamadım.

30.03.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00