BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
228
Dün
:
4633
Toplam
:
14638327
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Hayatta ben en çok babamı sevdim
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Bilinen bir hikâyedir. 1940 lı yıllar. Zamanın Milli Eğitim Bakanının kapısı çalınır. İçeriye 2 genç girer. Gençlerden biri; "Babacığım, okulumuzu bitirdik, notlarımız da yeterli. Milli Eğitim Bakanlığı bursundan yararlanarak kalan eğitimimizi yurt dışında tamamlamak istiyoruz! Bize bu bursun verilmesine ön ayak olur musunuz?" diye sorar. Bakan, bir müddet düşündükten sonra;-"Oğlum sen çık! Arkadaşın kalsın!" der. Oğul çıktıktan sonra odadaki gence dönerek şöyle söyler."Bak evlat ben Milli Eğitim Bakanı olarak oğlumu yurt dışına gönderirsem, her ne kadar bunu hak etse de yanlış anlaşılır. O yüzden oğlumu gönderemem, ama senin bu bursu almana yardımcı olacağım, hadi hayırlı olsun”der. Genç dışarı çıkar ve arkadaşına,"Can, sana bir iyi bir kötü haberim var. Baban benim için burs talimatı verecek ama senin gelmene razı olmadı." der. Bakanın oğlu bunun üzerine, cebinden bir mendil çıkarıp içindeki parayı arkadaşına uzatır."Madem ben gelemiyorum al bu parayı senin olsun. Olurda bir gün yurt dışına gidersem lazım olur diye biriktirmiştim.” Bu hikâyedeki Milli Eğitim Bakanı, oğlu büyük şair Can Yücelin anlatımıyla çağın en güzel gözlü Maarif Müfettişi Hasan Ali Yücel’dir. Bakanın yurt dışına göndermediği genç de oğlu Can Yücel’dir. Yurt dışına gönderdiği genç ise daha sonra dünyanın en önemli beyin cerrahı olacak Gazi Yaşargil’dir. Evet, 26 Şubat günü çağın en güzel gözlü Maarif Müfettişi sonra da Milli eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel’in elli birinci ölüm yıldönümü idi. Araştırmacı yazar Sayın Osman Karaca,Yozgat Hakimiyet Gazetesinde Çapanoğlu deyimleri ile ilgili yanlış anlam ve kullanımları dile getirince bende konunun önemine binaen Osman Beyin yazısını köşeme taşımıştım. O nedenle bu yazımız biraz ileri tarihe sarktı.17 Aralık 1897 tarihinde İstanbul ‘da doğan Hasan Ali Yücel 26 Şubat 1961 sabahı, İstanbul'da misafir olarak kaldığı Prof.Dr. Tevfik Sağlam'ın evinde, geçirdiği kalp krizi sonucu 64 yaşında hayata veda eder. Dedesi, Japonya kıyılarında batan Firkateyni’nin kaptanı, Amiral Osman Bey’dir. Hem tek çocuk olarak, hem de hayli geniş bir aile ortamında büyüdüğü için iyi yetiştirilmiştir. Çocukluğunun ilk yıllarında, ailesiyle Merkez Efendi Mahallesi'ndeki Yenikapı Mevlevihanesi ziyaretlerine katılır. Burada izlediği mistik makam ve fasıllar, dönüş törenleri, onun müzik yeteneğinin belirginleşmesini sağlar. Çevrede "müzik Üstadı" olarak tanınan Mehmet Celaleddin Dede Efendi'nin yönettiği "müzik Mektebi”nde müzik eğitimi alır. Yazı yazma isteği oldukça fazladır. Bu nedenle, bir zorunluluk olmamasına rağmen, kendi kendine yazı yazmayı öğrenir. 1901'de daha dört yaşındayken Lalelideki Yolgeçen Mektebi'ne kaydedilir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirir. İzmir ve İstanbul’da edebiyat ve felsefe öğretmenliği, maarif müfettişliği yapar. Fransız eğitim sistemini incelemek üzere bir yıllığına Paris’e gönderilir. 1932’de yurda dönüşte Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü görevine atanır. 1933-1935 arasında Milli Eğitim Bakanlığı Orta Eğitim Genel Müdürlüğü yapar.1934 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nden, İzmir Milletvekili olarak Meclise girer. (TBMM 5. Dönem Milletvekili). 28 Aralık 1938'de, 2.Celal Bayar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı'na getirilir. Üniversite reformu (Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nin kurulması, Yüksek Mühendis Mektebinin İTÜ'ye dönüştürülmesi ve Ankara Tıp Fakültesi'nin kurulması), Dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesi ve ilk resmi ve telifli Türkçe ansiklopedi olan İnönü Ansiklopedisi'nin ön çalışmaları onun bakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. Devlet Konservatuarının kurulması (20 Mayıs 1940), Dört yıllık çabaları sonucunda 25 Haziran 1946'da Üniversiteler Yasası çıkartılması,Türkiye'nin UNESCO'ya girişi onun çabaları sonucunda olmuştur. 17 Nisan 1940'ta çıkarılan yasa ile Köy enstitülerini kurarak eğitim ve bilimi Türk köylerine kadar ulaştırdı. 1942–43 öğretim yılında, bu okullara öğretmen, yönetici, gezici başöğretmen, ilköğretim müfettişi yetiştirmek için, Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde Yüksek Köy Enstitüsü kuruldu. Sayıları zamanla 21'i bulan Köy Enstitüleri, 1944'ten sonra yılda ortalama 2000 öğretmen yetiştirmiştir. Ne var ki, 1946'da bu öğretim kurumları, toprak ağalarının “Köylü okuyup adam olursa ben tarlalarımda kimi çalıştıracağım” korkusu ve yapılan çirkin iftiralarla tartışma konusu olmaları nedeniyle zamanın başbakanı İsmet İnönü’nün de baskılara dayanamayıp taviz vermesi sonucu kapatılmaya başlanmış ve sonunda hepsi kapatılmıştır. 1956'dan 1960 yılına kadar İş Bankası Yayın İşlerini de yöneten, 1961’de Kurucu Meclis üyesi de olan bu efsane Milli Eğitim Bakanı, yazdığı şiirlerini de önce aruzla, sonra heceyle yazdı. Onu efsaneleştiren yanı Türk kültürü ve eğitimine yaptığı unutulmaz hizmetlerdir. Oğlu Can Yücelin onun için yazdığı “Hayatta ben en çok babamı sevdim” şiirini kendi sesinden her gün bir defa mutlaka dinlerim. Rahmet ve minnetle anarken, sizin de bulup dinlemenizi çok isterim.

Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim

Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helalleşmek ister elbet, diğ’mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, can evim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

CAN YÜCEL


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00