BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.04.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
178
Dün
:
4633
Toplam
:
13790627
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GDO. LU ÜRÜNLER YARARLI MI, ZARARLI MI?
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Medya ısıtıp ısıtıp önümüze koyunca okuyoruz, sonra onu yeme bunu yeme ne yiyeceğiz be kardeşim diye kendi kendimize söylenip günlük yaşantımıza dönüyoruz. Ve maalesef çaresizlik içinde kıvranıyoruz. GDO. lu yani Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar demekle kastedilen nedir? Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeşit kesme, yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanıyor. Aktarılacak gen önce bulunduğu canlının DNA sından kesilerek çıkarılıyor. Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor. Bu ürünlerin içine bazı bakteriler, virüsler hatta bazı böcek ilaçlarının genlerinin ilavesi ile bu ürünlerin içinde yeni protein sentezi oluşturarak doğal genetik yapısı değiştiriliyor. Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO'lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates, balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor. Dünya da GDO. lu ürünler yararlımı zararlımı diye bilinen 280 araştırma yapılmışsa da maalesef sonuçları açıklanmamıştır. Bağımsız bilim adamlarına ve üniversitelere araştırmaları için izin verilmediği gibi hükümetlerde araştırma yaptırmamışlardır. ABD. de otuza yakın bilim adamı bize araştırma yetkisi verilmiyor diye isyan etmiştir. Bilim adamları biz yapalım diyoruz kabul edilmiyor. Devlet yapsın diyoruz, yapmıyor diyorlar. Hatırlayınız, Çernobil faciasından sonra da yurt dışındaki eş, dost, akrabalarımız Karadeniz bölgemiz radyasyondan etkilendiğinden aman Türk çayı içmeyin diye bize yalvarırken, zamanın rahmetli sayın bakanı Cahit Aral elinde çay bardağı ile televizyonlara çıkıp höpür höpür çay içerek tehlike olmadığını ispat etmeye çalışmıştı. Sonuç bir sürü insanımız rahmetli oldu. Birçok hamile kadın parmak çocuk doğurdu. Türkiye de bal tüketiminin üretilenin iki katından fazla olduğu söyleniyor. Peki, bu fazla tüketim nereden nasıl karşılanıyor. Geçen gece saat 03.00 sıralarında bir tv. Kanalında bir doktorumuzun şu acı vurgulamasına şahit oldum. Doktorumuz evde yapabileceğimiz öksürük vs.gibi rahatsızlıklar için bazı karışımlar da kullandığımız bal’a dikkat çekerek, Çin’den fabrika imalatı ve glikozdan yapılarak içine bal esansı katılan sahte ballara dikkat etmemiz gerektiğini söylüyordu. Bal’dan şifa bulalım derken şeker komasına girmeyin diye de üstüne basarak ikaz ediyordu. Orijinal balmış gibi tüketiciye sunulan bazı ürünler, Türk Gıda Kodeksi 2005/49 sayılı Bal Tebliği’ne göre laboratuarlarda incelemeye alınmış. Laboratuar çalışmalarında da balın içinde yapay tatlandırıcıya rastlanılmış. 郬 organik olduğu söylenen balda, ticari glikoz tespit edilmiş. 0,9-1,4 oranında olması gereken glikoz/fruktoz oranı ise 1,52 çıkmış. GDO. lu ürünleri konuşalım derken söz nereden nereye geldi. Bu GDO. lu ürünlerin zararsız olduğunu iddia eden çalışmaların hepsi ya bu ürünleri üreten firmalar tarafından yada onların sponsor olduğu laboratuarlar tarafından yapılmıştır. Bu olay tamamıyla Emperyal bir savaştır. Güç savaşıdır. İnsanlara, kıtlığa çare olarak yutturulmak istenen bu olayın kıtlıkla bir alakası yok. Çünkü bu ürünlerin tohumunu üreten ülkeler artık bu tohumların sahibi oluyorlar. Bir kere bu tohumları kullandığınızda artık o ülkeden almaya mahkûm oluyorsunuz. Hep verilen en korkutucu misal de şudur. Mesela Türkiye’nin veya başka bir ülkenin tohumluk buğday almak için Amerika’ya muhtaç olması. Amerika vermediği takdirde aç kalacaksınız demektir. İşte savaşmadan teslim olmak. Nitekim ABD’nin dublör olarak kullandığı ülkelerden biri olan Norveç, Svalbard Adaları’nda 2008’de yüz binlerce bitki türü ve sebzenin tohumlarını saklayan dev bir “yeraltı kasası” kurdu. İçinde 100 ülkeden getirilmiş 100 milyondan fazla tohum bulundurması planlanan tohum kasasında, Mart 2010’a gelindiğinde 500 bin çeşit tohum saklanıyordu. Svalbard kasası, bulunduğu konum ve mühendislik özellikleri sayesinde, elektrikleri kesilse bile sakladığı tohumları, en az bin 700 yıl bozulmadan koruyabilecek. Peki bu “Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun finansörleri kimler”? “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı kitabın yazarı olan Engdahl, Örgütün finansörlerinden biri Microsoft’un kurucusu Bill Gates! Diğeri dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont/Pioneer Hi-Bred! Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! ve 1970’lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla ’Yeşil Devrim’ diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller diyor. Pazarlama konusunda ise, ürünlerde dayanıklılığı artırdığı ve raf ömrünü uzattığı içinde pazarda büyük pay onu üreten firmalara kalmaktadır. Bunların çoğunun amacı on bin yıldır çiftçilerin geliştirdiği biyoçeşitliliği yok edip, onları birkaç çeşide bağlayarak paraları cebe indirmektir. Dünyada 750 milyon ton hayvan yemi üretiliyor. Gerek bu hayvanların, gerek bunları tüketen insan ve hayvanların atıkları çevreye zarar veriyor. Çevreye zarar veren bu şeylerin canlılara ve hele de insana zarar vermediğinin bir garantisi varımıdır. Kısırlaştırılmış genler nakledilen bazı GDO.lu ürünlerle yapılan fare deneylerinde farelerde kısırlık yaptığı ve organ hasarına sebep olduğu tesbit edilmiş. Çünkü böceklenmesin kurtlanmasın diye kullanılan ilaçların içinde kısırlık yapan genlerde bulunmaktadır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütün yayınladığı bir raporda erkeklerin 1 santimetreküp menisindeki sperm sayısı 100 sene önce 100 milyon iken bugün 15 milyona düşmüştür deniliyor. Bu sayının 20 milyonun altına düşmemesi gerekiyor. Jinekoloji derneğinin tespitlere göre Türkiye de yeni evlenen erkeklerin % 25 inde kısırlık problemleri gözlemleniyor. Gerek GDO. lu ürünler gerek tarım ilaçları,toksik madde içeren plastik ve alüminyum ambalaj malzemeleri antibiyotiklere dirençten tutun da kanserlere ve alerjik kaşıntılara kadar bir çok rahatsızlığa sebep oluyor. Bilim insanları ayrıca iki tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor; durgun virüsleri yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar. Araştırmaları olumsuz etkileyen en önemli faktör de şudur. Bu ürünler herkeste aynı etkiyi yapmıyor. Yani bazı insanları kanser yaparken bazı insanları yapmıyor. Avrupa Bio Güvenlik Yasasına göre yeni bir ürün piyasaya sürülmeden önce şu dört konuda güvenceyi vermesi gerekiyor. 1- Akut Zehirleyici etkisi 2- Kronik Zehirleyici etkisi 3-Birikimli Zehirleyici etkisi 4-Gelecek Nesilleri Zehirleyici etkisi. Bilhassa bu son maddeyi dikkatinize sunuyorum. Maalesef Avrupa Konseyi kendi yasasını çiğnemektedir. Tohum araştırılmalarında 90 günlük bir süre yeterli görülmektedir. Hâlbuki bu süre gerçekte en az dört yıldır. Polonya genlerle oynamayı ve GDO.lu ürünleri yasaklamıştır. İrlanda, Almanya, Fransa, tüketiciye güven vermek için et,süt,yumurta gibi hayvansal ürünlerin üzerine “Hayvanlarda GDO. lu ürün kullanılmamıştır” etiketi yapıştırmaktadır. Avusturya da bu GDO. lu tohumların alımını durdurmuş Viyana üniversitesi yaptığı araştırmada bu ürünlerin kısırlık yaptığını ve organ tahribatına sebep olduğunu rapor etmiştir. Türkiye’de GDO. lu ürünlerin üzerine “Bu ürün GDO. lu dur yazılamıyor. Bu konuda yayın yapılamıyor. Çünkü markaya zarar vermek, insana zarar vermekten daha ağır bir suç sayılıyor. Son yıllarda tıp bilimindeki ilerleme sonucu insan ömrü 90 lı yaşlara doğru uzadı. Yani dünya nüfusu hızla artıyor. Buna mukabil genç ölümleri de hızla artıyor. Bu konuyu da yorumunuza bırakıyorum.
Notum: Sayın Sacide Erçetin’in Yozgat Haber Gazetesindeki 07.02.2012 tarihli Biyolojik savaş makalesini de okumanızı da tavsiye ediyorum.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Çok güzel ifade etmişsiniz.Yazınızı da, kitabı da çok beğendik.
Memleketimizn kıymetlerini bizlere tanıtmanızdan da memnuniyet duyduk.Yine vatanseverler Yozgat'ımızdan çıkmış.Gurur verici...
Sibel Manacıoğlu Oktay -- 18.04.2018 17:19
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Sayın Çapanoğlu,
Yazınızı okudum ve çok etkilendim. Bu devlet değişik alanlarda bu tür sağlam karakterler sayesinde ayakta duruyor. Paşaya Allah'tan sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum. Kitabını alıp okuyacağım inşaallah. Şiiri çok beğendim. Çarpıcı bir gerçeği veciz ve çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
Selam ve saygılar
A. YAŞAR OCAK -- 16.04.2018 10:32
BİR DÜĞÜN VE KARTAL YUVASININ İSTİLASI
Yozgat her ne kadar içe kapanık kimliğiyle ön plana çıksa da ülkemize kazandırdığı pek çok ünlüsüyle gündemdedir. Yazar Abbas Sayar, Şair Gülten Akın, Şair Şükrü Erbaş ve daha niceleri. Korgeneral Mehmet Şanver de bu saygın kişilerden biridir. Kişilikli asker duruşu ve tavrıyla gönüllerde taht kurmuş bir paşamızdır. Bu değerli kişiliği köşenize taşıdığınız için teşekkürler ve saygılar.
Muhsin Köktürk -- 14.04.2018 11:36
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sayın Çapanoğlu memleketimiz ve Çapanoğulları hakkında yine çok değerli bir bilgi öğrendim çok teşekkürler. Hepimiz Yozgatlıyız, hepimiz Çapanoğluyuz ne mutlu.
SUDE ÖZTÜRK -- 29.03.2018 10:51
GÜMÜŞHACIKÖY MADEN-İ HÜMAYUNU VE ÇAPANOĞLU SÜLEYMAN BEY
Sn Çapanoğlu,

Üniversitenin yayınından da anlaşılıyor ki
Gümüşhacıköy'de gümüş var. Yozgat Gazetesinin birinci sayfasında resimleri olan milletvekillerinin Yozgat'a hangi yatırımları olmuştur?
Yozgat neden hep göç veriyor. Nohut ve Mercimek ithalatının kaç ton olduğundan bu beylerin acaba bilgisi var mı?
BÜLENT ESİNOĞLU -- 24.03.2018 10:36
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu 1 ayı geçkin süredir yeni yazınız yayınlanmadı.Eğer sağlık sorununuz yok ise o güzel yazılarınızdan bekliyoruz.Bizleri mahrum etmeyeceğinizi düşünüyorum.Saygılarımla
serdar erbek -- 20.03.2018 22:23
TOPAL MOLLA
Abdülkadir Bey,
Yazınız tam zamanında...Bizim tarihimizde de birkaç Topal Molla oldu. En sonuncusuyla baş etmeye çalışıyoruz bildiğiniz gibi, kısmet olursa.
A. YAŞAR OCAK -- 13.03.2018 16:31
TOPAL MOLLA
Sayın Çapanoğlu, hayatın günlük gaileleri ile mücadele ederken yazılarınızı da ilgi ile takip ediyorum. Değerli bilgilerinizi bizlerle paylaşıyorsunuz. Tarihi bilmemek ve geçmişten ders almamak büyük talihsizlik. Dün gece bir film izlerken oyunculardan birisi karşı oyuncunun bir sözüne sadece Bol Pot demekle cevap verdi. Aklıma sizin yazınız geldi ve film bitince yazınızı bulup tekrar okudum. Filmdeki oyuncu bir kelime ile her şeyi anlatmıştı. Keşke bizi yönetenlerde bir kelime ile her şeyi hatırlasalar diye geçirdim içimden. Bu arada Prof. Ahmet Yaşar Hocamızın yazdıkları da beni hayli duygulandırdı. Geçmişi hatırlamak, hatırlananları bir kere daha yâd etmek ne güzel bir duygudur. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 27.02.2018 11:34
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00