BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
219
Dün
:
4633
Toplam
:
14639148
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GDO. LU ÜRÜNLER YARARLI MI, ZARARLI MI?
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Medya ısıtıp ısıtıp önümüze koyunca okuyoruz, sonra onu yeme bunu yeme ne yiyeceğiz be kardeşim diye kendi kendimize söylenip günlük yaşantımıza dönüyoruz. Ve maalesef çaresizlik içinde kıvranıyoruz. GDO. lu yani Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar demekle kastedilen nedir? Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeşit kesme, yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanıyor. Aktarılacak gen önce bulunduğu canlının DNA sından kesilerek çıkarılıyor. Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor. Bu ürünlerin içine bazı bakteriler, virüsler hatta bazı böcek ilaçlarının genlerinin ilavesi ile bu ürünlerin içinde yeni protein sentezi oluşturarak doğal genetik yapısı değiştiriliyor. Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO'lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates, balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor. Dünya da GDO. lu ürünler yararlımı zararlımı diye bilinen 280 araştırma yapılmışsa da maalesef sonuçları açıklanmamıştır. Bağımsız bilim adamlarına ve üniversitelere araştırmaları için izin verilmediği gibi hükümetlerde araştırma yaptırmamışlardır. ABD. de otuza yakın bilim adamı bize araştırma yetkisi verilmiyor diye isyan etmiştir. Bilim adamları biz yapalım diyoruz kabul edilmiyor. Devlet yapsın diyoruz, yapmıyor diyorlar. Hatırlayınız, Çernobil faciasından sonra da yurt dışındaki eş, dost, akrabalarımız Karadeniz bölgemiz radyasyondan etkilendiğinden aman Türk çayı içmeyin diye bize yalvarırken, zamanın rahmetli sayın bakanı Cahit Aral elinde çay bardağı ile televizyonlara çıkıp höpür höpür çay içerek tehlike olmadığını ispat etmeye çalışmıştı. Sonuç bir sürü insanımız rahmetli oldu. Birçok hamile kadın parmak çocuk doğurdu. Türkiye de bal tüketiminin üretilenin iki katından fazla olduğu söyleniyor. Peki, bu fazla tüketim nereden nasıl karşılanıyor. Geçen gece saat 03.00 sıralarında bir tv. Kanalında bir doktorumuzun şu acı vurgulamasına şahit oldum. Doktorumuz evde yapabileceğimiz öksürük vs.gibi rahatsızlıklar için bazı karışımlar da kullandığımız bal’a dikkat çekerek, Çin’den fabrika imalatı ve glikozdan yapılarak içine bal esansı katılan sahte ballara dikkat etmemiz gerektiğini söylüyordu. Bal’dan şifa bulalım derken şeker komasına girmeyin diye de üstüne basarak ikaz ediyordu. Orijinal balmış gibi tüketiciye sunulan bazı ürünler, Türk Gıda Kodeksi 2005/49 sayılı Bal Tebliği’ne göre laboratuarlarda incelemeye alınmış. Laboratuar çalışmalarında da balın içinde yapay tatlandırıcıya rastlanılmış. 郬 organik olduğu söylenen balda, ticari glikoz tespit edilmiş. 0,9-1,4 oranında olması gereken glikoz/fruktoz oranı ise 1,52 çıkmış. GDO. lu ürünleri konuşalım derken söz nereden nereye geldi. Bu GDO. lu ürünlerin zararsız olduğunu iddia eden çalışmaların hepsi ya bu ürünleri üreten firmalar tarafından yada onların sponsor olduğu laboratuarlar tarafından yapılmıştır. Bu olay tamamıyla Emperyal bir savaştır. Güç savaşıdır. İnsanlara, kıtlığa çare olarak yutturulmak istenen bu olayın kıtlıkla bir alakası yok. Çünkü bu ürünlerin tohumunu üreten ülkeler artık bu tohumların sahibi oluyorlar. Bir kere bu tohumları kullandığınızda artık o ülkeden almaya mahkûm oluyorsunuz. Hep verilen en korkutucu misal de şudur. Mesela Türkiye’nin veya başka bir ülkenin tohumluk buğday almak için Amerika’ya muhtaç olması. Amerika vermediği takdirde aç kalacaksınız demektir. İşte savaşmadan teslim olmak. Nitekim ABD’nin dublör olarak kullandığı ülkelerden biri olan Norveç, Svalbard Adaları’nda 2008’de yüz binlerce bitki türü ve sebzenin tohumlarını saklayan dev bir “yeraltı kasası” kurdu. İçinde 100 ülkeden getirilmiş 100 milyondan fazla tohum bulundurması planlanan tohum kasasında, Mart 2010’a gelindiğinde 500 bin çeşit tohum saklanıyordu. Svalbard kasası, bulunduğu konum ve mühendislik özellikleri sayesinde, elektrikleri kesilse bile sakladığı tohumları, en az bin 700 yıl bozulmadan koruyabilecek. Peki bu “Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun finansörleri kimler”? “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı kitabın yazarı olan Engdahl, Örgütün finansörlerinden biri Microsoft’un kurucusu Bill Gates! Diğeri dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont/Pioneer Hi-Bred! Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! ve 1970’lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla ’Yeşil Devrim’ diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller diyor. Pazarlama konusunda ise, ürünlerde dayanıklılığı artırdığı ve raf ömrünü uzattığı içinde pazarda büyük pay onu üreten firmalara kalmaktadır. Bunların çoğunun amacı on bin yıldır çiftçilerin geliştirdiği biyoçeşitliliği yok edip, onları birkaç çeşide bağlayarak paraları cebe indirmektir. Dünyada 750 milyon ton hayvan yemi üretiliyor. Gerek bu hayvanların, gerek bunları tüketen insan ve hayvanların atıkları çevreye zarar veriyor. Çevreye zarar veren bu şeylerin canlılara ve hele de insana zarar vermediğinin bir garantisi varımıdır. Kısırlaştırılmış genler nakledilen bazı GDO.lu ürünlerle yapılan fare deneylerinde farelerde kısırlık yaptığı ve organ hasarına sebep olduğu tesbit edilmiş. Çünkü böceklenmesin kurtlanmasın diye kullanılan ilaçların içinde kısırlık yapan genlerde bulunmaktadır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütün yayınladığı bir raporda erkeklerin 1 santimetreküp menisindeki sperm sayısı 100 sene önce 100 milyon iken bugün 15 milyona düşmüştür deniliyor. Bu sayının 20 milyonun altına düşmemesi gerekiyor. Jinekoloji derneğinin tespitlere göre Türkiye de yeni evlenen erkeklerin % 25 inde kısırlık problemleri gözlemleniyor. Gerek GDO. lu ürünler gerek tarım ilaçları,toksik madde içeren plastik ve alüminyum ambalaj malzemeleri antibiyotiklere dirençten tutun da kanserlere ve alerjik kaşıntılara kadar bir çok rahatsızlığa sebep oluyor. Bilim insanları ayrıca iki tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor; durgun virüsleri yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar. Araştırmaları olumsuz etkileyen en önemli faktör de şudur. Bu ürünler herkeste aynı etkiyi yapmıyor. Yani bazı insanları kanser yaparken bazı insanları yapmıyor. Avrupa Bio Güvenlik Yasasına göre yeni bir ürün piyasaya sürülmeden önce şu dört konuda güvenceyi vermesi gerekiyor. 1- Akut Zehirleyici etkisi 2- Kronik Zehirleyici etkisi 3-Birikimli Zehirleyici etkisi 4-Gelecek Nesilleri Zehirleyici etkisi. Bilhassa bu son maddeyi dikkatinize sunuyorum. Maalesef Avrupa Konseyi kendi yasasını çiğnemektedir. Tohum araştırılmalarında 90 günlük bir süre yeterli görülmektedir. Hâlbuki bu süre gerçekte en az dört yıldır. Polonya genlerle oynamayı ve GDO.lu ürünleri yasaklamıştır. İrlanda, Almanya, Fransa, tüketiciye güven vermek için et,süt,yumurta gibi hayvansal ürünlerin üzerine “Hayvanlarda GDO. lu ürün kullanılmamıştır” etiketi yapıştırmaktadır. Avusturya da bu GDO. lu tohumların alımını durdurmuş Viyana üniversitesi yaptığı araştırmada bu ürünlerin kısırlık yaptığını ve organ tahribatına sebep olduğunu rapor etmiştir. Türkiye’de GDO. lu ürünlerin üzerine “Bu ürün GDO. lu dur yazılamıyor. Bu konuda yayın yapılamıyor. Çünkü markaya zarar vermek, insana zarar vermekten daha ağır bir suç sayılıyor. Son yıllarda tıp bilimindeki ilerleme sonucu insan ömrü 90 lı yaşlara doğru uzadı. Yani dünya nüfusu hızla artıyor. Buna mukabil genç ölümleri de hızla artıyor. Bu konuyu da yorumunuza bırakıyorum.
Notum: Sayın Sacide Erçetin’in Yozgat Haber Gazetesindeki 07.02.2012 tarihli Biyolojik savaş makalesini de okumanızı da tavsiye ediyorum.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00