BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
180
Dün
:
4601
Toplam
:
13178888
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
GDO. LU ÜRÜNLER YARARLI MI, ZARARLI MI?
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Medya ısıtıp ısıtıp önümüze koyunca okuyoruz, sonra onu yeme bunu yeme ne yiyeceğiz be kardeşim diye kendi kendimize söylenip günlük yaşantımıza dönüyoruz. Ve maalesef çaresizlik içinde kıvranıyoruz. GDO. lu yani Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar demekle kastedilen nedir? Bir canlıdan diğerine gen aktarımı, bir çeşit kesme, yapıştırma ve çoğaltma işlemi olup, genetik mühendisleri tarafından uygulanıyor. Aktarılacak gen önce bulunduğu canlının DNA sından kesilerek çıkarılıyor. Sonra vektör adı verilen taşıyıcı virüs ile bu gen DNA molekülüne yapıştırılıyor. Bu ürünlerin içine bazı bakteriler, virüsler hatta bazı böcek ilaçlarının genlerinin ilavesi ile bu ürünlerin içinde yeni protein sentezi oluşturarak doğal genetik yapısı değiştiriliyor. Frankeştayn Gıda olarak da nitelenen GDO'lar bugün kolera bakterisi geni taşıyan yonca, akrep geni taşıyan pamuk, tavuk genli patates, balık genli domates gibi gıdalar şeklinde karşımıza çıkıyor. Dünya da GDO. lu ürünler yararlımı zararlımı diye bilinen 280 araştırma yapılmışsa da maalesef sonuçları açıklanmamıştır. Bağımsız bilim adamlarına ve üniversitelere araştırmaları için izin verilmediği gibi hükümetlerde araştırma yaptırmamışlardır. ABD. de otuza yakın bilim adamı bize araştırma yetkisi verilmiyor diye isyan etmiştir. Bilim adamları biz yapalım diyoruz kabul edilmiyor. Devlet yapsın diyoruz, yapmıyor diyorlar. Hatırlayınız, Çernobil faciasından sonra da yurt dışındaki eş, dost, akrabalarımız Karadeniz bölgemiz radyasyondan etkilendiğinden aman Türk çayı içmeyin diye bize yalvarırken, zamanın rahmetli sayın bakanı Cahit Aral elinde çay bardağı ile televizyonlara çıkıp höpür höpür çay içerek tehlike olmadığını ispat etmeye çalışmıştı. Sonuç bir sürü insanımız rahmetli oldu. Birçok hamile kadın parmak çocuk doğurdu. Türkiye de bal tüketiminin üretilenin iki katından fazla olduğu söyleniyor. Peki, bu fazla tüketim nereden nasıl karşılanıyor. Geçen gece saat 03.00 sıralarında bir tv. Kanalında bir doktorumuzun şu acı vurgulamasına şahit oldum. Doktorumuz evde yapabileceğimiz öksürük vs.gibi rahatsızlıklar için bazı karışımlar da kullandığımız bal’a dikkat çekerek, Çin’den fabrika imalatı ve glikozdan yapılarak içine bal esansı katılan sahte ballara dikkat etmemiz gerektiğini söylüyordu. Bal’dan şifa bulalım derken şeker komasına girmeyin diye de üstüne basarak ikaz ediyordu. Orijinal balmış gibi tüketiciye sunulan bazı ürünler, Türk Gıda Kodeksi 2005/49 sayılı Bal Tebliği’ne göre laboratuarlarda incelemeye alınmış. Laboratuar çalışmalarında da balın içinde yapay tatlandırıcıya rastlanılmış. 郬 organik olduğu söylenen balda, ticari glikoz tespit edilmiş. 0,9-1,4 oranında olması gereken glikoz/fruktoz oranı ise 1,52 çıkmış. GDO. lu ürünleri konuşalım derken söz nereden nereye geldi. Bu GDO. lu ürünlerin zararsız olduğunu iddia eden çalışmaların hepsi ya bu ürünleri üreten firmalar tarafından yada onların sponsor olduğu laboratuarlar tarafından yapılmıştır. Bu olay tamamıyla Emperyal bir savaştır. Güç savaşıdır. İnsanlara, kıtlığa çare olarak yutturulmak istenen bu olayın kıtlıkla bir alakası yok. Çünkü bu ürünlerin tohumunu üreten ülkeler artık bu tohumların sahibi oluyorlar. Bir kere bu tohumları kullandığınızda artık o ülkeden almaya mahkûm oluyorsunuz. Hep verilen en korkutucu misal de şudur. Mesela Türkiye’nin veya başka bir ülkenin tohumluk buğday almak için Amerika’ya muhtaç olması. Amerika vermediği takdirde aç kalacaksınız demektir. İşte savaşmadan teslim olmak. Nitekim ABD’nin dublör olarak kullandığı ülkelerden biri olan Norveç, Svalbard Adaları’nda 2008’de yüz binlerce bitki türü ve sebzenin tohumlarını saklayan dev bir “yeraltı kasası” kurdu. İçinde 100 ülkeden getirilmiş 100 milyondan fazla tohum bulundurması planlanan tohum kasasında, Mart 2010’a gelindiğinde 500 bin çeşit tohum saklanıyordu. Svalbard kasası, bulunduğu konum ve mühendislik özellikleri sayesinde, elektrikleri kesilse bile sakladığı tohumları, en az bin 700 yıl bozulmadan koruyabilecek. Peki bu “Svalbard Küresel Tohum Deposu’nun finansörleri kimler”? “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı kitabın yazarı olan Engdahl, Örgütün finansörlerinden biri Microsoft’un kurucusu Bill Gates! Diğeri dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont/Pioneer Hi-Bred! Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! ve 1970’lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla ’Yeşil Devrim’ diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller diyor. Pazarlama konusunda ise, ürünlerde dayanıklılığı artırdığı ve raf ömrünü uzattığı içinde pazarda büyük pay onu üreten firmalara kalmaktadır. Bunların çoğunun amacı on bin yıldır çiftçilerin geliştirdiği biyoçeşitliliği yok edip, onları birkaç çeşide bağlayarak paraları cebe indirmektir. Dünyada 750 milyon ton hayvan yemi üretiliyor. Gerek bu hayvanların, gerek bunları tüketen insan ve hayvanların atıkları çevreye zarar veriyor. Çevreye zarar veren bu şeylerin canlılara ve hele de insana zarar vermediğinin bir garantisi varımıdır. Kısırlaştırılmış genler nakledilen bazı GDO.lu ürünlerle yapılan fare deneylerinde farelerde kısırlık yaptığı ve organ hasarına sebep olduğu tesbit edilmiş. Çünkü böceklenmesin kurtlanmasın diye kullanılan ilaçların içinde kısırlık yapan genlerde bulunmaktadır. Nitekim Dünya Sağlık Örgütün yayınladığı bir raporda erkeklerin 1 santimetreküp menisindeki sperm sayısı 100 sene önce 100 milyon iken bugün 15 milyona düşmüştür deniliyor. Bu sayının 20 milyonun altına düşmemesi gerekiyor. Jinekoloji derneğinin tespitlere göre Türkiye de yeni evlenen erkeklerin % 25 inde kısırlık problemleri gözlemleniyor. Gerek GDO. lu ürünler gerek tarım ilaçları,toksik madde içeren plastik ve alüminyum ambalaj malzemeleri antibiyotiklere dirençten tutun da kanserlere ve alerjik kaşıntılara kadar bir çok rahatsızlığa sebep oluyor. Bilim insanları ayrıca iki tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor; durgun virüsleri yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar. Araştırmaları olumsuz etkileyen en önemli faktör de şudur. Bu ürünler herkeste aynı etkiyi yapmıyor. Yani bazı insanları kanser yaparken bazı insanları yapmıyor. Avrupa Bio Güvenlik Yasasına göre yeni bir ürün piyasaya sürülmeden önce şu dört konuda güvenceyi vermesi gerekiyor. 1- Akut Zehirleyici etkisi 2- Kronik Zehirleyici etkisi 3-Birikimli Zehirleyici etkisi 4-Gelecek Nesilleri Zehirleyici etkisi. Bilhassa bu son maddeyi dikkatinize sunuyorum. Maalesef Avrupa Konseyi kendi yasasını çiğnemektedir. Tohum araştırılmalarında 90 günlük bir süre yeterli görülmektedir. Hâlbuki bu süre gerçekte en az dört yıldır. Polonya genlerle oynamayı ve GDO.lu ürünleri yasaklamıştır. İrlanda, Almanya, Fransa, tüketiciye güven vermek için et,süt,yumurta gibi hayvansal ürünlerin üzerine “Hayvanlarda GDO. lu ürün kullanılmamıştır” etiketi yapıştırmaktadır. Avusturya da bu GDO. lu tohumların alımını durdurmuş Viyana üniversitesi yaptığı araştırmada bu ürünlerin kısırlık yaptığını ve organ tahribatına sebep olduğunu rapor etmiştir. Türkiye’de GDO. lu ürünlerin üzerine “Bu ürün GDO. lu dur yazılamıyor. Bu konuda yayın yapılamıyor. Çünkü markaya zarar vermek, insana zarar vermekten daha ağır bir suç sayılıyor. Son yıllarda tıp bilimindeki ilerleme sonucu insan ömrü 90 lı yaşlara doğru uzadı. Yani dünya nüfusu hızla artıyor. Buna mukabil genç ölümleri de hızla artıyor. Bu konuyu da yorumunuza bırakıyorum.
Notum: Sayın Sacide Erçetin’in Yozgat Haber Gazetesindeki 07.02.2012 tarihli Biyolojik savaş makalesini de okumanızı da tavsiye ediyorum.

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00