BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.01.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
273
Dün
:
4936
Toplam
:
13342663
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Eski Yozgat’tan insan manzaraları
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Mutafoğu mahallesinde ki öz’ün (şimdi üzeri kapatılmış) üzerindeki köprüden Şeker Pınara doğru çıkarken eski Belediye Reislerinden Fevzi Ayanın evinin karşısında yani yolun sağ tarafında şimdi sadece arsası kalan yerde emekli öğretmen Hacı Adil Olgun otururdu. Kimseye zararı olmayan eline geçen üç kuruşluk emekli maaşını da hayır ve hasenata harcayan sevimli bir ihtiyarcıktı. Onunla ilgi pek çok hikâye anlatılırsa da ben ayniyle vaki üç olayını sizlerle paylaşmak istedim. Emekli maaşını aldığı bir gün önce Çapanoğlu Büyük camiinde namazını kılar, camiye bağışını da yaptıktan sonra günlük alışverişini de tamamlayıp sonra elinde kalan parayı sayınca on lira eksik olduğunu fark eder. Çok üzülür, bütün vücudunu ter basar. O üzüntü ile o sırada karşısına çıkan tellal Yusuf’a durumu anlatır ve duyuru yapmasını ister. Eskiler bilirler tellal Yusuf hemen, on lira bulaaaan diye çığırmaya başlar. Adil hoca müteessir bir şekilde evine gelir ve kimseye bir şey söylemez. Biraz sonra yeğeni Celal Erikel oturmaya gelir. Hoşbeşten sonra Adil hoca merakla sorar “Çarşıda ne var yok”.Yeğeni cevap verir.” Ne olsun dayı, dürzünün biri on lira kaybetmiş onu da tellal’a vermiş”.

Adil Hoca bir yaz günü çarşı hamamına gider. Yıkanıp paklandıktan, bahşişlerini de verdikten sonra giyinip Çapanoğlu Büyük Camiinde de Cuma namazını eda edip evin yolunu tutar. Eskiler bilirler o yıllarda köprüden sonra düzgün bir yol yoktu. Eve çıkan yokuş kayalıktı. Kayalar düzletilerek yol yapılmıştı. Bir taraftan sıcak hava bir taraftan yaşlılık, Adil Hoca kan ter içinde ve soluk soluğa kendini evdeki sedire zor atar. Islak bir havlu ile yüzünü silip ferahlatmaya çalışan eşine de “Yaşlılık ne zormuş Cuma’yı zor kıldım, adım atacak halim kalmadı, eve de çok zor geldim hele bu yokuşu çok zor çıktım. Bu gidişle çarşıya bile ancak Cumayı kılmak için inebileceğim galiba” der. Eşi, Adil Hocayı yeteri kadar ferahlatıp tam yanından kalkacaktır ki gözü paçasından çıkan bir bez parçasına takılır. Hacı, bu ne diye sorup eğilip bakar ki Adil Hocanın paçasından ucu görünen şey hamamın peştamalı. “Hacı gördün mü peştamalın üzerine pantolonu giymişsin nasıl becerdin bu işi. Yıkayım da götür ver” der. Adil Hoca “Ben götüremem, adamlar peştamalı çaldın derlerse ben ne derim” der. Eşi “Herkes seni tanıyor üstelik hacı olduğunu herkes biliyor neden öyle söylesinler, erkek hamamına ben mi götürüp vereyim” der. Adil Hoca ertesi günü eşinin güzelce sarıp paket ettiği peştamalı “Bu sizinmiş” diyerek hamamın kapı aralığından içeri atıp acele ile oradan savuşur.

Bir sonbahar günü, sabahın erken bir saatinde Kırımlı köyünden iki kişi, kışın yakmak için ısmarladığı kütükleri getirirler. Üç eşek yükü kütükleri, omuzlarına aldıkları kantar ile tartmaya başlarlar. Eşi, büyük kızına “kızım git sende bak, bu adamlar şimdi babanı kandırırlar, kantara dikkat et,tartılanları iyi hesap et” der. Kızının yanlarına gelip de tartı sırasında kantara baktığını fark eden Adil Hoca hem kendisine güvenilmediği hem de aileden bir hanımın yabancı erkekler arasında olmasından hoşlanmadığı için kızarak kızını yanlarından uzaklaştırır. Adamlar tartı işini bitirip kütükleri de evin altındaki boş yere istifleyip paralarını da aldıktan sonra giderler. Eşi kontrol için aşağı inip de kütüklerin söylenenden daha az bir kilo da olduğunu görünce “ Hacı bu kütükler o kadar çekmez seni yine aldatmışlar” diye söylenir. Kütükleri satan köylüler çarşıda oturdukları bir kahvede “Hacı’yı iyi aldattık kantara bastığımızı fark etmedi diye gülüşerek anlatırlarken tesadüfen yan masada oturan bir komşu kulak misafiri olup olanı biteni öğrenir. Sonra da gelip Adil Hoca’ya anlatır. Hoca kızıp, üzülürse de elden ne gelir, “kefen paraları olur inşallah” der. Hakikaten birkaç gün sonra yine Yozgat’a kütük getiren bu iki kişi köye dönüşlerinde bir kamyon çarpması neticesi ölürler.

Değerli eğitimci ağabeyim Yılmaz Göksoy Hocam da Adil Hoca ile ilgili bir anısını benimle paylaşmıştı.Ben de sizlerle paylaşayım.

Adil Hoca ile bir bayram arifesi Cumhuriyet Mektebinde oturuyorduk. Eşi Nigar Hanım bayram hazırlığı için çarşıdan alınacakların bir listesini vermiş. Söylenerek onu tetkik ediyordu. Ver bakayım liste de neler varmış diyerek kâğıdı elinden aldım. Sonra da bu soğukta kim uğraşacak, boş ver diyerek sanki onun kâğıdını atıyormuşum gibi elimdeki kâğıdı yanan sobaya attım. “Sen delirdin mi, ne yaptın, o listede bir sürü alacak vardı. Şimdi ben nereden bileyim neler alınacağını diye bana kızdı”. Ben de merak etme bayram arifesi her evin alacağı şeyler aşağı yukarı aynıdır, bak benim listeyi okuyum dedim ve Adil Hocanın listesini okumaya başladım. Okuduğum her kalemde “babana rahmet benim listede buda vardı” diyordu. Sonra çaresiz bir ses tonu ile “ bunları bir kâğıda yazda bende alayım bari” deyince. Hocam okuduğum liste senin listen idi,ben sana şaka yaptım dedim.

Eski Yozgat’ın bu temiz ve yüce ruhlu insanları, Allahın rahmeti üzerinize olsun.


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00