BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
198
Dün
:
4633
Toplam
:
14652479
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
2 B Yasası, Son Osmanlılar ve Yozgat Çamlığı
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 2B arazileriyle ilgili taslağın neredeyse hazır olduğunu belirterek, “Yakında Meclise sevk edilmiş olacak” dedi.2B arazilerinin 2012 yılında hakikaten çok önemli bir konu olacağını belirten Şimşek, tasarıyla devletle vatandaş arasındaki ihtilafları gidermesinin hedeflendiğini söyledi. Şimşek, “Bugün İstanbul'da öyle semtler, öyle ilçeler var ki neredeyse tamamı 2B arazilerinde yapılmış. Bu yasa ile devletle vatandaş arasında, 40-50 yıldır devam eden ihtilafların çözülmesini amaçlıyoruz” dedi.( 7 ocak 2012 tarihli gazeteler)

Yazıma Yozgat Gazetesinin değerli yazarlarından Sayın Aslan Nurduğdu’nun kulaklarını çınlatarak başlamak istiyorum. Aslan Bey, bir yazısında Anız yakma hadisesinden bahsederek şöyle diyordu.” Yakma esnasında anızın yapısında bulunan karbon, hidrojen, oksijen, azot ve kükürt gibi besin elementleri, yakma işlemi sonucunda karbondioksit (CO2), kükürt dioksit (SO2), hidrojen (H2) ve azot gazı (N2) halinde havaya uçar. Bu büyük bir kayıptır; zira böylece, humusu meydana getiren karbon (C ), hidrojen (H), oksijen (O), azot (N) ve kükürt (S) yok edilmiş olur. Yukarıda adı geçen besin elementlerine ilave olarak anızın yapısında bulunan fosfor, potasyum kalsiyum, magnezyum ve demir, mangan, çinko, bakır gibi diğer mikroelementler de bitkilerin alamayacağı form olan oksitlere dönüşür. Bunlar kül haline gelip toprağın geçirgenliğini ve havalanmasını engeller. Topraktaki faydalı canlıların en çok bulunduğu 0 – 3 cm derinlikte sıcaklık 65 C’nin üzerindedir. Oysa anızın yakılması sonucu toprak yüzeyinde 200 C’nin üzerinde bir sıcaklık meydana gelir. Bu yüksek sıcaklıkta faydalı bakteriler ve mantarlar ölür; böylece toprak canlılığını kaybeder”.Demek oluyor ki bir taraftan erozyonla bir taraftan anız yakmakla tarıma ayrılan topraklarımızı kaybediyoruz.Bu çok can alıcı duyarlı insanların içini acıtan bir yazı idi. Devlet maalesef bu konuda duyarlı olmuyor toprağa bu kadar zarar veren bir olaya bir ceza uygulaması yapmıyor duyarsız kalıyordu. Bu yazısı yayımlandığında kendisini hararetle kutlamış teşekkür etmiştim. Ben de bu yazımda uzun süredir gündemde olan 2B yasasına kısaca değinmek istiyorum.

Bildiğiniz gibi 2B orman arazisi olma vasfını kaybeden alanlarla ilgili bir yasa. Ne demek Orman arazisi olma vasfını kaybetmek. Yani bundan böyle burada ağaç yetişmez ağaç yetiştirilmesine uygun değildir anlamına geliyor.Gerçekten öylemi acaba? Ülkemizin topraklarının % 22 si tarım alanı, % 22 si de ormanlık alandır. Ne acı değilmi?... Bu ຊ lik orman alanın % 90 kadarı tabi ormandır, yani kendiliğinde oluşmuştur. Bu alanın ŷ i de yerleşim alanı olmuştur. Bu demektir ki 21 bin köyümüz orman yanındadır ve bu köylerde 5 milyon insan yaşamaktadır. Ormanlarımız bir taraftan halkımızın orman berberi adını taktığı keçiler tarafından bir taraftan da kaçak kesim yapan bazı orman köylülerince tahrip ediliyor. Daha önce çıkarılan bazı yasalar ile (turizmi teşvik yasası vb.)sahil kesimleri, bilhassa Antalya Belek civarları imara açılmış idi. Bu alanlar toplam 500 bin hektar civarındadır. Şimdi deniz turizminden yayla turizmine doğru bir gidiş var. Ayrıca Golf sahaları projeleri var. 2B yasası ile buralarda imara açıldığı takdirde yaklaşık 1milyon hektar arazinin imara açılmış olacağı söyleniyor. Ormanlık alanların imara açılması bölgede yaşayan binlerce hayvanında sonu demektir. Üstelik ormanlar ve akar sular dünya mirası olup ekolojik sistemin olmazsa olmazlarıdır. Fatih Sultan Mehmet’in “ormanlarımdan bir dal kesenin başın keserim” dediği ormanlar. Osmanlının son padişahları tarafından Mütesellimler’in insafına terk edilmiştir.

Safahat içindeki sarayın harcamalarına para yetiştiremeyen çocuk yaşındaki padişahlar ve onların anaları, halktan padişah adına vergi toplayan Mütesellim’lere kolaylık sağlamak ve daha fazla gelir sağlamak için ormanları da onların yönetimine hatta insafına terk etmiştir. Topraklar Mütesellim’lere verilirken pazarlık yapılıyor, kim çok vergi vermeyi taahhüt ederse Mütesellimlik ona veriliyordu. Nitekim Çapanoğlu Mustafa Beyin vefatından sonra Mutassarıflığı kardeşi Süleyman Bey’e vermek istemeyen Birinci Abdülhamit o sırada İstanbul’da bulunan Süleyman Beyi Yozgat’a göndermek istemez.Hem istemez hem de vezirinden , “Müteveffanın karındaşı oldukta bize ne verir” diye araştırma yapmasını istemekten de geri kalmaz. Sonunda kardeşi Mustafa bey’in bütün malları kendisine bırakılmak ve Hazineye 3.500 kese (bir milyon yediyüz elli bin kuruş) taahhüt etmesi kararıyla Bozok sancağı Mutasarrıflığını Süleyman beye verir. İşte yıllarca süren savaşlardan ve toplanan değişik vergilerden fakirleşen Anadolu halkından toplanan vergiler ile padişaha taahhüt ettikleri miktarı toplayamayan mütesellimlere,halktan daha fazla para toplamak için padişahlar veya anaları ormanları da onların kullanımına terk etmişti. Oradan elde edilecek kereste ve odun satışından kazanılan paralarda padişaha gönderiliyordu.1937 yılında çıkarılan ormanların değerlendirilmesi yasasının bir nebze faydası olmuş ise de, ormanların kadastrosu hâlâ tamamlanmış değildir.

Hal böyle iken sadece Çapanoğlu Beyleri, bu gün Milli Park ilan edilen Yozgat’ta bir orman meydana getirmişlerdir. Hatta Yozgat çamlığının, Çapanoğlu Mustafa Bey’in özel mülkiyeti olduğu söylenir.Çapanoğlu Mustafa Bey, çamlıktan ağaç kesmeye kalkanı ölüm cezası ile cezalandıracağını ilan ederek bu güne kadar korunmasını sağlamıştır. 264 hektarlık alanı kaplayan Çamlık Milli Parkı, İç Anadolu'da insan etkisi ile meydana gelen step içerisinde yer alan sayılı orman adalarından biridir. Karaçam, meşe ve ardıç ağaç toplulukları Milli Park bitki örtüsünü meydana getirmektedir. İçerisinde 9 tane 400-500 yıllık anıt ağacı barındıran çamlık, doğal bir hayvanat bahçesi konumunda. Çok yakın bir zamana kadar görünen; fakat türü şimdilerde tükenmiş olan Şah kartalları dışında; akbaba, küçük atmaca, şahin, tavşan, saksağan, kurt, kaplumbağa gibi bir sürü hayvan çeşidi var. Ayrıca çamlık içinde yer alan gölette; sazan, ve turna balığı hayat bulmuş. 1985 yılında Yüksek İcra Vekilleri Heyetinin kararıyla Milli Park haline getirilmiştir. Bakanlar Kurulu kararıyla kullanma ve irtifa hakkı Orman Genel Müdürlüğü'ne verilmiştir.

Bundan sonrasını değerli ağabeyim Yılmaz Göksoy hocamdan nakledelim.10 Eylül 1930 günlü Yozgat Gazetesinde, Samsun avukatlarından Hasip Bey, “Yozgat’ın tabii varlığı çamlık, bir şahika ki Yozgat’la karşı karşıya, zirvesi ve etekleri sık yüksek köklerinden itibaren ebediyen bir hılkat-ı hadra ile donatılmış, cesim bir çamlık. Gece gündüz Yozgat’a sıhhat ve hayat püskürüyor”diyor. Kemal Ayder de 01.10.1952 günlü Vatan Gazetesi ekinde “Anadolu’nun ortasında nefis kokulu, serin gölgeli, göz alabildiğine uzanan çam ormanın kıymetini tayin edememek saflıktır derken, Bir mesire ve şifa yeri olan çamlığın üzerine Yozgatlılar titremelidir” der. Turizm uzmanlarından Comm Armando Riddelli’de 1958 yılında Çamlığı şöyle över ; “O canım yoldan tırmanıp ormana çıkıldığında dillere destan olmuş Uludağ ormanının Yozgat Ormanı yanında sönük kaldığı hayretle izlenir. İnsan bu kadar güzellik karşısında hislerini ifade edecek kelime bulamıyor.(bkz Yılmaz Göksoy/Yozgat gazetesi).Yedek subaylık müracaatım için Yozgat’a geldiğim 11 Kasım 1971 gecesi Sayarların otelindeki odasında sabaha kadar sohbet ettiğim, Abbas Sayar ağabeyim de, “Çamlığın içindeyiz çok şükür, Bütün tesellimiz de bu zaten, bir çamlıksız Yozgat bize göre, olsa da hoş olmasa da.” diyordu.

Çapanoğlu beyleri Yozgat’ın bu güzide Çamlığına gözleri gibi bakmışlar ve bu güne kadar gelmesini sağlamışlar. Gel gör ki yabancıların öve öve bitiremedikleri bu milli park, mesire yeri son yıllarda büyük bir ihmal içindedir. Son birkaç yıldır hemşerilerimden şu şikâyeti alıyorum. “Hava karardıktan sonra çamlığa çıkmak yürek istiyor. Yol kenarları içinde içki içilen otomobillerle dolu oluyor. Ertesi gün ve hafta sonları etraf bira kutuları ve çöplerle doluyor. Yiyecek,içeceklerini getirenler çöplerini bırakıp gidiyorlar.Üzüntü verici bir durum.Halbuki hep söylenir,her yerde yazar “nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak” diye ama kim dinliyor”.

Atalarımızdan miras kalan ve ağaçlarının eşi sadece Kafkasya da bulunan bu çamlığın kıymetini bilemez isek,yarın elbette önce çocuklarımız ve torunlarımız sonra da emeği geçen ecdadımız bizden hesabını soracaklardır.

10.01.2012

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00