BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
200
Dün
:
4633
Toplam
:
14933589
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Ana, evlat sevgisi
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yıl; 1989. Yer; Balıkesir/Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesi. Mahkeme Hâkimi, Nazan Gürçağlayan. Dava konusu; Bir dananın geri alınma talebi.

Bir köylünün buzağısı her nasılsa merada otlarken çobanların dikkatsizliği yüzünden kayboluyor. Yakındaki bir başka köyde yaşayan bir başka köylü bu buzağıyı buluyor, kendi ineğinin yanına katıyor bakıp, besliyor. Aradan geçen 7-8 ay içinde buzağı büyüyüp dana oluyor ve bu köylü tarafından Burhaniye hayvan pazarında satışa çıkarılıyor. Tesadüfe bakın ki dananın ilk sahibi de hayvan almak için pazara geliyor. Danayı görüp tanıyor. Büyüten köylüye bu dananın kendisine ait olduğunu, buzağı iken kaybolduğunu söyleyerek geri vermesini istiyor. Köylüden ret cevabı alınca da dananın kendisine iade edilmesi için Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesine dava açıyor. Hâkim hanım, gerek iki mal sahibinin, gerekse şahit olarak gösterilen köylülerin ifadelerinden dananın tanınmasına yarayacak ve kendisini tatmin edecek çok belirgin bir işaret tespit edemiyor, dava uzayıp gidiyor. Bir gece evde otururken aklına şöyle bir çözüm geliyor. Dana’yı bulup büyüten köylünün köyünde bir keşif yapacak. Dananın davranışlarını gözlemleyecek. Son celsede bu yönde karar alıp tespit edilen tarihte bu köylünün köyünde danayı serbest bıraktırıyor. Önde Hâkim Hanım, yanında kâtibi ve mübaşiri, arkasında bilirkişi, daha arkada dananın sahipleri ve Avukatları, onlarında arkasında köylüler olmak üzere büyükçe bir gurup, bir Kemal Sunal filmi gibi dana’yı adım, adım takip ediyorlar. Dana biraz sağda solda duvar diplerinde kalan birkaç tutam otları yedikten sonra yavaş, yavaş ahırının yolunu tutuyor ve içeri giriyor. Tabi bütün bu yaşananlar da tüm ayrıntıları ile zapta geçiriliyor. Geçiriliyor ama bu seferde dananın ilk sahibi ben de köyümde de keşif isterim diyor. Yine tespit edilen bir tarihte öbür köyde de aynı olay tekrarlanıyor. Dana bu sefer biraz tedirgin, ama yine de etraftaki otları yedikten sonra öbür köydekinden biraz daha uzun bir zaman diliminde yavaş, yavaş ve ara, ara da etrafı koklayarak sokak aralarından geçip eski ahırını buluyor hızla ona doğru gidiyor içeri giriyor. İzleyenlerde aynı hızla ahıra geliyorlar. İçerdeki manzara başta Hâkim Hanım olmak üzere olaya şahit olanları o kadar etkiliyor ki gözyaşlarını tutamıyorlar. Dana ile annesi birbirlerine kavuşunca öyle bir koklaşıp birlerine öyle bir sokuluyorlar ki Hâkim Hanım bu manzarayı, adeta bir birlerine yapıştılar diye tarif ediyor. Sahipleri iki hayvanı birbirlerinden ayırmak isteyince inek yavrusundan ayrılmamak için bağlı olduğu ipini koparmak istercesine çabalıyor. Bu olay da yine tüm ayrıntıları ile zapta geçiriliyor. Bu seferde bakıp besleyen köylü itiraz ediyor ve asıl anasının kendi ineği olduğunu ve bu uygulamanın tekrar kendi köyünde de yapılmasını istiyor. Bu talep üzerine Hâkim Hanım daha değişik bir deneme yapmak istiyor. Üçüncü bir keşfe karar veriyor. Bu seferki uygulama köylerde değil Burhaniye’de yapılacak. Her iki inek ve dana Burhaniye ye getirtiliyor. Bir meydanda serbest bırakılıyorlar. Dana asıl annesini görünce hızla hemen onun yanına doğru gidiyor. Analık olan inek de onlara doğru geliyor. Üçü bir araya geldiklerinde dana, başı ile analık ineği itip yanlarından uzaklaştırmak istiyor. Ve karar. Dananın ilk sahibine iadesi oluyor, Yargıtay da kararı yerinde bulup onaylıyor.

İkinci olayımız Kilis’in bir köyünde cereyan ediyor. Boşanmak üzere olan genç karı koca mal paylaşımı için tespit istiyor. Kilis Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi Nazan Gürçağlayan tesbit için köye gidiyor. Gelin kucağında bebesi ile hangi eşyayı gösterirse Hâkim Hanım Traktörün römorkuna yükletiyor. Gelin, bir kenarda duran beşik ve üzerindeki yatak yorganı da işaret ediyor. Kayınvalide ve görümce beşiği vermek istemiyor itiraz ediyorlar. Hâkim hanım onlara “Beşiksiz bebek mi olurmuş, elbette beşikte gidecek alın bunu da” diyor ve öyle yapılıyor. Yükleme işi bittikten sonra kız tarafı römork’a binip oradan ayrılacağı esnada gelin bebeği görümcesinin kucağına veriyor. Hâkim Hanım şaşırıyor. Geline soruyor “bebeği neden görümcene verdin”.Gelin gayet pişkin cevap veriyor. “Ben bebeği babamın evimden getirmedim ki”.Hâkim Hanım çok sinirleniyor. “Madem öyle bebek yok, o zaman beşikte yok” diyerek beşiği ve içindeki yatak yorganı indirtiyor. Şimdi, affınıza sığınarak içimden şöyle geçiriyorum. Şu insanoğlu ara sıra hayatın bu harala gürelesinden kendisini kurtarıp biraz hayvan davranışlarını gözlemlese, ibret alır mı acaba diyeceğim. Ama söylemeye dilim varmıyor işte.


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00