BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 25.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
197
Dün
:
4601
Toplam
:
13190717
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Ana, evlat sevgisi
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yıl; 1989. Yer; Balıkesir/Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesi. Mahkeme Hâkimi, Nazan Gürçağlayan. Dava konusu; Bir dananın geri alınma talebi.

Bir köylünün buzağısı her nasılsa merada otlarken çobanların dikkatsizliği yüzünden kayboluyor. Yakındaki bir başka köyde yaşayan bir başka köylü bu buzağıyı buluyor, kendi ineğinin yanına katıyor bakıp, besliyor. Aradan geçen 7-8 ay içinde buzağı büyüyüp dana oluyor ve bu köylü tarafından Burhaniye hayvan pazarında satışa çıkarılıyor. Tesadüfe bakın ki dananın ilk sahibi de hayvan almak için pazara geliyor. Danayı görüp tanıyor. Büyüten köylüye bu dananın kendisine ait olduğunu, buzağı iken kaybolduğunu söyleyerek geri vermesini istiyor. Köylüden ret cevabı alınca da dananın kendisine iade edilmesi için Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesine dava açıyor. Hâkim hanım, gerek iki mal sahibinin, gerekse şahit olarak gösterilen köylülerin ifadelerinden dananın tanınmasına yarayacak ve kendisini tatmin edecek çok belirgin bir işaret tespit edemiyor, dava uzayıp gidiyor. Bir gece evde otururken aklına şöyle bir çözüm geliyor. Dana’yı bulup büyüten köylünün köyünde bir keşif yapacak. Dananın davranışlarını gözlemleyecek. Son celsede bu yönde karar alıp tespit edilen tarihte bu köylünün köyünde danayı serbest bıraktırıyor. Önde Hâkim Hanım, yanında kâtibi ve mübaşiri, arkasında bilirkişi, daha arkada dananın sahipleri ve Avukatları, onlarında arkasında köylüler olmak üzere büyükçe bir gurup, bir Kemal Sunal filmi gibi dana’yı adım, adım takip ediyorlar. Dana biraz sağda solda duvar diplerinde kalan birkaç tutam otları yedikten sonra yavaş, yavaş ahırının yolunu tutuyor ve içeri giriyor. Tabi bütün bu yaşananlar da tüm ayrıntıları ile zapta geçiriliyor. Geçiriliyor ama bu seferde dananın ilk sahibi ben de köyümde de keşif isterim diyor. Yine tespit edilen bir tarihte öbür köyde de aynı olay tekrarlanıyor. Dana bu sefer biraz tedirgin, ama yine de etraftaki otları yedikten sonra öbür köydekinden biraz daha uzun bir zaman diliminde yavaş, yavaş ve ara, ara da etrafı koklayarak sokak aralarından geçip eski ahırını buluyor hızla ona doğru gidiyor içeri giriyor. İzleyenlerde aynı hızla ahıra geliyorlar. İçerdeki manzara başta Hâkim Hanım olmak üzere olaya şahit olanları o kadar etkiliyor ki gözyaşlarını tutamıyorlar. Dana ile annesi birbirlerine kavuşunca öyle bir koklaşıp birlerine öyle bir sokuluyorlar ki Hâkim Hanım bu manzarayı, adeta bir birlerine yapıştılar diye tarif ediyor. Sahipleri iki hayvanı birbirlerinden ayırmak isteyince inek yavrusundan ayrılmamak için bağlı olduğu ipini koparmak istercesine çabalıyor. Bu olay da yine tüm ayrıntıları ile zapta geçiriliyor. Bu seferde bakıp besleyen köylü itiraz ediyor ve asıl anasının kendi ineği olduğunu ve bu uygulamanın tekrar kendi köyünde de yapılmasını istiyor. Bu talep üzerine Hâkim Hanım daha değişik bir deneme yapmak istiyor. Üçüncü bir keşfe karar veriyor. Bu seferki uygulama köylerde değil Burhaniye’de yapılacak. Her iki inek ve dana Burhaniye ye getirtiliyor. Bir meydanda serbest bırakılıyorlar. Dana asıl annesini görünce hızla hemen onun yanına doğru gidiyor. Analık olan inek de onlara doğru geliyor. Üçü bir araya geldiklerinde dana, başı ile analık ineği itip yanlarından uzaklaştırmak istiyor. Ve karar. Dananın ilk sahibine iadesi oluyor, Yargıtay da kararı yerinde bulup onaylıyor.

İkinci olayımız Kilis’in bir köyünde cereyan ediyor. Boşanmak üzere olan genç karı koca mal paylaşımı için tespit istiyor. Kilis Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi Nazan Gürçağlayan tesbit için köye gidiyor. Gelin kucağında bebesi ile hangi eşyayı gösterirse Hâkim Hanım Traktörün römorkuna yükletiyor. Gelin, bir kenarda duran beşik ve üzerindeki yatak yorganı da işaret ediyor. Kayınvalide ve görümce beşiği vermek istemiyor itiraz ediyorlar. Hâkim hanım onlara “Beşiksiz bebek mi olurmuş, elbette beşikte gidecek alın bunu da” diyor ve öyle yapılıyor. Yükleme işi bittikten sonra kız tarafı römork’a binip oradan ayrılacağı esnada gelin bebeği görümcesinin kucağına veriyor. Hâkim Hanım şaşırıyor. Geline soruyor “bebeği neden görümcene verdin”.Gelin gayet pişkin cevap veriyor. “Ben bebeği babamın evimden getirmedim ki”.Hâkim Hanım çok sinirleniyor. “Madem öyle bebek yok, o zaman beşikte yok” diyerek beşiği ve içindeki yatak yorganı indirtiyor. Şimdi, affınıza sığınarak içimden şöyle geçiriyorum. Şu insanoğlu ara sıra hayatın bu harala gürelesinden kendisini kurtarıp biraz hayvan davranışlarını gözlemlese, ibret alır mı acaba diyeceğim. Ama söylemeye dilim varmıyor işte.


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00