BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
210
Dün
:
4820
Toplam
:
13465210
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Ana, evlat sevgisi
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yıl; 1989. Yer; Balıkesir/Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesi. Mahkeme Hâkimi, Nazan Gürçağlayan. Dava konusu; Bir dananın geri alınma talebi.

Bir köylünün buzağısı her nasılsa merada otlarken çobanların dikkatsizliği yüzünden kayboluyor. Yakındaki bir başka köyde yaşayan bir başka köylü bu buzağıyı buluyor, kendi ineğinin yanına katıyor bakıp, besliyor. Aradan geçen 7-8 ay içinde buzağı büyüyüp dana oluyor ve bu köylü tarafından Burhaniye hayvan pazarında satışa çıkarılıyor. Tesadüfe bakın ki dananın ilk sahibi de hayvan almak için pazara geliyor. Danayı görüp tanıyor. Büyüten köylüye bu dananın kendisine ait olduğunu, buzağı iken kaybolduğunu söyleyerek geri vermesini istiyor. Köylüden ret cevabı alınca da dananın kendisine iade edilmesi için Burhaniye Sulh Hukuk Mahkemesine dava açıyor. Hâkim hanım, gerek iki mal sahibinin, gerekse şahit olarak gösterilen köylülerin ifadelerinden dananın tanınmasına yarayacak ve kendisini tatmin edecek çok belirgin bir işaret tespit edemiyor, dava uzayıp gidiyor. Bir gece evde otururken aklına şöyle bir çözüm geliyor. Dana’yı bulup büyüten köylünün köyünde bir keşif yapacak. Dananın davranışlarını gözlemleyecek. Son celsede bu yönde karar alıp tespit edilen tarihte bu köylünün köyünde danayı serbest bıraktırıyor. Önde Hâkim Hanım, yanında kâtibi ve mübaşiri, arkasında bilirkişi, daha arkada dananın sahipleri ve Avukatları, onlarında arkasında köylüler olmak üzere büyükçe bir gurup, bir Kemal Sunal filmi gibi dana’yı adım, adım takip ediyorlar. Dana biraz sağda solda duvar diplerinde kalan birkaç tutam otları yedikten sonra yavaş, yavaş ahırının yolunu tutuyor ve içeri giriyor. Tabi bütün bu yaşananlar da tüm ayrıntıları ile zapta geçiriliyor. Geçiriliyor ama bu seferde dananın ilk sahibi ben de köyümde de keşif isterim diyor. Yine tespit edilen bir tarihte öbür köyde de aynı olay tekrarlanıyor. Dana bu sefer biraz tedirgin, ama yine de etraftaki otları yedikten sonra öbür köydekinden biraz daha uzun bir zaman diliminde yavaş, yavaş ve ara, ara da etrafı koklayarak sokak aralarından geçip eski ahırını buluyor hızla ona doğru gidiyor içeri giriyor. İzleyenlerde aynı hızla ahıra geliyorlar. İçerdeki manzara başta Hâkim Hanım olmak üzere olaya şahit olanları o kadar etkiliyor ki gözyaşlarını tutamıyorlar. Dana ile annesi birbirlerine kavuşunca öyle bir koklaşıp birlerine öyle bir sokuluyorlar ki Hâkim Hanım bu manzarayı, adeta bir birlerine yapıştılar diye tarif ediyor. Sahipleri iki hayvanı birbirlerinden ayırmak isteyince inek yavrusundan ayrılmamak için bağlı olduğu ipini koparmak istercesine çabalıyor. Bu olay da yine tüm ayrıntıları ile zapta geçiriliyor. Bu seferde bakıp besleyen köylü itiraz ediyor ve asıl anasının kendi ineği olduğunu ve bu uygulamanın tekrar kendi köyünde de yapılmasını istiyor. Bu talep üzerine Hâkim Hanım daha değişik bir deneme yapmak istiyor. Üçüncü bir keşfe karar veriyor. Bu seferki uygulama köylerde değil Burhaniye’de yapılacak. Her iki inek ve dana Burhaniye ye getirtiliyor. Bir meydanda serbest bırakılıyorlar. Dana asıl annesini görünce hızla hemen onun yanına doğru gidiyor. Analık olan inek de onlara doğru geliyor. Üçü bir araya geldiklerinde dana, başı ile analık ineği itip yanlarından uzaklaştırmak istiyor. Ve karar. Dananın ilk sahibine iadesi oluyor, Yargıtay da kararı yerinde bulup onaylıyor.

İkinci olayımız Kilis’in bir köyünde cereyan ediyor. Boşanmak üzere olan genç karı koca mal paylaşımı için tespit istiyor. Kilis Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimi Nazan Gürçağlayan tesbit için köye gidiyor. Gelin kucağında bebesi ile hangi eşyayı gösterirse Hâkim Hanım Traktörün römorkuna yükletiyor. Gelin, bir kenarda duran beşik ve üzerindeki yatak yorganı da işaret ediyor. Kayınvalide ve görümce beşiği vermek istemiyor itiraz ediyorlar. Hâkim hanım onlara “Beşiksiz bebek mi olurmuş, elbette beşikte gidecek alın bunu da” diyor ve öyle yapılıyor. Yükleme işi bittikten sonra kız tarafı römork’a binip oradan ayrılacağı esnada gelin bebeği görümcesinin kucağına veriyor. Hâkim Hanım şaşırıyor. Geline soruyor “bebeği neden görümcene verdin”.Gelin gayet pişkin cevap veriyor. “Ben bebeği babamın evimden getirmedim ki”.Hâkim Hanım çok sinirleniyor. “Madem öyle bebek yok, o zaman beşikte yok” diyerek beşiği ve içindeki yatak yorganı indirtiyor. Şimdi, affınıza sığınarak içimden şöyle geçiriyorum. Şu insanoğlu ara sıra hayatın bu harala gürelesinden kendisini kurtarıp biraz hayvan davranışlarını gözlemlese, ibret alır mı acaba diyeceğim. Ama söylemeye dilim varmıyor işte.


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00