BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 20.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
201
Dün
:
4601
Toplam
:
13179635
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
29 Aralık 1921
capanoglukadir@yahoo.com.tr
29 Aralık 1921 tarihi, İsmet Paşa'nın komutası altına girmeyi kabul etmeyen Çerkez Ethem’in, Kütahya'da Milli Kuvvetlere saldırısı ile başlayan acı sürecin sonunda Yunanistan’a sığındığı gündür. Ethem ve ailesi 1860’ larda Kafkaslardan Anadolu’ya sürgün gelmelerine karşın; Bandırma ve Manyas’a yerleşmiş orada çok geniş arazilere, çiftliklere ve değirmenlere sahip olmuşlardır. Çerkez ailenin üç çocuğundan en küçüğü olan Ethem, Birinci Dünya Savaşı sırasında orduya katılmış ve ancak başçavuşluğa kadar yükselebilmişti. Mondros Mütarekesinden sonra köyüne dönen Ethem'in ağabeyleri Tevfik ve Reşit de orduda subaydılar. Yunan işgalinin ardından hareketlenen Ethem, önce İttihatçı İzmir valisi Rahmi Beyin 8 yaşındaki oğlu Alpaslan’ı kaçırarak o zamanın parası ile 53 bin lira fidye almıştır. Rahmi bey bu kadar büyük bir meblağı ödeyebilmek için neyi var neyi yoksa satmış bu yüzden eşi hastalanarak yatağa düşmüştür. Bununla da kalmamış, İzmir ve civarında birçok çiftliği gasp etmiştir. Daha sonra da civardan 300 kişilik bir müfreze örgütleyerek Yunan kuvvetlerine karşı mücadeleye girişmişti. Salihli cephesinde Yunan askeri birliklerine karşı düzenlediği gerilla saldırılarıyla kısa sürede ünlenen Çerkez Ethem'in emrindeki kuvvetlerin sayısı da giderek artacak ve süreç içinde Kütahya ve havalisine egemen duruma gelirken "Kuvvayı Seyyare Umum Kumandanı" olacaktır.Milli Mücadelede ki bu büyük başarılarına rağmen Ethem ve hempaları bir taraftan Yunan kuvvetleri ile çarpışırken bir taraftan da Ege bölgesinde tam bir vahşet ve açgözlülükle yağmacılık yapmış, hatta bu nedenle kendisi gibi davranan bazı şahıslarla da aralarında paylaşım sorunları çıkmıştır. Bu sorunlar öylesine büyüktür ki, yağmanın paylaşımını çözmek için araya Çerkez asıllı paşalar bile girmek zorunda kalmıştır. Ethem ve hempalarının Bursa’da yaptığı talanları Bursa belediyesi ve valilik, halka 180 bin lira ödeyerek tazmin etmeye çalışmıştır. Nitekim Bir görüşmeleri sırasında Çerkez Etem ve kardeşi Reşit Bey ile İsmet Paşa arasında şu tarihi konuşma geçer: İnönü Reşit Bey’e soruyor: ‘’Ben askerime bulgur pilavı, hoşaf ancak veriyorum. Maaş da veremiyorum. Sizler bu süvarileri, nasıl besliyorsunuz bu yeni silahları nereden temin ediyorsunuz ve askerlerinize iyi maaş verdiğiniz için askerleriniz Etem Bey’i seviyorlar. Bu nasıl oluyor’’. diye sorduğunda Reşit Bey şu cevabı veriyor: “Biz adamlarımızı şöyle toplarız. Suç işlemiş, kelle almışları buluruz. Bizim için bir suç daha işletir tamamen kendimize bağlarız. İyi yedirir, iyi giydiririz, iyi silah veririz. At verir, iyi para veririz ve biz adamlarımızı hep hapishanelerden toplarız.” 1920 yılı Haziran ayında Çerkez Ethem ve kuvvetlerine Yozgat yolları görünür. Çünkü zamanın Yozgat Müftüsü’nün tahrikleri ile Kılıç Ali’nin tutarsız ve basiretsiz davranışları. Yozgat’ta yeni, yeni söz sahibi olmaya başlayan bazı ailelerin fitne ve fesatlıkları neticesi Ankara ile gerekli iletişimi sağlayamayan Çapanoğlu beyleri, içinde bulundukları durumu da kavrayamamaları sonucu bir başkaldırıya adeta sürüklenmişlerdi. İki tarafa da asılsız laf getirip götürenler, kışkırtanlar, bölücü fitne takımı, Çapanoğullarının hep "isyan edecekleri" tezini, Ankara Hükümeti nezdinde işlediler. Çapanoğulları ailesi yalnız bırakılarak, bir isyana adeta itildiler.Yozgat'ta isyan eden Çapanoğulları şehri ele geçirmişti ve kendilerine yeni katılanlarla hareket bölgede yayılıyordu. Yozgat, Çorum, Amasya, Zile, Yıldızeli, Tokat, Niksar, Çamlıbel, Akdağmadeni, Boğazlıyan vs. bölgeleri tamamen ele geçirilmiş, Ankara hükümetinin gönderdiği kuvvetler başarılı olamamıştır. Batı Cephesi’nden isyanı bastırmak üzere Yozgat’a yönlendirilen Çerkez Ethem, doksan yaylı araba, yetmiş subay, ikibin yüz piyade, bin üçyüz atlı asker,bir sahra topu, dört dağ topu ve sekiz makineli tüfekten oluşan büyük bir kuvvetle Yozgat’a girer. Çerkez Ethem bu başkaldırıya çok kanlı bir şekilde son vermiştir. Çünkü Ankara’da kendisine anlatılanlardan Çapanoğullarının öbür ayaklanış bölgelerinde gördüğü ayaklanıcılardan daha güçlü ve bölgede hatırı sayılır bir durumda olduklarını anlamıştı. Kanun yok, adalet yok. İsmail Hakkı isminde Ethem’in müfrezesinden birisi Divan-ı Harp Reisi. sathi bir malumatla seri halinde idamlar gündüz birbirini kovalıyor, Bu hınç ile Yozgat’ı iki defa bir ilk geldiğinde birde Alaca’dan dönerken yağmalatmış bütün konakları yaktırmış. Yüklü bir servet ile Ankara’ya dönmüştür. Çapanoğullarını ve diğer isyancı beyleri takip için gittiği Alaca’dan Yozgat’a, Yozgat’tan Ankara’ya kadar yolu üzerinde ne kadar köy varsa parası, pulu mücevheratı silahı, koyun sürüleri ve atlarına el koymuş sürüp Ankara’ya getirmiştir. Öyle ki, Ethem’in hempaları yıllarca Yozgat’tan ve yoldan yağmaladıkları bu malları Ankara’daki Hergele meydanında ve panayırlarda satarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Ethem bir sohbetinde “Yozgat, Yozgat değil içi altın dolu vadi imiş” demiştir.Bu yağmalar Mustafa Kemal’i de çok üzmüş bu konuda bir tamim yayınlayarak bir nevi özür dileyip zarar görenlerin malları tazmin edilecektir demiştir. Milli kuvvetlerin Gediz yenilgisinden sonra M. Kemal Paşa’nın düzenli ordu kurulmasını hızlandırmak için İsmet Bey’i Cephe Komutanlığı’na ataması Ethem ve kardeşleri tarafından beğenilmedi. Ethem ve kardeşleri Kuva-yı Seyyare’nin Düzenli Ordu birliklerine katılmasını kabul etmiyorlardı. Tevfik Bey, İsmet Bey’e yolladığı yazıda “Kuva-yı Seyyare, ne bir tümen, ne de muntazam bir kuvvet haline getirilemez. Kuva-yi Seyyare’nin gelişi güzel idare edilmesi gereklidir.” sözleriyle açıkça belirtti. Diğer yandan M. Kemal’e çektiği telgrafla da, İsmet Bey’in Cephe Komutanlığını idare edemeyeceğini ileri sürerek, bundan böyle kendisini komutan olarak tanımayacağını bildirdi. Ethem ve kardeşleri, Düzenli Ordu’nun değil emrine girmeyi kabul etmek, düzenli ordunun varlığına bile karşıydılar. Mustafa Kemal ile Çerkez Ethem arasında başlayan güvensizlik Yozgat Başkaldırısı sırasında had safhaya çıkmıştı. Yozgat ayaklanmasını bastırmakla meşgul olduğu sırada, Ankara Hükümeti’nin görevlendirdiği Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey’i Çapanoğullarına yumuşak davrandığı gerekçesiyle, yargılamak için Yozgat’a çağırması,Mustafa Kemal’in bunu kabul etmemesi üzerine hükümetle ilişkileri bozuldu. Çok sinirlendiği bir gün “Ankaraya döndüğümde Mustafa Kemali meclisin önünde asacağım” demiştir. Gerginlik daha Çerkez Ethemin Ankara’ya çağrıldığı günlerde başlamıştı. Çapanoğlu başkaldırısı için Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak Paşa ve İsmet paşa ile birlikte yapıkları toplantıda hakarete varan bir uslupla şöyle demişti “Hayret ediyorum, Sivasta Heyeti Temsiliye, Ankara’da Büyük Millet Meclisi olarak teşekkül ve içtima edeli, bir seneyi geçtiği halde, bu müddet zarfında koca Anadolu da harekâtı milliyemiz namına neden esaslıca bir hareket görülmedi ve niçin, merkezinizi takviye eylemediniz ve sonra mühim ve esas olan cephelere ait şimdiye kadar bir eseri himmet ve mukavemetinize dahi şahit olmadık desem itiraf buyurulur zannederim. Nihayet bizleri düşman cephesinden,gerilere ayırmaya ve gerilerde size düşen vazifelerle bizi işgal ve eşkale mecbur bıraktınız.Şimdi görüyor ve itiraf buyuruyorsunuz.Orta Anadolu’da bir köşede,hiçbir ecnebi ve İstanbul hükümeti ile İrtibatı kalmayan Yozgat olayını söndürmekten acizsiniz, anladığım şudur ki, başlangıçtan beri hâlâ vaziyeti kavrayamadınız veyahut şahsi ve daha önemsiz işlerle meşgul oluyorsunuz,belki de Heyeti Temsiliye ve Ankara Hükümeti namına yaptığınız tamimler,tebliğler,konferanslarla her şey olup bitti sandınız ve aldandınız af buyurunuz bu sitemden muradım bu gafletinizin tekrar etmemesini temenni içindir’’

Bu sözlerle, Çapanoğullarını Padişahçı ve ecnebilerden yardım almış gibi yazan bazı yanlı tarihçiler ile yazarların yüzlerine şamar gibi inen bir mesaj da vermiş oluyordu. Tevfik Bey cephede gerekli kuvvet toplarken, Ethem ve Reşit Beyler de Ankara’da siyasi ortam hazırlıyorlardı. Ethem’in büyük ağabeyi Çerkez Reşit,bizzat TBMM ve Mustafa Kemal Paşa’nın huzurunda düşüncelerini şu şekilde açıklamaktan da çekinmemiştir.“….Bizim için hayatımız,onurumuz ve çıkarlarımız,bu milletin,bu vatanın hayat ve çıkarlarından yüksektir.Biz İzmir ve dolaylarında geniş araziye,çiftliklere ve servete sahibiz; size iştirak etmekle büyük işler,büyük fedakarlıklar yaptık Yunanlılarla beraber kalabilirdik ve Venizelos ile ben diz dize oturabilirdim” Ne vahim ve talihsiz bir konuşma. M. Kemal Paşa, Ethem ve kardeşlerini ikna etmek için bütün iyi niyetiyle çalıştı.Yine de son sözü söylemeden önce uzlaşma yollarını zorladı. Ethem’i ikna ederek Reşit Bey ile birlikte Eskişehir’e İsmet Bey’le görüşmeye gittiler. Fakat Ethem Bey Eskişehir’de ortadan kayboldu. M. Kemal Paşa Ethem’i sorunca, Reşit Bey; “Ethem Bey bu dakikada kuvvetlerinin başındadır” yanıtını verdi. Reşit Bey’in bu tehdit dolu sözleri karşısında M. Kemal’in tutumu değişti ve “Bu dakikaya kadar sizinle eski bir arkadaşınız sıfatıyla ve sizin lehinizde bir sonuca ulaşmak samimi duygusuyla görüşüyordum. Bu dakikadan itibaren arkadaşlık ve özele ait durumum sona ermiştir. Şimdi karşınızda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve Hükümeti’nin Reisi bulunmaktadır. Devlet Reisi sıfatıyla, Batı Cephesi Kumandanı’na durum neyi gerektiriyorsa, yetkilerini kullanmayı emrediyorum” diyerek İsmet Bey’e gereken emri verdi. 2 Ocak 192l tarihinde Bakanlar Kurulu, Ethem ve kardeşlerine, komutadan çekilirlerse af edileceklerini bildirdi. Fakat Ethem 3 Ocak 1921’de Yunanlılarla anlaşmak için bir adamını yolladı. Arkadan da Reşit Bey Yunan Ordusu’na gitti. 7 Ocak’ta da Yunanlılarla protokol imzaladı. Ethem ayaklanmıştı. Artık bir tür iç savaş başlayacaktı ve bir ay kadar süren bu savaşın başlangıcında Çerkez Ethem'in kuvvetleri yaklaşık 5 bin kişi, düzenli ordu birlikleri de 15 bin kişiydi. Ethem kuvvetlerinin ihaneti ve Yunan saldırısı iç içe girmiş bir durum aldı. Ethem olayını yakından izleyen Yunanlılar 6 Ocak 1921’de İnönü Cephesi’nden taarruza geçince İsmet Bey ve Refet Bey Yunan saldırısına karşı koymak için Ethem’e karşı 1 Ocak 1921’de başlamış olan harekâta ara verdiler. Yunan Ordusu’nun saldırması ile birlikte Ethem de Milli Kuvvetlere saldırdı. 8 Ocak’ta Meclis’te savaş durumunu açıklayan M. Kemal Paşa, “Ethem, Tevfik ve Reşit Beyler” diye konuşunca, bir miletvekili “Hain deyiniz” uyarısında bulundu. Ethem kuvvetleri 13 Ocak’a kadar saldırılarını sürdürdüler. 17 Ocak’ta da Yunanlılara sığındılar. Emrindeki askeri birlikler Milli Kuvvetlere sığındığı için, Yunanlıların yanına 725 kişi gitti. Ankara İstiklal Mahkemesi, Yunanlılara sığınmış bulunan Ethem ve kardeşlerini vatana ihanet suçuyla yargılayarak 9 Mayıs 1921’de gıyaplarında idama mahkûm etti. Çeşitli çarpışmalar sonucunda Kuvvayı Seyyare yenilgiye uğradı. Ne acıdır ki, Milli mücadelenin başlangıcında çok önemli bir rol oynayan, Büyük Millet Meclisi tarafından "kahraman" ilan edilen, Yunan ordusuna karşı ilk önemli direnişi örgütleyen Çerkez Ethem için sonuçta Yunan ordusuna sığınmaktan başka çare kalmadı. Çoğunluğu Çerkezlerden oluşan kuvvetlerinin yarısına yakınıyla birlikte 26 Ocak 1921'de Yunanlılara teslim olurken, diğer yarısı ise Ankara'nın çağrısına olumlu yanıt vererek düzenli ordunun saflarına katıldı. Nazım Hikmet 'Kuvayı Milliye Destanı'nda; "Ve 29 Aralık Kütahya/ 4 top/ ve 1800 atlı bir ihanet/ yani Çerkez Ethem/ bir gece vakti/ kilim ve halı yüklü katırları/ koyun ve sığır sürülerini önüne katıp/ düşmana geçti/ Yürekleri karanlık/ kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü/ atları ve kendileri semizdiler.../ Ateşi ve ihaneti gördük" diye yazacaktır.1938 yılında çıkarılan affa rağmen yurda dönmemiş 1950 yılında Amman’da vefat etmiştir. Bir sohbetinde şöyle söyleyecektir “Çok hatalarım olmuştur, ama asla vatan haini olmadım”...

23.12.2011


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00