BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 24.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
179
Dün
:
4820
Toplam
:
13465210
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Kadınlarımız
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Geçenlerde sevdiğimiz dostlarımızla bir aile toplantısında söz seyahatlerden açıldı. İnebolulu olan bir dostumuz. Fırsat olsa da hep birlikte bir İnebolu seyahati yapsak dedi. Biz iki Karadeniz gezimizde de İnebolu ya gitmiş, Kurtuluş savası sırasında silah taşıyan takaların yanaştığı eski limanı ve arkasında ki eskiyip yıkılmasına ramak kalan ve Genel Kurmay tarafından restore ettirilen Türk Ocağı binasını huşu içinde gezmiştik. Sohbetimiz sırasında gördüm ki dostlarımızın İnebolu limanı ve kağnı kolları hakkında pek fazla bilgileri yok. Hâlbuki kağnı kolları kurtuluş savaşındaki Türk kadınının eşsiz rolünü, cesaretini, vatan sevgisini anlatan çok önemli bir organizasyondu. 5 Aralık Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesinin 77. yıldönümü idi. Atatürk 1934 yılında bu yasayı çıkartmıştı. Ama bundan da önce 1930 yılında belediye seçimlerine katılma hakkı, 1933 yılında muhtarlık seçimlerine katılma hakkı, 1934 yılında milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi. Siyasal haklar Türk kadınına birçok Avrupa ülkesinden çok önce verilmiştir. İşte bizim kadınlarımız.

Kadınlarımız, kurtuluş savaşında hem cephede bizzat çarpışmış hem cephe gerisinde yaralı askerlerimizin tedavileri ile ilgilenmiş hem de evlerinde ördükleri eldiven kazak çorap gibi giysileri ile cephedeki askerlerimizin ihtiyaçlarını gidermeye çalışmışlardı. Milli Savunma bakanlığı tarafından yapılan bir araştırmaya göre Milli mücadele sırasında cephede savaşan kadınlarımızdan altmış ikisi cephe de şehit olmuştu. Çankırılı Yusuf kızı Emine, Adanalı Ayşe, Amasyalı Adil kızı Zeynep, Erzincanlı Osman kızı Emine, Gaziantepli Güldane şehit olan hanımlarımızdan bazıları. Bazıları top mermisi ile bazıları vurularak,bazıları da yaralı olarak getirildikleri hastanede şehit olmuşlardı.İnönü Muharebelerine iştirak etmiş bazı hanımlarımızda gösterdikleri yüksek muvaffakiyet sayesinde istiklal madalyasına layık görülürler.Bunlarda Ali kızı Halime,Kara Osman kızı Fatma,Besim kızı Şükriye,Musa kızı Fatma,Veli Onbaşı kızı Ayşe,Molla İbrahim kızı Fatma,Ali kızı Ayşe, Molla Hasan kızı Fatma dır. İzmirli Ayşe Hanım İzmir’in işgali üzerine Milli Mücadeleye katılır. Aydın ve ikinci İnönü muharebesinde kendini gösterir. Sakarya savaşında yaralanır. Tedavi olduktan sonra tekrar savaşa katılınca, Binbaşı rütbesi verilir. Ama bundan sonrası çok acı. Savaş bittikten sonra Ankara’ya gelir. Yolda bavulunu çaldırdığından evrakları da bavulla birlikte gitmiştir. Bu kahraman kadının okuması yazması da yoktur. Merkez Bankasında basit bir görev verilir. Kahraman kadınlardan birisi de Tayyar Rahmiye Hanımdır. Dokuzuncu Fırkanın Fransızlara karşı yürüttüğü mücadeleye kendi kurduğu müfreze ile katılır. Bir taarruz sırasında askerler biraz tereddüt geçirince öne atılır yüreklendirici sözler söyleyerek askeri canlandırır. Ateş altında kalan iki arkadaşını kurtarmak isterken şehit olur. Diğer Kahramanımız Bitlis Defterdarının hanımı. İsmi bilinmeyen bu hanım Maraş’ta Ermenilerin Müslüman kadınlara saldırdığını görünce silahına davranır akşama kadar tek başına savaşır, sekiz Ermeni’yi öldürür. Daha sonra erkek elbisesi giyerek Kuvay-ı Milliyeye katılır. Kara Fatma Hanım.1888 doğumlu olup subay olan eşi Derviş beyle birlikte Balkan savaşına katılmış, birinci dünya savaşında ailesinden katılanlarla birlikte Kafkas savaşında savaşmıştı. Eşi Ermeniler tarafından şehit edilince de yanındaki kadınlarla savaşlara katılmayı sürdürmüştü. Mustafa Kemal Paşa Erzurum’a geldiğinde onu çağırıp görüşür. O da yeni görevler ister. Oğlunun, kızının ve kardeşlerinin de bulunduğu 350 kişilik müfrezesi ile Sakarya ve Başkumandanlık muharebelerine katılır. Afyon savaşında Yunanlılara esir düşer, Kendi gayeti ile kurtulup tekrar cepheye döner. Rütbesi Üsteğmenliğe yükseltilir. Domaniç’li Habibe kadın. Habibe hanımın bir oğlu var. Oğlu hainlik edip düşmana kılavuzluk ediyor. Habibe hanım bunu haber alınca gizlice Domaniç’ten İnebolu’ya gidiyor oğlunu buluyor, tek kurşunla vurup yere serdikten sonra geldiği gibi sessizce çekip gidiyor. Gelelim kadınlardan teşkil edilen kağnı kollarına.
Kadınlar tarafından kurulan Müdafa-i Vatan cemiyeti hem cepheye gitmiş kadınların kaderleri ile ilgileniyor hem de kadınların kağnı kollarında çalışmalarını organize ediyorlardı. İstanbul da İngiliz işgali atındaki kendi cephaneliklerimizden silah ve cephane çalan karakol isimli teşkilat, bunları Laz takalarına yükleyerek düşman gemilerinin devriye gezdiği Boğazdan ve Karadeniz den kaçırıp İnebolu limanına indiriyorlardı.

Çok uzaklardaki İstanbul limanından
Kaçak asker ceketi ve silah yükleyen Laz takaları
Hürriyet ve umut, su ve rüzgardılar.

Takaların geldiğini haber alan Kahraman İnebolu halkı kadın,erkek çoluk,çocuk hemen limana iniyor gelen silah ve cephaneleri büyük bir hızla evlerine taşıyıp saklıyor sonrada kağnı kolları ile kışta, kıyamet’de yazın sıcağında Çankırı üzerinden Ankara’ya, oradan da Akşehir üstünde Afyon’a cepheye ulaştırıyorlardı.

Ve kadınlarımız birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında
Geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine

İşte bu kadınlardan birisi. Cephane yüklü kağnıyı alıyor İnebolu dan yola koyuluyor.1921 kışında bir sabah askerler, Kastamonu şehitliğinin kapısında kağnı üzerine kollarını açarak kapanmış bir kadın bulurlar. Biraz yaklaşınca donarak öldüğünü görürler. Boşlanan öküzleri tekrar kağnıya koşarken bir bebek ağlaması duyarlar. Karları süpürünce yorgan altında samana sarılmış top mermileri arasında kundağa sarılı bebeği görürler. Bir acı olayda Yozgat’ta yaşanmıştı. Yozgat mutasarrıfı Necip Bey de Çapanoğlu olayları nedeni ile Çerkez Ethem tarafından acele ile idam edilmişti. Hâlbuki Necip bey’in eşi Narsa Necip Hanım ve yardımcısı Fitnat Hanım, milli mücadelede Yozgatlı kadınların da katkıları olsun diyerek 16 Şubat 1920 tarihinde Sivas Anadolu kadınları Müdafaa-i Vatan cemiyetine bağlı Yozgat Müdafaa-i Vatan cemiyetini kurmuştu. Görevleri doğudan gelen silah ve mühimmatlar ile Yozgat halkının hazırladığı kavurma ve giyecekleri kadınların yönettiği kağnı kolları vasıtası ile Balişeyh’e kadar iletmekti. Ama ne yazık ki Çerkez Ethem, yargılamadan Necip beyi de hemen idam etmiş ve Narsa hanım genç yaşta dul kalmıştı. İşte mübarek Anadolu kadını. Atatürk,30 Mart 1923 yılında bir konuşmasında tarihe geçen şu sözleri söylemişti. “Efendiler, dünyanın hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkân yoktur. Ve dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim diyemez. Belki erkeklerimiz memleketi istila eden düşmana karşı süngüleriyle, düşmanın süngülerine göğüs germekle düşman karşısında bulundular, fakat erkeklerin teşkil ettiği ordunun zayıf kaynaklarını kadınlar işletmiştir. Memleketimizin var olma imkanını sağlayanlar kadınlarımız olmuştur ve olmaktadır. Kimse inkar edemez ki, bu harpte ve ondan evvelki harplerde milletin hayat kabiliyetini ayakta tutan hep kadınlarımızdır. Onun için hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle taziz ve takdis ederiz.

Bizim olan kadınlar, bizim kadınlarımız
Şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde
Harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
Aynı yürek ferahlığı ve aynı yorgun alışkanlık içindeydiler
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde ince boyunlu çocuklar uyuyordu
Ve ayın altında kağnılar yürüyordu
Akşehir üstünden Afyona doğru.

Anadolu’nun bu büyük ruhlu büyük duygulu asil kadınlarının aziz hatıraları önünde bende minnet ve saygı ile eğilirim. Mekânları Cennet olsun.



07.12.2011

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
TOPAL MOLLA
Tarihimizin bir yerlerinde gizlenmiş olan eşsiz bilgileri bizlere sunduğunuz için minnettarım. Hep sevgi yüklü kalın. Saygılarımla.
OĞUZ KARLI -- 16.02.2018 12:18
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00