BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
251
Dün
:
4601
Toplam
:
13183259
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan ve ipek bir halıya benzeyen bu topraklarda ozan Sümmani’nin “bilmem teceli mi, yoksa ki kader” deyişinde sorduğu gibi çok acılar yaşanmıştır. Çekilen sıkıntılar ve yaşanan acıların kimileri vakayinüvis’ler tarafından kayıt altına alınabilmişse de, kimileri de yaşayanlarla birlikte yok olmuş unutulup gitmiştir. Yazılı kaydı tutulmayan bazıları da nesilden nesil’e bir masal, bir efsane gibi aktarılıp bu günlere kadar muhafaza edilebilmiştir.

Çapanoğlu Edip Bey’in oğlu Hasan Bey’in eşi Şahinde Çapanoğlu Hanım, geçmişte yaşadığı ve şahit olduğu hadiseleri zaman, zaman anlatırdı. Şahinde Hanım, Yozgat’ta olayların yatışmasından sonra. Kılıç Ali’nin, Çapanoğullarına ait Akdağmadeni’ndeki konakların da yıkılması emrini verdiğini duyar. O sıralarda eniştesi Akif Paşa da Yozgat Belediye Başkanıdır. Konakların yıkılmasını önlemek için ikamet ettiği Akdağmadeni’ nden Yozgat’a eniştesine yardım istemeye gider. Belediye Başkanı Akif Paşa’nın çok kıskanç biri olduğunu ve Çapanoğullarını sevmediğini bildiği halde belki eniştesi kendi hatırını sayar da bir çare bulur diye düşünür. Ancak Yozgat’tan Akdağmadeni’ne eli boş döndüğünü, eniştesinin Çapanoğlu konaklarının yıkılmasına mani olmadığını, hatta göz yumduğunu ve bu konuda kendisini aldattığını söylerdi. Yine kendisi ve çocukları yaylı ile Yozgat’tan Akdağmadeni’ne dönerken, Yozgat milletvekilinin ve Akdağmadeni’ne yeni tayin edilen kaymakam’ın da başka bir yaylı ile Akdağmadeni’ne gideceklerini öğrenirler. Onlarla birlikte bir konvoy yapılır ve konvoyun korunmasını da Kılıç Ali üstlenir, ancak yolun yarısında Kılıç Ali, “aldığı bir istihbarata göre asilerin üzerine gideceğini, konvoyunda ana yoldan ayrılıp Abdurahmanlı köyü üzerinden gitmelerini’’ söyler ve konvoydan ayrılır. Yanlış istihbaratla yanlış yoldan gönderilen konvoy Abdurahmanlı köyünde çetelerin ellerine düşerler. Elebaşı olan Deli Hacı, Şahinde Hanımın Akdağlı Bahri Bey’in kız kardeşi olduğunu öğrenince. Kendisine ve yanındaki hanım akrabasına saygılı davranırsa da,“Bacı, ağabeyine söyle hanımımı serbest bıraksın yoksa evinizi, barkınızı yakarım”,diye tehdit eder. “Bu gece burada misafir kalacaksınız, hiçbir yere ayrılmayacaksınız” diye de tembih eder. Deli Hacı ve adamları, esirlerini alıp gittikten bir süre sonra adamlarından birisi tekrar köye gelerek Şahinde Hanımların köyde olup olmadıklarını kontrol eder. Adam gittikten sonra Şahinde Hanım hemen arabacıya atları koşturur ve köyden kaçarlar. Bu sırada Oluközü köyünde konvoyu bekleyen Akdağlı’lar, Milletvekili ve Kaymakamın kaçırıldığını öğrenince gönüllü bir gurup teşkil edip cesaretle asilerin peşine düşerler kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar. Deli Hacının Bahri Bey’e düşmanlığı şundan ileri geliyordu.

Mustafa Kemal Paşa tarafından Albay yetkisi ile Akdağmadeni ve çevresinin asayişini temin etmekle özel yetkili olarak görevlendirilen Akdağlı Bahri Bey, asilerle de mücadele etmektedir. Hapse atma ve mecburi iskân gibi yetkileri de vardır. Bu nedenle Deli Hacı’nın ikinci eşini Akdağ’da akrabalarının yanında gözetim altında tutmaktadır. Deli Hacı ve avenesine teslim olmaları için haber göndermiştir. Akdağmadeni’nde de asilere karşı sürekli tedbirler alınıp nöbet tutulmaktadır. İşte Deli Hacı’nın Şahinde hanımı tehdidi bu nedenledir. Daha sonra Akdağ’da nöbetlerin gevşek olduğu bir gece Deli Hacı bunu haber alıp, adamları ile Akdağmadeni’ni basarlar. Hedef Bahri Bey ve akrabalarıdır. Şahinde Hanımın evi iki katlıdır, asiler alt kat’a gazyağı döker ve ateşe verirler. Evin karşısına geçip yaylım ateşine tutarlar. Şahinde Hanım henüz küçük olan iki oğlunu önce yüklüğe saklar, kendisi de gelen mermilerden korunmaya çalışır. Evin durumunu kontrol etmek ve kıymetli takılarını kurtarmak için girdiği bir oda yanmaktadır, sonradan hatırlayabildiği gümüş kaplı aynanın yandığıdır, Takılarının olduğu gümüş çekmeceyi alır ancak dumandan bayılacakmış gibi olur ve düşer. Bir süre böyle kaldıktan sonra birden çocukları aklına gelir. Tekrar kendine bir güç gelir ve kendini toplayarak bulunduğu yerden çıkıp, çocuklarının yanına gider. Biran önce buradan kurtulmak lazım ancak nasıl olacak. Evin ön cephesinden çıkmak sürekli eve ateş edildiği için mümkün değildir. Şimdi merdivenler de tutuşmuş yanmaktadır, oradan da inmek mümkün değildir. Evin arka tarafına, bahçe tarafına geçer. Önce çekmeceyi bir bohçaya sarıp bahçeye atar, sonra yüklükten çıkardığı iki oğlundan birini bir koltuğunun altına diğerini de öbür koltuğunun altına alıp kendini bahçeye atar. Yanarak ölmekten kurtulurlar. Ev tamamen yanar hiçbir şey kalmaz. Evi yakmaya çalışan guruptan birini Bahri Beyin karşı komşusu ve akrabası olan Topal Tevfik Efendi, av tüfeği ile vurup öldürür. Çatıya döktüğü gaz yağını yakmaya çalışan Deli hacı’nın yardımcısını da Bahri Bey’in oğlu ateş ederek vurup çatıdan düşürünce, asiler paniğe kapılıp kaçarlar. Kardeşleri başka bir ev alıp Şahinde Hanımı oturturlar.

Başka bir olayı Çapanoğlu Ahmet Bey’in eşi ve Redif taburu komutanı Binbaşı Kâşif beyin kızı Feride Hanım anlatırdı. Olaylar bitmiş Çapanoğlu Beyleri Uzun Yayla(Pınarbaşı), Aziziye Çerkezlerine sığınmışlardı. Bizim bahçedeki kirazlarda yeni olmuşlardı. O hayhuy arasında farkında olamamışız birde baktım ki kiraz ağaçlarından birkaçı yerde yatıyor. Ethem’in askerleri de başına üşüşmüşler yiyorlar. Beynimden vurulmuşa döndüm. Üzüntü içinde yanlarına gidip evladım niye kestiniz bu ağaçları yazık değil mi bir ağaç nasıl büyüyor dediğimde adamlar sırıtarak biz onların ayağına mı gidecektik onlar bizim ayağımıza geldiler işte dediler. Ethem’in çeteleri, gözlerine kestirdikleri evlere girip yağmalıyorlar yükte hafif pahada ağır para edecek ne varsa alıyorlar gözlerine kestirdikleri genç kız ve hanımlara sarkıntılık ediyorlardı. Hatta bazı Ermeni kızlarına tecavüz bile etmişler şikâyet üzerine Ethem bu adamlarını da astırmıştı. Buna rağmen yinede yağmalamaya göz yumuyordu. Yozgat’ın ileri gelenleri benden rica ettiler. Ethem’le konuşmamı bu işe bir çare bulmamı istediler. Ethem’e haber saldım, buyursun haberi gelince kalkıp gittim. Giderken de elim boş gitmeyim diye evde eskiden kalma kurşungeçirmez bir yelek vardı, onu da hediye olarak götürdüm. Ben ara sıra sigara da içerdim, Ethem de bana sigara ikram etti. Ethem’e “sen askersin bende asker kızıyım, şu askerlerine engel ol evlerimize zarar veriyorlar mallarımızı yağmalıyorlar” dedim. Ethem de bir daha olmayacağına dair söz verdi. Bana çok hürmet etti çıkarken de elime bir paket tutuşturdu açtım baktım içinde yüz tane sigara olan yuvarlak bir kutuydu. Ama Ethem maalesef verdiği sözü tutmadı. Yağma ve talan yine devam etti.

İdam edilen Ceritzade Hüsnü Efendinin yengesi (Ceritzade Şükrü Efendinin eşi) Leyla Hanım anlatırdı. Çerkez Ethem’in adamları aniden eve geldiler. Çapanoğlu Muhlis Bey’in eşi olan ablam Saadet Çapanoğlu ile en küçüğü 3 yaşında olan çocuklarını ve yardımcılarını bir at arabasına koydular. Getirdikleri fayton bile değil bir at arabasıydı. Üzerlerini siyah bir örtü ile kapattılar. Öyle hoyratça davranıyorlardı ki üçü kız, biri erkek çocuklar ağlaşıyorlardı. Erkeklerimiz yoktu, hiç bir şey yapamıyor çaresizlik içinde seyrediyorduk. Canım ablacığımdan ağlaşarak ayrıldık. Aldılar götürdüler. Ertesi gün akşam tekrar getirdiler. Çocuklar da hal kalmamış perişan bir vaziyette idiler bizi görünce boynumuza sarılıp tekrar ağlamaya başladılar. Çocukların hâline yürek dayanmaz. Karınlarını doyurur doyurmaz uyudular ki sonraki gün akşama kadar. Ablam da korkudan ve üzüntüden perişan olmuştu. Biraz dinlendikten sonra anlattı. “Akşama kadar üstümüz örtülü hiç bir yeri görmeden gittik. Hava sıcak olduğundan üstümüzdeki siyah örtünün altı cehennem gibi oldu. Örtünün altında yandık kavrulduk. Çocuklar yolda susadılar, su diye tutturdular. Adamlara Allah rızası için şu çocuklar yandılar bunlara biraz su verin diye yalvardım ama vermediler. Çocuklar ağlamaya başlayınca da önce azarladılar sonra korkutmak için ellerindeki kırbaçlarla yavaşça vurdular. Bilmediğim bir köyde bir köylünün evinde bir odaya koydular. Evin kadını olduğunu tahmin ettiğim bir kadın benimle konuşmadan sadece biraz yemek ve su getirdi bırakıp çıktı. Sabah olana kadar bu odada bekledik sonra alıp getirdiler. Dönerken üstümüze örtü örtmediler Nereye götürdüklerini bilemedim ama dönerken Lisenin tarafından geldik. Tahmin ediyorum Arapseyf’den daha ilerde bir yere götürdüler.”dedi. Döndüklerinde çocuklardan Muhlise’nin ağlamaktan dili şişmişti. Zavallı kardeşim bir yıl sonra bilinmeyen bir nedenle hastalandı bir türlü düzelemedi, bir süre sonra da vefat etti.

Bu Ölüm eniştem rahmetli Çapanoğlu Muhlis beyi çok sarstı., çocuklarım üvey anne elinde büyümesin diye on yedi sene evlenmedi. Çocuklara Babaanneleri Fitnat hanım (Çapanoğlu Edip,Celal Beylerin kardeşi) baktı.

Bilmem tecelli mi, yoksa ki kader…

28.11.2011

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
PAZARCI ESNAFI
Sevgili dostum. Pazarcı esnafı da içimizden birileri. İyi huylusunun yanında, huysuzu, soysuzu da var. İdeal olanı insan ilişkilerinde seviyeli davranmak. Ama bazılarında o anlayış ne gezer. Ben de bir ufacık katkıda bulunayım izninle:
İstanbul’da bir semt pazarı. Vakit ikindi sonrası. Bir balıkçı tezgahının önü kalabalık. Balıkçı da anasının gözü. Bağırıyor sıtma görmemiş sesiyle: “Hadi, canlı canlı…Denizden yeni çıktı bunlar. Canlı canlı!”
Bir yaşlı hanım yaklaştı satıcıya:
-Yavrum, balıklar taze midir?
Balıkçı:
-Canlı canlı dedik ya hanım teyze!
Yaşlı hanım munis bir sesle:
-Yavrum, bak ben de canlıyım. Ama taze miyim?
Selam ve saygıyla aziz dostum.
Mustafa Topaloğlu -- 27.10.2017 16:23
PAZARCI ESNAFI
Sayın Çapanoğlu, Pazar alışverişleri biz hanımlar için çok önemli bir sosyal olay. Hem mutfak masrafını hem de sair ihtiyaçlarımız biraz daha ekonomik olarak halletmek için semt pazarlarından alış veriş yapmaya çalışıyoruz. Çok şükür bu güne kadar yazınızdaki gibi bir olay ile karşılaşmadım. Herkesin görgüsü, bilgisi, yetişme tarzı aynı değil. Bu yüzden de terbiyesizlik değil ama kaba davranışlar olabiliyor. Zamanla pazar yerinde efendi saygılı dürüst iyi niyetli beyleri ve hanım satıcıları tanıyor ve ahbap oluyorsunuz ve onlardan alışveriş yapmaya başlıyorsunuz. Son yıllarda pazarcı esnafı da gençleşmeye başladı. İş bulamayan gençler babalarına annelerine yardımcı oluyorlar bu da hem müşterilerin hem de satıcıların daha nazik olmasına katkı yaptı. Fiyat konusuna hiç girmeyeyim. Sanırım ne satan memnun nede alan. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 25.10.2017 10:46
CEVİZ AĞACI
Aziz dostum, Ceviz Ağacı’nı okudum. Nazım Hikmet’in “Ceviz Ağacı”nı hatırladım. Hani der ya Koca Nazım:
“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.”
Bir hikayesi var bu Ceviz Ağacı’nın. O hikayeyi “Cevizlik”te anlatacağım. Bir atasözünde de ceviz gölgesi (koz gölgesi) kız gölgesi diye vasıflandırılır. Şöyle söyler atalar: “Dut gölgesi, it gölgesi; söğüt gölgesi, yiğit gölgesi; koz gölgesi, kız gölgesi.” Yani o ağır uykular sülfür gazından ileri geliyormuş. Gaz maz salgılarmış ceviz ağacı, bilemem. Koz (ceviz) gölgesi kız gölgesidir. Atalar öyle diyor. Nokta. Bu nokta işin esprisi be canım.
Ben de Cevizlik’te ceviz bahsine bir başka pencereden bakacağım.
Selam ve saygılar efendim.

Mustafa Topaloğlu -- 13.10.2017 18:56
CEVİZ AĞACI
Sayın Çapanoğlu, okuyucularınıza verdiğiniz değerden dolayı teşekkür ediyorum. Sizleri okumak, anlamak gerçekten büyük bir ayrıcalık. Bu gazetede yazanlar, okuyanlar büyük bir aile gibi. Veya bendeniz sizin aranızda kendimi öyle hissediyorum. Bu duygunun kaynağı sizleri az çok tanıyor olmamdan veya aynı memleketin hasretiyle yaşamanın ortak noktasından da olabilir. Nede olsa aynı sulardan içtik, aynı yollardan geçtik, doğruyu, yanlışı aynı kültürün eğrilen ipinden seçtik. Bir ailede insan bir birini anlayamıyor, bir birine değer vermiyorsa o çatı altında yaşayanlar aile olamazlar. Bu bakımdan bu gazetede anlatma, anlama ve değer verme anlayışı hakim olduğu için sizleri ve biz okuyucuları aile çerçevesinde görüyorum.

Biraz bu aileden uzak kalmak zorunda kaldım. Gözlerimden rahatsızım. Bilgisayardan okumak göz sorunumu artırıyor. Hazır Bilgisayar bozulmuşken format attırmayım gözlerim dinlensin istedim. Bu süreç yaz'a tekamül ettiğinden, malum yaz sıcağı buralarda daha sıkıcı geçiyor, serin yerlere kendimizi atıyoruz. Arada bir telefondan yazılarınızı takip ediyordum fakat oradan yazı yazmak çok zor olduğundan yazamıyordum. Çok şükür gazetemizden ayrı kalacak kadar tatlı telaşeler den başka sorunumuz yok.

Yazınızda bahsettiğiniz "Ceviz ağacı" Yozgat'ın her evinin bahçesinde bulunan dede mirası ağaçlardan biriydi. Ceviz ağacının bir özelliğini duymuştum. Etrafında yaşanan önemli hadiseleri veya şahısları gövdesine fotoğraflayıp kaydedermiş. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bildiğim şu ki Yozgat'da ne bahçe kalmış nede geçmişi geleceğe taşıyan, her şeye tanıklık eden ceviz ağaçları.

Bir önceki yorumumda bahsetmiştim. Öldürdüler Yozgat'ı kaçırdılar insanları.

Selam ve saygılarımla
SUZAN -- 13.10.2017 02:58
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00