BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 10.12.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
196
Dün
:
4633
Toplam
:
14933596
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Bilmem tecelli mi yoksa ki kader...
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan ve ipek bir halıya benzeyen bu topraklarda ozan Sümmani’nin “bilmem teceli mi, yoksa ki kader” deyişinde sorduğu gibi çok acılar yaşanmıştır. Çekilen sıkıntılar ve yaşanan acıların kimileri vakayinüvis’ler tarafından kayıt altına alınabilmişse de, kimileri de yaşayanlarla birlikte yok olmuş unutulup gitmiştir. Yazılı kaydı tutulmayan bazıları da nesilden nesil’e bir masal, bir efsane gibi aktarılıp bu günlere kadar muhafaza edilebilmiştir.

Çapanoğlu Edip Bey’in oğlu Hasan Bey’in eşi Şahinde Çapanoğlu Hanım, geçmişte yaşadığı ve şahit olduğu hadiseleri zaman, zaman anlatırdı. Şahinde Hanım, Yozgat’ta olayların yatışmasından sonra. Kılıç Ali’nin, Çapanoğullarına ait Akdağmadeni’ndeki konakların da yıkılması emrini verdiğini duyar. O sıralarda eniştesi Akif Paşa da Yozgat Belediye Başkanıdır. Konakların yıkılmasını önlemek için ikamet ettiği Akdağmadeni’ nden Yozgat’a eniştesine yardım istemeye gider. Belediye Başkanı Akif Paşa’nın çok kıskanç biri olduğunu ve Çapanoğullarını sevmediğini bildiği halde belki eniştesi kendi hatırını sayar da bir çare bulur diye düşünür. Ancak Yozgat’tan Akdağmadeni’ne eli boş döndüğünü, eniştesinin Çapanoğlu konaklarının yıkılmasına mani olmadığını, hatta göz yumduğunu ve bu konuda kendisini aldattığını söylerdi. Yine kendisi ve çocukları yaylı ile Yozgat’tan Akdağmadeni’ne dönerken, Yozgat milletvekilinin ve Akdağmadeni’ne yeni tayin edilen kaymakam’ın da başka bir yaylı ile Akdağmadeni’ne gideceklerini öğrenirler. Onlarla birlikte bir konvoy yapılır ve konvoyun korunmasını da Kılıç Ali üstlenir, ancak yolun yarısında Kılıç Ali, “aldığı bir istihbarata göre asilerin üzerine gideceğini, konvoyunda ana yoldan ayrılıp Abdurahmanlı köyü üzerinden gitmelerini’’ söyler ve konvoydan ayrılır. Yanlış istihbaratla yanlış yoldan gönderilen konvoy Abdurahmanlı köyünde çetelerin ellerine düşerler. Elebaşı olan Deli Hacı, Şahinde Hanımın Akdağlı Bahri Bey’in kız kardeşi olduğunu öğrenince. Kendisine ve yanındaki hanım akrabasına saygılı davranırsa da,“Bacı, ağabeyine söyle hanımımı serbest bıraksın yoksa evinizi, barkınızı yakarım”,diye tehdit eder. “Bu gece burada misafir kalacaksınız, hiçbir yere ayrılmayacaksınız” diye de tembih eder. Deli Hacı ve adamları, esirlerini alıp gittikten bir süre sonra adamlarından birisi tekrar köye gelerek Şahinde Hanımların köyde olup olmadıklarını kontrol eder. Adam gittikten sonra Şahinde Hanım hemen arabacıya atları koşturur ve köyden kaçarlar. Bu sırada Oluközü köyünde konvoyu bekleyen Akdağlı’lar, Milletvekili ve Kaymakamın kaçırıldığını öğrenince gönüllü bir gurup teşkil edip cesaretle asilerin peşine düşerler kaymakamı ve milletvekilini kurtarırlar. Deli Hacının Bahri Bey’e düşmanlığı şundan ileri geliyordu.

Mustafa Kemal Paşa tarafından Albay yetkisi ile Akdağmadeni ve çevresinin asayişini temin etmekle özel yetkili olarak görevlendirilen Akdağlı Bahri Bey, asilerle de mücadele etmektedir. Hapse atma ve mecburi iskân gibi yetkileri de vardır. Bu nedenle Deli Hacı’nın ikinci eşini Akdağ’da akrabalarının yanında gözetim altında tutmaktadır. Deli Hacı ve avenesine teslim olmaları için haber göndermiştir. Akdağmadeni’nde de asilere karşı sürekli tedbirler alınıp nöbet tutulmaktadır. İşte Deli Hacı’nın Şahinde hanımı tehdidi bu nedenledir. Daha sonra Akdağ’da nöbetlerin gevşek olduğu bir gece Deli Hacı bunu haber alıp, adamları ile Akdağmadeni’ni basarlar. Hedef Bahri Bey ve akrabalarıdır. Şahinde Hanımın evi iki katlıdır, asiler alt kat’a gazyağı döker ve ateşe verirler. Evin karşısına geçip yaylım ateşine tutarlar. Şahinde Hanım henüz küçük olan iki oğlunu önce yüklüğe saklar, kendisi de gelen mermilerden korunmaya çalışır. Evin durumunu kontrol etmek ve kıymetli takılarını kurtarmak için girdiği bir oda yanmaktadır, sonradan hatırlayabildiği gümüş kaplı aynanın yandığıdır, Takılarının olduğu gümüş çekmeceyi alır ancak dumandan bayılacakmış gibi olur ve düşer. Bir süre böyle kaldıktan sonra birden çocukları aklına gelir. Tekrar kendine bir güç gelir ve kendini toplayarak bulunduğu yerden çıkıp, çocuklarının yanına gider. Biran önce buradan kurtulmak lazım ancak nasıl olacak. Evin ön cephesinden çıkmak sürekli eve ateş edildiği için mümkün değildir. Şimdi merdivenler de tutuşmuş yanmaktadır, oradan da inmek mümkün değildir. Evin arka tarafına, bahçe tarafına geçer. Önce çekmeceyi bir bohçaya sarıp bahçeye atar, sonra yüklükten çıkardığı iki oğlundan birini bir koltuğunun altına diğerini de öbür koltuğunun altına alıp kendini bahçeye atar. Yanarak ölmekten kurtulurlar. Ev tamamen yanar hiçbir şey kalmaz. Evi yakmaya çalışan guruptan birini Bahri Beyin karşı komşusu ve akrabası olan Topal Tevfik Efendi, av tüfeği ile vurup öldürür. Çatıya döktüğü gaz yağını yakmaya çalışan Deli hacı’nın yardımcısını da Bahri Bey’in oğlu ateş ederek vurup çatıdan düşürünce, asiler paniğe kapılıp kaçarlar. Kardeşleri başka bir ev alıp Şahinde Hanımı oturturlar.

Başka bir olayı Çapanoğlu Ahmet Bey’in eşi ve Redif taburu komutanı Binbaşı Kâşif beyin kızı Feride Hanım anlatırdı. Olaylar bitmiş Çapanoğlu Beyleri Uzun Yayla(Pınarbaşı), Aziziye Çerkezlerine sığınmışlardı. Bizim bahçedeki kirazlarda yeni olmuşlardı. O hayhuy arasında farkında olamamışız birde baktım ki kiraz ağaçlarından birkaçı yerde yatıyor. Ethem’in askerleri de başına üşüşmüşler yiyorlar. Beynimden vurulmuşa döndüm. Üzüntü içinde yanlarına gidip evladım niye kestiniz bu ağaçları yazık değil mi bir ağaç nasıl büyüyor dediğimde adamlar sırıtarak biz onların ayağına mı gidecektik onlar bizim ayağımıza geldiler işte dediler. Ethem’in çeteleri, gözlerine kestirdikleri evlere girip yağmalıyorlar yükte hafif pahada ağır para edecek ne varsa alıyorlar gözlerine kestirdikleri genç kız ve hanımlara sarkıntılık ediyorlardı. Hatta bazı Ermeni kızlarına tecavüz bile etmişler şikâyet üzerine Ethem bu adamlarını da astırmıştı. Buna rağmen yinede yağmalamaya göz yumuyordu. Yozgat’ın ileri gelenleri benden rica ettiler. Ethem’le konuşmamı bu işe bir çare bulmamı istediler. Ethem’e haber saldım, buyursun haberi gelince kalkıp gittim. Giderken de elim boş gitmeyim diye evde eskiden kalma kurşungeçirmez bir yelek vardı, onu da hediye olarak götürdüm. Ben ara sıra sigara da içerdim, Ethem de bana sigara ikram etti. Ethem’e “sen askersin bende asker kızıyım, şu askerlerine engel ol evlerimize zarar veriyorlar mallarımızı yağmalıyorlar” dedim. Ethem de bir daha olmayacağına dair söz verdi. Bana çok hürmet etti çıkarken de elime bir paket tutuşturdu açtım baktım içinde yüz tane sigara olan yuvarlak bir kutuydu. Ama Ethem maalesef verdiği sözü tutmadı. Yağma ve talan yine devam etti.

İdam edilen Ceritzade Hüsnü Efendinin yengesi (Ceritzade Şükrü Efendinin eşi) Leyla Hanım anlatırdı. Çerkez Ethem’in adamları aniden eve geldiler. Çapanoğlu Muhlis Bey’in eşi olan ablam Saadet Çapanoğlu ile en küçüğü 3 yaşında olan çocuklarını ve yardımcılarını bir at arabasına koydular. Getirdikleri fayton bile değil bir at arabasıydı. Üzerlerini siyah bir örtü ile kapattılar. Öyle hoyratça davranıyorlardı ki üçü kız, biri erkek çocuklar ağlaşıyorlardı. Erkeklerimiz yoktu, hiç bir şey yapamıyor çaresizlik içinde seyrediyorduk. Canım ablacığımdan ağlaşarak ayrıldık. Aldılar götürdüler. Ertesi gün akşam tekrar getirdiler. Çocuklar da hal kalmamış perişan bir vaziyette idiler bizi görünce boynumuza sarılıp tekrar ağlamaya başladılar. Çocukların hâline yürek dayanmaz. Karınlarını doyurur doyurmaz uyudular ki sonraki gün akşama kadar. Ablam da korkudan ve üzüntüden perişan olmuştu. Biraz dinlendikten sonra anlattı. “Akşama kadar üstümüz örtülü hiç bir yeri görmeden gittik. Hava sıcak olduğundan üstümüzdeki siyah örtünün altı cehennem gibi oldu. Örtünün altında yandık kavrulduk. Çocuklar yolda susadılar, su diye tutturdular. Adamlara Allah rızası için şu çocuklar yandılar bunlara biraz su verin diye yalvardım ama vermediler. Çocuklar ağlamaya başlayınca da önce azarladılar sonra korkutmak için ellerindeki kırbaçlarla yavaşça vurdular. Bilmediğim bir köyde bir köylünün evinde bir odaya koydular. Evin kadını olduğunu tahmin ettiğim bir kadın benimle konuşmadan sadece biraz yemek ve su getirdi bırakıp çıktı. Sabah olana kadar bu odada bekledik sonra alıp getirdiler. Dönerken üstümüze örtü örtmediler Nereye götürdüklerini bilemedim ama dönerken Lisenin tarafından geldik. Tahmin ediyorum Arapseyf’den daha ilerde bir yere götürdüler.”dedi. Döndüklerinde çocuklardan Muhlise’nin ağlamaktan dili şişmişti. Zavallı kardeşim bir yıl sonra bilinmeyen bir nedenle hastalandı bir türlü düzelemedi, bir süre sonra da vefat etti.

Bu Ölüm eniştem rahmetli Çapanoğlu Muhlis beyi çok sarstı., çocuklarım üvey anne elinde büyümesin diye on yedi sene evlenmedi. Çocuklara Babaanneleri Fitnat hanım (Çapanoğlu Edip,Celal Beylerin kardeşi) baktı.

Bilmem tecelli mi, yoksa ki kader…

28.11.2011

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ÇAPANOĞULLARI HADİSESİ BİR İSYANMIDIR? - 1 -
Yorumunuz sevgili a.kadir bey yerköy derebağı köylüyüm.tel.0 535 967 57 11.yozgat günleri ankara da Siyami YOZGAT ın yazdığı USAT romanı hakkında düşüncelerinizi rica ediyorum.okudum.şu sira tekrar okuyorum.selamlar
Ünal dursun -- 07.12.2018 23:57
NE ÇORBAYMIŞ BE!
Değerli dostum,
Çorba hakikaten yediden yetmişe herkes için çok değerli bir yiyecek. Teşekkür ediyorum. Bizim Köyden İnsan Manzaraları-1’i okumuşsunuz. Yorumlamışsınız. Varlığınız daim ola.
Kısacık bir ekleme yapmak isterim yine “çorba”ya dair. Bizim gibi çorba severin biri az kalsın yuvasını bozuyormuş. Bu çorba yüzünden canım. Şöyle olmuş: Adam eşinden her gün çorba istiyor. Çorbasız sofraya oturmuyor. Bir gün böyle, beş gün böyle… Kadıncağız usanmış. Bir gün tasını tarağını toplamış. Demiş ki kocasına:
-Ben anneme gidiyorum. Ne halin varsa gör!
Adam mutfak işinden pek anlamıyor. Yalvarır bir sesle:
-Hanım, çorba pişir de öyle git bari, deyip boynunu bükmüş. Kadıncağız hanımlığını yapmış. Annesine gitmekten vaz geçmiş.
İşte böyle aziz dostum. Selam ve saygıyla.
Mustafa Topaloğlu -- 07.12.2018 23:48
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın M. Kılıcaslan, lütfen capanoglukadir@yahoo.com.tr adresimden mail göndererek ya da Yozgat Gazetesinden telefonumu alarak bana ulaşınız. Selamlar.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 30.11.2018 10:45
Bir yiğit beyzade, Çapanoğlu Halit bey
Merhaba , bende Çapanoğlu torunuyum ama tam hikayeyi bilmiyorum, Babannem zamanında bahsederdi bir süredir aklını yitirmişti ama geçmişi iyi hatırlıyor ara ara diyordu oda yeni rahmetli oldu 76 yaşında, bildiğim kadarıyla arap seyfi alaca köyündendi babası Mehmet Celal Çapanoğluymuş annesi İkbal Arslan çerkes kızıydı. Abisi de vardı Aydın oda vefaat etti genç yaşt pek bilmiyorum. Babası genç yaşta aklını kaybetmiş at çiftlikleri felan varmış zamanında birşeyler olmuş almışlar ellerinden , babasının mezarını bilmiyordu. Sadece İstanbul da vefaat etti kimsesizler mezarlığına gömülmüş sanırım. Dediğim gibi yarım yamalak bir hikaye yeni toprağa verdik üzgünüz ve merak ediyorum belki bir bileni vardır. Hayatı kısa sürede olsa yozgatta devam etmiş dayısı komsermiş babası vefaat edince yozgata dönmüşler bir köy adı veriyordu ama unuttum orada dayısı komsermiş karakolun karşısındaki evde kalırlarmış Çerkes kızı dediğim ikbal annem de bildiğim kadarıyla ceritmiş. Celal dedemin tek bir resmi mevcut ama dediğim gibi bilgiler yarım belki bir bilen vardır.
M.Kılıçaslan -- 28.11.2018 20:28
BİZ NELER GÖRDÜK
Bu yazını, en iyi üniversitelerin malzeme ve metalurji mühendisliği mezunu çocuklar bile yazamaz Ağabey, kutlarım seni, de niye mühendis olmamışsın ki
Bülent cerit -- 24.11.2018 15:19
BİZ NELER GÖRDÜK
Sayın Çapanoğlu,
Harika bir biçimde tasvir ettiğiniz bu kapkacak macerasını ben de aynen sizin gibi yaşayanlardanım, çünkü aynı nesil ve yaklaşık aynı çevredeniz..Rahmetli annem gözümün önünde canlandı mutfakta çalışırken. Zavallı memleketim! Geri kalmışlığın bedelini bizler ödüyoruz. Kullandığımız bu nesnelerin bıraktığı arızalar yaşlılık döneminde uzun yılların içinden geçerek bizlere yansıyor. Allah bizden sonrakilere acısın diyorum. Onlar bizim nesilden daha şanssız. Gerek dünya, gerek memleketimiz ölçeğinde.
Selam ve saygılar,
A. YAŞAR OCAK -- 23.11.2018 10:42
BİZ NELER GÖRDÜK
Teşekkür ederim bu kadar güzel eski-yeni günler anlatılmaz.bizim evde de bakır tencere vardı.çok iyi hatırlıyorum.elinize ve kaleminize sağlık.

ARTO KAZANCIOĞLU -- 23.11.2018 10:40
BİZ NELER GÖRDÜK

Yüreğine sağlık. Sıcacık bir yazı. Hep birlikte yasadığımız dönemler. Çok teşekkürler.
Güner Türkoğlu Gökay -- 23.11.2018 10:39
BİZ NELER GÖRDÜK
SEVGİLİ ABDÜLKADİR BEY,
ÇOK GÜZEL TARİHİ BİR YAZI OLMUŞ, ELİNİZE SAĞLIK, İLERDEKİ KUŞAKLARIN VE TARİHÇİLERİN YARARLANABİLECEĞİ BELGE NİTELİĞİNDE GERÇEKTEN.
SEVGİLER....SELAMLAR...
Selçuktayfun Ok -- 23.11.2018 10:38
SAYIN BEKİR BOZDAĞ’IN YOZGAT ZİYARETİ
Yorumunuz Sayın hocam çok güzel yazmışsınız fazlalığı var eksikliği yok yozgat var yozgatlı yok garip sahipsiz şehir tıpkı benim gibi öksüz garip tarihe bakarsak Cumhuriyet döneminde yapılan ortada cakili bir çivi yok bir bira fabrikası var olmaz olsun o bira fabrikası biz böyle iyiyiz.... sizi yeni tanıdım atalarimizin gurur duyduğumuz sahiplendigimiz Çapanogullarindan yozgat da bizim Capanogullarida bizim dediğimiz ismini namini duydugumuzda titredigimiz kendimize gelip heybetlendigimiz dedelerimiz özümüz canimiz....yazmaya devam edelim ama 1923 den bugüne kadar saygılarımla
Mustafa Aydın Turan -- 20.11.2018 09:05
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
 
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00