BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 22.08.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
195
Dün
:
4633
Toplam
:
14364359
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Bedelli Askerlik
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat gazetesinin kıymet bilir değerli okuyucuları. Lütfedip köşeme gönderdiğiniz yorumlarınızdan eski Yozgat’a ve onun Beylerine duyduğunuz ilgiden ben de ziyadesiyle mütehassıs oldum. Bu köşeye sığdığı kadarı ile dağarcığımızdaki kırıntıları sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Ancak, sizleri tarihin tozlu sayfalarında sıkmamak için de zaman zaman günlük olayları da köşeme taşımak istiyorum. Kusurumuz, yanlışımız olur ise şimdiden affola.
* * * * * *
Çok sevdiğim Vatan gazetesi köşe yazarı Sayın Can Ataklı 17 kasım 2011 günkü köşe yazısında bir okuyucu mektubuna yer vererek şöyle yazıyordu. Sizlerle çok ilginç bir mesajı paylaşmak istiyorum. Önce lütfen bu gencimizin askerlikten ne anladığına bakın. Sonra da yeni gençliğin tek hedefinin para olduğuna dikkatinizi çekmek istiyorum.Bu mesajı okuyunca içimden “Şu bedelliye karar verme yetkisi sadece bende olsa sen nah alırsın” demek geldi. Okuyalım: “Hayırlı günler, Bedelli askerlik tartışıldığı günlerde duyumlara göre 01. 01. 1986 doğumlulardan itibaren bedelli askerlik çıkacakmış. Ben 6. ayın başında doğmuş bulunuyorum, Vatani görevi yapmak çok güzel bir şey ama 5 ay askeriyede taş dizip, manasız çukur kazıp sonra o çukur bir daha kapatmak yerine şirket başında ülkeme döviz kazandırabilmek daha güzel olduğunu düşünüyorum. Sizden istirhamım lütfen 86 doğumluların hepsini kapsasın bu yasa. Bununla ilgili günden yaratılsın. Bu ben ve benim gibi olanlar için ne kadar önemli bir bilseniz, Öyle ki sokakta bazen elinizde sadece otobüse binecek, başka bir şey alamayacak kadar paranız kalır işte o ne kadar değerliyse, bugün bedelli ben ve benim gibi olanlar için değerli”.Sayın Can Ataklıya gönderilen okuyucu mektubu böyle bitiyordu.

Affınıza sığınarak bende kendi askerliğim ile ilgili anılarımdan bir iki pasaj nakletmek istiyorum.

1974 yılında topçu asteğmeni olarak kıta hizmetine gittiğim Gaziantep 5.zırhlı tugay uçaksavar bataryasındaki görevimden, Gaziantep Merkez komutanlığı emrine As-İz subayı olarak görevlendirildim. Kıtadaki hizmetimde hep önemli görevler bana verilirdi. Alay nöbetçi amiri olarak nöbete kaldığım bir gün Tugay nöbetçi amirimiz sevgili Memduh yarbayım toplantıdaki nöbetçi subaylarına görevlerini bildirdikten sonra ben söz alıp “komutanım asteğmenler içinde sadece bana alay nöbetçi amirliği nöbeti yazılıyor ama benim rütbem bazı görevlerimi yapmam da yetersiz kalıyor” diye serzenişte bulunmuştum. Sesini çıkarmadı. Toplantı bitip de herkes çıkarken “Çapanoğlu sen kal” dedi. Sonra bana şöyle söyledi. “Bir daha sakın böyle bir şey söyleme. Askerlikte ben bu görevi yapamıyorum denmez. Görev verilir gücünün yettiğince verilen emri yerine getirmeye çalışırsın. Sen verdiğimiz emirleri layığı ile yapıyorsun. Sabah sporlarında bataryanın başında koştuğunda öbür bölükleri geçerken havaya sıçrayıp bağırıyormuşsun. Biliyorum bölüğünü motive etmek için yapıyorsun ama diğer bölüklerin Üsteğmenleri senden şikâyetçi oldular 2. Ordu komutanı Refik Aktulga Paşanın tugayı koşturduğu 4 km.lik teçhizatlı koşuda birinci geldiğiniz için paşa bir şey demiyor. Bunu da bil. Hadi şimdi görevinin başına” demişti. Kanaatimce aktif bir asteğmen olduğum için bir süre sonra Topçu Alay Komutanım, Cennetmekân Fikret Emiroğlu Albayım bir gün beni çağırdı ve “Seni Merkez komutanlığı emrine verdim. Yarın sabah orada başlayacaksın” dedi. Ertesi sabah Antep de Kilis yolu üzerinde Ordu caddesindeki Merkez Komutanlığına gittim.As-İz subayı üsteğmen Hakkı Bingöl ile Askeri Mahkeme başkanı Hikmet Hacımirzaoğlu albayım sohbet ediyorlardı.Asteğmen Çapanoğlu diye kendimi tanıtınca Hikmet albayım “Asteğmenim Yozgat’lımısın” dedi.”Evet komutanım”.dedim. “Asteğmenim senin askerliğin bitmez” dedi.”Neden komutanım” diye sorduğumda. Üsteğmene dönerek “Bak birde soruyor Hakkı. Bunun dedeleri benim dedemi Yozgat’a davet etmişler, yemek bile yedirmeden kahvesine zehir koyup öldürmüşler” dedi. Şaşırdım tabi. “Komutanım öyle olsa bile benim ne suçum var” dedim. Güldü “Elbette suçun yok ama bu olay ayniyle vakidir. O zamanlar öyleymiş, bende Keskin Kamanlıyım, otur asteğmenim hoş geldin” dedi. Daha sonra ağabey kardeş gibi olduk. Ben ona sevgi ve saygı oda bana sevgi duydu. Uzun boylu çok değerli bir insandı. Arkadaşları arasındaki lakabı Kaman canavarı imiş. Yıllar sonra İstanbul da ziyaretime geldiğinde dünyalar benim olmuştu. Birkaç gün sonra diğer hâkim Üsteğmen Faik Secer Başaran ile kameriyede sohbet ederken hangi hukuk fakültesinde okuduğunu sordum. Çünkü bana hiç yabancı gelmiyordu. İstanbul Hukukta okudum deyince demek oradan bir aşinalık var dedik. Faik üsteğmen evde resimlere bakarken beni buluyor. Dinarda ilkokul 5.sınıfı beraber okumuşuz. Ertesi gün daha kapıdan girerken “Çapanoğlu bil bakalım biz nereden tanışıyoruz” der demez benim ağzımdan ilkokul 5.sınıf sözü çıktı. Biliyordun da neden söylemedin dedi. Hayır bilmiyordum şimdi siz söylerken birden aklıma geldi dedim. Belki de hissi kabl el vukubulmuştu kimbilir. Faik Üsteğmen 12 Eylül darbesinde İstanbul sıkıyönetim 2 no.lu mahkeme hâkimi idi. Şahsi çabası ile onlarca üniversite öğrencisinin haksız yere gözaltına alınıp mağdur edilmesini önleyen tek Hâkimdi dersem mübalağa etmiş olmam. Kendisi ile hâlâ çok sık görüşürüz. Bu görevde iken Kıbrıs Barış Harekâtı başladı. Zırhlı Tugayda ki 51. ve 52.mekanize piyade taburlarının ismi zaten Kıbrıs Çıkarma Birliği idi. Hemen ilk gün, geceden istasyona gelip hazır bekletilen yük katarına yüklenerek Önce Mersine indiler oradan da Kıbrıs’a çıktılar. O sabah televizyon da Gaziantep den Mersine giden birlikler Kıbrıs’a çıkarma yapıyorlar haberini duyan annemin dizlerinin bağı çözülüyor, olduğu yere çöküp kalıyor bir daha kalkamıyor Yozgat tabiri ile olduğu yerde uğunuyor.. Deyimlerimizdeki dizimin bağı çözüldü buradan geliyor demek ki. Kardeşlerim anneme felç gelebilir korkusu ile sakinleştirmeye çalışıyorlar. Bu kargaşa arasında postane nöbetindeki inzibat eri vasıtasıyla Antep de olduğumu bildiren bir telgraf çektirdim. Telgraf ellerine ulaştığında annem biraz sakinleşiyor zorla da olsa ayağa kalkabiliyor.

Bu anlattıklarım kısaca benimle ve ailemle ilgili ama asıl anlatmak istediğim bu değil. Asıl Bu yükleme sırasında İstasyonda yaşananları size anlatmak istiyordum lafı biraz uzattık.. Mersine intikal edecek tüm subay ve astsubaylar orada birliklerinin başında idiler. Hepside son derece heyecanlı ve gergin bir şekilde silahlarını, araç gereçlerini ve askerlerini katara yüklemeye çalışıyorlardı. Bir yandan eşlerinden çocuklarından ayrılmanın hüznünü, bir yandan da yıllardır başımıza bela olan Kıbrıs Rumlarının hesabını görme mutluluğunu birlikte yaşıyorlardı. Samimi olduğum bazı astsubay arkadaşlar, evleri hemen yakınımızda olduğundan “Teğmenim, hanım ve çocuklar sana emanet” dediklerinde gözyaşlarımı tutamadım. Merkez Komutanlığı arkasında konuşlanmış Keşif Bölüğü komutanı Tank Üsteğmen (ismini hatırlayamadım) yumruğunu sıkıp sallıyor Tugay Komutanımızı kastederek “ Ah be paşam ne olur beni de gönder” diye heyecanlanıyor yerinde duramıyordu. Mehmetçiklerin hâli bambaşka bir manzara idi. Mekanize piyade olduklarından zırhlı piyade taşıyıcısı Kariyer’lerinin kimi üstünde kimi içinde kimi yanında heyecan içindeydiler. İstasyon çevresi mahşer yeri gibiydi. Antep halkı da gelmiş aynı heyecanla ve bazıları da yaşlı gözlerle yüklemeleri seyrediyorlardı. Mehmetçik bu manzara ile daha da moralize olmuş ara sıra kendilerini seyredenlere el sallayıp hadi Kıbrıs’a bir iki, Kıbrıs’a bir iki diye dolmuş çığırtkanlığı yapıyorlardı. Antepliler, heyecan ve telâşe ile akıllarına ne geldiyse, gönüllerinden ne geçti ise alıp gelmişlerdi. Kimi ayran limonata, kimi meyve, kimi taze ekmek, börek çörek, kimi kuru yemiş getirmiş askere ulaştırmaya çalışıyordu.

Beni en çok şaşırtan ve duygulandıran mektup zarfı ve kâğıdı dağıtan bir yaşlı amca oldu. Bunu nasıl akıl etmişti. Şaşkınlığım geçince kim bilir hangi yıllarda nerede askerlik yaptı. Bu kâğıt ve zarf o zaman kim bilir ne kadar önemliydi diye düşündüm. Arada bir kendini tutamayan birisi “yaşayın aslanlar” diye bağırınca bir alkış seli kopuyordu. Sabah erken saatte başlayan yükleme ancak akşamüstü tamamlandı. İki taburun zırhlı araçları, değişik çapta havan topları, onların mühimmatlarının yüklenmesi kolay olmadı. O yıllarda daha FM radyo istasyonları filan yoktu. En güçlü istasyon olan, Ankara radyosunun sesi bile bir gelir bir giderdi. Müzik dinlemek istediğimizde, her dilden 24 saat yayın yapan Beyrut radyosunu veya günde 300 saat yayın yapıyoruz diye övündükleri Cemal Abülnasır’ın Mısır radyolarından Kahire radyosunu dinlerdik. Hatırladığım kadarıyla yayına başlarken bir erkek sesi şöyle anons yapardı. “Cumhuriyet ül Arabiyya vel radyo tül Kahire, esselamü aleyküm”.

Çıkarma günlerinde o zaman 2,5 liraya aldığımız standart marka küçük radyoları kulağımıza yapıştırıp Kıbrıs Bayrak radyosundan haber almaya çalışırdık. Spiker hanımın çıkarma ile ilgi haberleri verirken her on dakikada bir “Burası Bayrak Radyosu, Kıbrıs Türk Mücahit’inin sesi” anonsu tüylerimizi diken diken eder gözlerimiz nemlenirdi.Bayan spiker bu anonsu yaptıktan sonra Rumlara hitaben “Bu bir savaş değil barış harekatıdır,Türk askerine karşı silah kullanmayınız çağrısı yapardı. Ben en çok Rumlara silah bırakması için yaptığı çağrıya başlarken İngilizce yaptığı anonsu severdim. Şöyle idi. “The Radio of Bayrak”. Bir süre sonra Kıbrıs’a ilk giden subay ve ast subaylar eşlerini çocuklarını görmek için izinli olarak geldiler. Kıbrıs’ta yaşadıklarını bizlere anlattılar. Kariyerlerle bir intikal sırasında bölük komutanı üsteğmen(ismini unutmuşum) bulunduğu kariyerin kulesinden emrindeki kariyerleri izliyor. Kendisinden biraz uzaktaki bir Kariyer birden duruyor. Üsteğmen, içinden “Hay Allah arızalandı galiba” diye geçirip üzülürken kariyerin arka kapağı açılıyor. İçinden iki asker iniyor başlıyorlar tarladaki karpuzları içeri atmaya. Üsteğmen panik içinde ama sevgi ile bağırıyor “binin ulan keratalar”.Askerler de cevap veriyorlar “ komutanım valla karpuzlar şahane”.Üsteğmen “Bunlar karpuz toplarken sanmayın ki ortalık sakin, Rumlar gizlendikleri yerlerden tek tük de olsa ateş ediyorlardı, çocuklar bir kör kurşuna kurban gidebilirlerdi” diyor.

Askerlik süremiz 18 ay idi. Bizden önceki dönem asteğmenler iki ay erken terhis oldular. Yani 16 ay askerlik yaptılar. Biz ise Kıbrıs harekâtı dolayısıyla 3 ay daha fazla askerlik yaptık. Yani 21 ay. 18. ayımız bitip de görevimiz devam edince yıldız taktık teğmen olduk. Ben Merkez komutanlığında kendime bir oda ayarlamış yatağımın başucuna da bir EE 8 telefonu çektirmiştim. Gece gündüz hafta sonu hafta başı demeden 24 saat görevimin başında idim. Terhis olup da veda zamanım geldiğinde önce gittim rahmetli Fikret albayımın elini öpüp gözyaşları içinde veda ettim. Sonra Hâkim Albayıma, Faik ve Hakkı üsteğmenime tüm inzibat takımına öpüşerek veda ettim.Hakkı Üsteğmenim bir inzibat takımını otobüs terminaline gönderip tertibat aldırmış. Onlarla da vedalaştıktan sonra otobüse bindim.

Otobüs hareket edince İnzibat takımı hep birden selama durdular.

Adana’ya kadar gözyaşlarımı tutamadım.

23.11.2011

Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
ELLERİNİZE SAĞLIK GERÇEK OLAYLARI SAPTIRMADAN BİREBİR GERÇEKLERİ SAPTIRMADAN UZUN ARAŞTIRMALAR YAPARAK YAPTOĞINIZ ÇALIŞMALAR İÇİN GÖNÜLDEN SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNARIM.
ARTO KAZANCIOĞLU -- 09.07.2018 14:24
YILMAZ GÖKSOY
Sayın Çapanoğlu,
Yılmaz Hoca'mı bu sabah ben de rahmetle yad ettim. Mekânı cennet olsun. Umarım Yozgatlı onu takdir eder ve unutmaz.
Selam ve saygılar.
Ahmet Yaşar Ocak -- 07.06.2018 23:29
TELTELİ
Yazınızı soluksuz okudum ve o günlere yetişemediğim için de hayıflandım . Bahsi geçen Şadiye hn ile babaannemin görüştüklerini hatırlarım. Hafızam yanıltmıyor ise bir defa ben de rast gelmiştim. Telteliyi ilk defa duydum. Belki de pişmaniyenin atasıdır. İyi günler dilerim Selamlar.
Hasan Levent Baykal -- 02.06.2018 13:43
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Ben de birkaç kez gördüm. En uzun sürelisi İzmir'de otururken Bornova üzerindeydi. Gece vakti ışıkları yana söne uzunca asılı kaldılar.
Ben bu uzay uzaylılar işinde 70 yıldır bir tek doğru cevap alamadım. Ne yerlisinden ne de yabancısından. Voyager'lar hala uzayın derinliklerinde uçup gidiyorlar. Uzay bomboş bir otoyol olsa neyse de, her tarafta her yöne doğru çok büyük süratlerle giden irili ufaklı taş yığınları var. Üzerine geldiğini bile görsen manevra yapıp kaçamazsın. Buradan Ay'a bile bir taşa çarpmadan gidemezsin. Dünyamız atmosferine her gün meteor veya meteorit dedikleri taşlar düşüyor. Arasından nasıl geçiyorlar? Bizi kandırıyorlar mı acaba?
Mehmet Rauf Aktolga -- 16.05.2018 07:08
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Sayın Çapanoğlu Beyefendi;

Yazınızı ilgiyle okudum. Bu tür konular ilgi alanım içindedir. Sizin gördüğünüz bu tür cisimleri bir kaç kez bende gördüm. Birinde çok yakından takip ettim. Fakat ne olduğunu kime anlattıysam anlam veremediler. Günümüzde daha çok görünür hale geldiler. Allah hayırlara vesile kılsın. Evrende yalnız yaşamadığımızı Yüce kitabımız bildiriyor, bizde iman edip inanıyoruz.

Kaleminiz var olsun. Saygılar Hürmetler.
Kadriye ŞAHİN -- 14.05.2018 21:10
ULUS, CEBECİ, SAMANPAZARI’NDA UÇAN DAİRE GÖRÜLDÜ
Zevkle ve nefes almadan okudum . Çok enteresan.
Levent Baykal -- 14.05.2018 20:22
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00