BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 19.02.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
247
Dün
:
4633
Toplam
:
13446426
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Yozgatlı Ceritzadeler
capanoglukadir@yahoo.com.tr
26 Ağustos 1071 de, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan, Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen’i Malazgirt meydan muharebesinde mağlup edince Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı. Orta Asya’daki 7230 dolayındaki Türkmen oymakları, aşiretleri ve cemaatleri bir kısrak başına benzeyen Anadolu’ya sel gibi aktılar. İşte Yozgat’ın eski ve köklü ailelerinden birisi olan Ceritzade’lerde bu oymaklardan birisidir.

Osmanlı devleti Ceritler’i 1692 yılında Suriye de Rakka bölgesindeki köyleri yağma ve harap eden Tay ve Urban Araplarına karşı kullanmak üzere bu bölgeye yerleştirmiştir. Ancak çöl iklimine dayanamayan oymak halkı önce Çukurova’ya gelirler. Bir kısmı orada kalır bir kısmı da Kırıkkale, Keskin, Yozgat civarına, göçerler. Ama o zamanki Osmanlı devleti buna müsaade etmez,1712 yılında onları tekrar Rakka’ya sürer. Buna rağmen her şeyi göze alıp tekrar Anadolu’ya dönerler. Ceritler’in iki defa Rakka’ya sürülmeleri ve kaçıp Anadolu’ya gelmeleri bir roman olacak kadar çok uzun bir hikâyedir. Bu göç sırasında yöredeki beyliklerle çok savaşlar yapılmış, çok acı olaylar yaşanmış, bununla ilgili çok ağıtlar, türküler yakılmıştır.

Ceridler'in XVII. yüzyıl başlarında Cerid - Sil - Süpür adını taşıdığı ve çok güçlü bir oymak haline geldiği anlaşılıyor. Bu aileden iki önemli şahsiyet halk hafızasında kederle yer etmiştir. Bunlardan birisi Yozgat’ta Belediye reisliği de yapan(1910-1920 arası) Ceritzade Hüsnü efendidir. Geçmiş Belediye Reisleri arasında en renkli simalardan birisidir. “Efil efil ederde Dayılının ekini, Ceritzade Hüsnü Efendi Büyük caminin vekili” diye onun için söylenmiş bir mani de vardır. Bir türlü yıldızının barışmadığı zamanın Yozgat Mutasarrıfını, Yozgat’tan başka bir yere tayin ettirmek için kimsenin aklına gelmeyecek komik bir oyunu çok bilinir.

Hikâyesi de şöyle anlatılır: Yozgat'tan Ankara'ya, yeterli mesafeler içinde iyi koşan atlar hazırlatır. Akşam olup da hava kararmaya başlayıp el ayak çekilirken atına biner son hızla Ankara’ya doğru yola çıkar. Bu arada para ile tuttuğu ayak takımından üç-beş kişiye de gecenin ilerlemiş bir saatinde mutasarrıfın evini taşlatır. Yol boyunca kendini bekleyen atlarla hiç mola vermeden yoluna devam eder. Ankara’ya ulaşır. Vali bey makamına geldiğinde de elindeki dilekçeyi kendisine takdim edip Yozgat Mutasarrıfından şikâyetlerini sıralar. Bu sırada Yozgat Mutasarrıfının taşlama şikâyeti ile ilgili telgrafı da vali beyin önüne gelir. Ankara Valisi, bir Hüsnü Efendi’ye, bir verdiği dilekçeye, bir de Yozgat’tan gelen telgrafa bakar, şaşar kalır. O zamanın imkânlarında, bir adamın, bir gecede Yozgat'tan Ankara'ya gelmesi mümkün değil. Hüsnü Efendi de şikâyetini pekiştirircesine “Görüyorsunuz efendim, bu da, diğer söyledikleri de iftira” der. Vali ne yapsın en kolay çözüm olarak mutasarrıfı görevden alır. Hüsnü Efendi de muradına erer. Muradına erer ama Çapanoğlu olayları sırasında Çerkez Ethem Yozgat’ı bastığında daha yeni evli olduğundan şehri terk edip etmemekte kararsız kalır.

Geçen zaman içinde Yozgat tamamen muhasara edilir. Kaçmakta geç kalan Hüsnü Efendi saklanmak zorunda kalır. Üvey yengesi Leyla Cerit,(ölüm,1981)
“konakta gizli bir geçit vardı oraya saklanmıştı” diye anlatır. Konağını kuşatan Ethem’in hempaları konağı basarlar. Hem para kasasının yerini hem de Hüsnü Efendiyi ararlar ama bir türlü bulamazlar. Bunun üzerine Ethem’in kumandanlarından Parti Pehlivan, konağı yakın diye emir verince, konağın elden gideceğini anlayan Hüsnü Efendinin Çerkez analığı Gül hanım, Parti Pehlivanın kulağına eğilip Çerkezce gizlendiği yeri bildirir. Sonuç; Hüsnü Efendi saklandığı yerde yakalanır, para kasası yağmalanır, konak ise yakılır. Hüsnü Efendi diğer idam edilenler gibi Çapanoğullarına akraba olduğu gerekçesi ile davası daha sonra görüşülmek üzere( ki çoğunlukla böyle yapılmıştır) Çerkez Ethem tarafından idama mahkûm edilir.

Diğer Ceritzademiz, Ceritlerin en meşhuru Silsübüroğlu Fettah Beyin torunlarından, şair Halil bey'in oğlu Keskinli Rıza Bey’dir. Önce 1919 yılında Osmanlı Meclisi Mebusanı’na seçilir. Sonra, Milli Mücadele sırasında 500 adamı ile Birinci İnönü savaşına katılır. Çok büyük yararlıklar göstererek Mustafa Kemal’in teveccühüne mazhar olur. Daha sonrada Ankara da Büyük Millet Meclisi Vekili olur.

Çapanoğlu Edip, Celal, Salih ve Halit Beylerin Mustafa Kemal’e ve Ankara hükümetine karşı soğuk duruşları sırasında Mustafa Kemal’in ricası ile akrabası olduğu Çapanoğullarını ikna için Yozgat’a gelmiş ve bu konuda epeyce bir emek sarf etmiştir. Bu ikna çabaları sonucunda kısmen yumuşama sağlanmış, Çapanoğlu beyleri, Ankara’ya külliyetli miktarda canlı kümes havyaları gönderilmesi için kafesler hazırlatmış ve Mustafa Kemale takdim edilmek üzere de bizzat Celal bey tarafından kendi birikiminden bir kese altın Keskinli Rıza Beye teslim edilmiştir. Bu olayın şahidi olan Celal Beyin kızı Lütfiye Yanar Hanımefendi, “Babam bu parayı büyük bir istekle verdiydi” diye ısrarla anlatırdı.(ölüm.1989 İstanbul) Maalesef Keskinli Rıza Bey de, kendisini çekemeyenlerin fitne fesadına uğramıştır. Saf, düşündüğü gibi konuşan, yaptıklarını siyasi rant’a dönüştürmesini bilmeyen ve siyasetten anlamayan bu temiz yürekli,vatansever insan da, onu çekemeyen rakiplerinin fitne ve fesadı ile Ceritzade Hüsnü Efendi’nin akıbetine uğramış, 11 Ocak 1926 da Ankara İstiklal Mahkemesinin kararı ile idam edilmiştir. Hâlbuki İstiklal madalyası ile taltif edilmişti. Ancak 13 Mayıs 1924’te tutuklanıp 11 Ocak 1926’da idam edildiği için 23 Mart 1925 tarihli törene katılamamıştı.

Cezaevinde beraber kaldıkları ünlü yazar Şevket Süreyya Aydemir onu şöyle tarif ederdi. “Aslında bir köylü idi. İri, heybetli, kara bıyıklı ve iyi huylu bir insandı. Mustafa Kemal’in emri ile Ankara Valisi Muhittin paşayı padişah yanlısı olduğu için yakalayıp dağa kaldırdığını, dolayısıyla Mustafa Kemal’e Ankara’nın yolunu açtığını ve onu Çankaya’ya kendisinin oturttuğunu söylerdi”.

Mekânları cennet olsun.



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
24 KASIM
ALLAH rahmeteylesin babannemin dedesi olur fazlı bilecen hatırlanması ne hoş..
Özgür tekin -- 09.02.2018 14:54
YOZGAT’TA BİR DEVLET BAKANI
Sayın Çapanoğlu merhaba
(Rahmetli babamla rahmetli Derviş Bey oğlu İsmail Çapan iki kardeş gibiydiler, babam İsmail Bey amcaya hep Çapanoğlu diye hitap ederdi, birbirleriyle çok şakalaşırlardı, ailece çok sık görüşürdük. Hanımı rahmetli Sariye Hanım Teyze, annemle "ahretlik bacısı" idiler. Hepsinin mekânı cennet olsun. Oğulları Doğan ve İsa ise çocukluk arkadaşlarımdı. Ben de size müsaadenizle, sakıncası yoksa Çapanoğlu diye hitap etmek isterim).
Merhum Mehmet Kemal Aydoğan (yanlış bilmiyorsam Mustafa değil Mehmet, oğlu daha iyi bilir) Yozgat İmam-Hatip Okulu'nda (o zaman ...Lisesi değil Okulu idi) bizim müdürümüz idi. Sanırım 1962 de emekli oldu veya kendi ayrıldı. Ben o okulda 1956-63 arası öğrenci idim. Bizim Resim ve Yurttaşlık Bilgisi derslerimize gelirdi aynı zamanda. Mükemmel bir fotoğrafçı ve ressam idi. Meşhur o "Bulutlarda Atatürk" fotoğrafı uzun yıllar ilk, orta ve liselerde, İmam-Hatip okullarında hep asılı idi. Merhum öğretmenimiz çok sempatik, güler yüzlü ve espritüel biri idi. Oğlunu o yıllarda henüz küçük çocukken tanıdım, sonra da bir daha görmedim, sık sık babasıyla gelirdi okula. Kayın biraderi ve meşhur Edhem Hafız'ın oğlu (çok muhterem öğretmenimiz) Ahmet Akman ise hem Gazipaşa İlkokulu’nda hem İmam-Hatip'te yıllarca öğretmenimiz oldu. Oğulları rahmetli Ergin Ağabey'i (mimar idi ve genç yaşta vefat etti maalesef) tanırdım. Küçük kardeşi Bilgin ise mahalleden benim ve Taha Akyol'un oyun ve mektep arkadaşımızdı. Birden hatıralar canlandı.
Selam ve saygılarımla,
A.Yaşar Ocak -- 04.02.2018 15:15
YOZGAT KÜLTÜR MERKEZİ
Değerli dostum,
Yozgat Kültür Merkezi, İstanbul’a yolum düştüğünde ilk ziyaret edeceğim mekan olacak. Bu merkezi böyle dört dörtlük inşa etmek her babayiğidin harcı değildir. Ellerine sağlık bu yolda gayret gösterenlerin. Siz de inşayı taa baştan alıp merkezin sunuma hazır hale geliş aşamasına kadar geçirdiği evreleri, verilen mücadeleyi ve gayretli çalışmaları ne güzel anlatmışsınız. Varlığınız daim ola aziz dostum.
Ben de Yozgat Kültür Merkezi’nin yapımında ve yaşatılmasında insan üstü gayret gösteren Sayın Başkan Ahmet Yılmaz başta olmak üzere, maddi manevi destek veren herkese candan teşekkür ederim.

Mustafa Topaloğlu -- 22.01.2018 14:30
CEP TELEFONU YASAKLANSIN MI, YASAKLANMASIN MI?
Abdülkadir Bey,
Eskiden Mafialar vardı, her taraflar bunların kontrolündeydi. Kanun kuvvetleri bile bunlarla uğraşamazdı. Şimdilerde bunlar bitti gibi göründüysede bu sefer MEDYA MAFİACILIĞI BAŞLADI!.Yok artık makinalı ile taramıyorlar ama milyonların önünde delilsiz, evraksız, kulaktan gelen yalan dolanlarla İNSANLARI LEBLEBİ GİBİ HARCIYORLAR.
Diyeceksinizki ülkede kanun var, mahkemeler var. YOK...ben inancımı kaybettim. Şayet bu ülkede kanun olsaydı bir kere bu medya mafialarına DUR DERLERDİ. Ama birde şu var hani derler ya '' bu başa bu tarak '' ayni öyle. Böyle seyirciye böyle show. Ülkelerde TV programlarının içeriğini seyircinin isteği belirler. Şu an kaç milyon Türk sınırımızda ne oluyoramı bakıyor yoksa kim ile kim
''ne!'' etmiş o programlarımı seyrediyor?
Bu gündüz programlarında güya avukatlar var !!! Yahu bu kadar belgesiz itelemeye, kariyer sahibi insanları rezil etmeye, aile mahremiyetini car car car açıklamaya ne HAKLARI VAR ?
Heye heye taşıyın mahkemelere...Kanal kiminmiş ? Showu yapanların arkalarında kimler varmış, reytingden kaç para dönüyormuş...
Şöyle bitireyim, BAZEN SERT KAYALARADA ÇARPILIR !
hamiyet Nagel -- 17.01.2018 14:43
ŞU HRİSTİYAN BAYRAMI
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yeni yıl olgusunu irdeleyişinizden dolayı sizi kutluyorum. Okuma kültürü çok zayıf bir toplum olduğumuzdan insanlarımız çok rahat yönlendirilebiliyor. Bir de bilinçli biçimde yapılan yanlış yönlendirmeler devreye girince iş çığırından çıkıyor. Kendi kültürel değerlerimizi başkalarına öyle kolay kaptırıyoruz ki anlatmak olanaksız. Çünkü bu değerlerimizin farkında değiliz. Yeni yıl olayı da böyle. İslamiyetin benimsenmesinden önce kutladığımız yeni yılı, kendi kültürümüz çerçevesince tüm dünyaya yayacağımız yere, özellikle Batı kültürünün dinsel yaklaşımlarına teslim etmişiz kendimizi. Kuşkusuz biraz da İslamiyetin bazı kesimlerce bir çıkar aracı olarak kullanılmasının da bunda etkileri var. Durum böyle olunca ne yazık ki insanların bir özel günü çoluk çocuklarınca eğlenerek geçirmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Acaba yazınızı okuyunca yeni yıl kutlamalarına bir Hıristiyan geleneği olarak bakanlar ne diyecekler?...
Saygılarımla.
Muhsin Köktürk -- 01.01.2018 18:43
CAHİLDİM DÜNYANIN RENGİNE KANDIM
Koskoca bir şehirde böyle saçma sapan bir pazar anlayışı olurmu. Pazar yeri diye yaptıkları yerde otopark yok, süt yoğurt pazarı yozgatın bir ucunda sebze meyve pazarı öbür ucunda böyle bi pazar Yozgat Yozgat oldu olalı görmedi. Rezalet diz boyu efendiler sahipsiz memleket. Herşeyin bir kuralı usulü kaidesi olur. Pazar pazar benzemez oldu. Böyle gidrse bırakın çoruma semer satmak için getmeyi, yakın zamanda 1 kilo süt almak içinde gitmek zorunda kalacağız.
Adınız ve Soyadınız -- 13.12.2017 14:27
BİR ANI
Sayın Çapanoğlu, gönderdiği yazısından girişimci bir ruha sahip olduğunu tahmin ettiğim Sayın Nusret Alper beyi tebrik ediyorum. Keşke aynı karakterdeki kişiler dernek gibi, kooperatif gibi bir çatı altında örgütlenebilseler. Basından takip ettiğim kadarı ile Yozgat kadınları erkeklerinden daha cesur ve daha girişkenler. Hâlbuki, Yozgat’ımız birçok konuda bakir sayılır. Üzüldüğüm bir taraf da kendi esnafımız varken dışardan gelen esnafın açtığı işyerlerine Yozgat yerli halkının daha fazla itibar etmesi. Bu arada Sayın Belediye başkanımızın gerek lise caddesindeki gerekse kuyumcular caddesindeki düzenlemesinden sonra alışverişte sanki daha bir canlanma olduğu izlenimi taşıyorum. Umarım öyledir. Saygılarımla.
SUDE ÖZTÜRK -- 07.12.2017 10:45
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu,
Pazardan pazara yazınızı üzülerek okudum. Meyve sebze pazarı ile süt yoğurt peynir pazarının birbirinden uzakta olmasının sebebini anlayamadım. Şehirlerin pazarlarında hepsi aynı pazarın içinde ama kendilerine ayrılan yerlerde olurlar. Bu pazarlarda o kadar çok çeşit var ki mutfak eşyası satanlar, giysi satanlar, güneş gözlüğü satanlar, iç çamaşırı satanlar, ayakkabı satanlar vs. Yozgat pazarında ise bunlar değil köylünün getirdiği ve kendi ürettiği ürünleri kolayca pazarlayabilmesi isteniyor. Umarın Belediye Başkanlığı ve Valilik buna göre tedbir alırlar. Bu araştırma yazınız için sizi kutluyorum. Saygılarımla
SUDE ÖZTÜRK -- 23.11.2017 12:44
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00