BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 23.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
336
Dün
:
4601
Toplam
:
13189021
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Yozgatlı Ceritzadeler
capanoglukadir@yahoo.com.tr
26 Ağustos 1071 de, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan, Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen’i Malazgirt meydan muharebesinde mağlup edince Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı. Orta Asya’daki 7230 dolayındaki Türkmen oymakları, aşiretleri ve cemaatleri bir kısrak başına benzeyen Anadolu’ya sel gibi aktılar. İşte Yozgat’ın eski ve köklü ailelerinden birisi olan Ceritzade’lerde bu oymaklardan birisidir.

Osmanlı devleti Ceritler’i 1692 yılında Suriye de Rakka bölgesindeki köyleri yağma ve harap eden Tay ve Urban Araplarına karşı kullanmak üzere bu bölgeye yerleştirmiştir. Ancak çöl iklimine dayanamayan oymak halkı önce Çukurova’ya gelirler. Bir kısmı orada kalır bir kısmı da Kırıkkale, Keskin, Yozgat civarına, göçerler. Ama o zamanki Osmanlı devleti buna müsaade etmez,1712 yılında onları tekrar Rakka’ya sürer. Buna rağmen her şeyi göze alıp tekrar Anadolu’ya dönerler. Ceritler’in iki defa Rakka’ya sürülmeleri ve kaçıp Anadolu’ya gelmeleri bir roman olacak kadar çok uzun bir hikâyedir. Bu göç sırasında yöredeki beyliklerle çok savaşlar yapılmış, çok acı olaylar yaşanmış, bununla ilgili çok ağıtlar, türküler yakılmıştır.

Ceridler'in XVII. yüzyıl başlarında Cerid - Sil - Süpür adını taşıdığı ve çok güçlü bir oymak haline geldiği anlaşılıyor. Bu aileden iki önemli şahsiyet halk hafızasında kederle yer etmiştir. Bunlardan birisi Yozgat’ta Belediye reisliği de yapan(1910-1920 arası) Ceritzade Hüsnü efendidir. Geçmiş Belediye Reisleri arasında en renkli simalardan birisidir. “Efil efil ederde Dayılının ekini, Ceritzade Hüsnü Efendi Büyük caminin vekili” diye onun için söylenmiş bir mani de vardır. Bir türlü yıldızının barışmadığı zamanın Yozgat Mutasarrıfını, Yozgat’tan başka bir yere tayin ettirmek için kimsenin aklına gelmeyecek komik bir oyunu çok bilinir.

Hikâyesi de şöyle anlatılır: Yozgat'tan Ankara'ya, yeterli mesafeler içinde iyi koşan atlar hazırlatır. Akşam olup da hava kararmaya başlayıp el ayak çekilirken atına biner son hızla Ankara’ya doğru yola çıkar. Bu arada para ile tuttuğu ayak takımından üç-beş kişiye de gecenin ilerlemiş bir saatinde mutasarrıfın evini taşlatır. Yol boyunca kendini bekleyen atlarla hiç mola vermeden yoluna devam eder. Ankara’ya ulaşır. Vali bey makamına geldiğinde de elindeki dilekçeyi kendisine takdim edip Yozgat Mutasarrıfından şikâyetlerini sıralar. Bu sırada Yozgat Mutasarrıfının taşlama şikâyeti ile ilgili telgrafı da vali beyin önüne gelir. Ankara Valisi, bir Hüsnü Efendi’ye, bir verdiği dilekçeye, bir de Yozgat’tan gelen telgrafa bakar, şaşar kalır. O zamanın imkânlarında, bir adamın, bir gecede Yozgat'tan Ankara'ya gelmesi mümkün değil. Hüsnü Efendi de şikâyetini pekiştirircesine “Görüyorsunuz efendim, bu da, diğer söyledikleri de iftira” der. Vali ne yapsın en kolay çözüm olarak mutasarrıfı görevden alır. Hüsnü Efendi de muradına erer. Muradına erer ama Çapanoğlu olayları sırasında Çerkez Ethem Yozgat’ı bastığında daha yeni evli olduğundan şehri terk edip etmemekte kararsız kalır.

Geçen zaman içinde Yozgat tamamen muhasara edilir. Kaçmakta geç kalan Hüsnü Efendi saklanmak zorunda kalır. Üvey yengesi Leyla Cerit,(ölüm,1981)
“konakta gizli bir geçit vardı oraya saklanmıştı” diye anlatır. Konağını kuşatan Ethem’in hempaları konağı basarlar. Hem para kasasının yerini hem de Hüsnü Efendiyi ararlar ama bir türlü bulamazlar. Bunun üzerine Ethem’in kumandanlarından Parti Pehlivan, konağı yakın diye emir verince, konağın elden gideceğini anlayan Hüsnü Efendinin Çerkez analığı Gül hanım, Parti Pehlivanın kulağına eğilip Çerkezce gizlendiği yeri bildirir. Sonuç; Hüsnü Efendi saklandığı yerde yakalanır, para kasası yağmalanır, konak ise yakılır. Hüsnü Efendi diğer idam edilenler gibi Çapanoğullarına akraba olduğu gerekçesi ile davası daha sonra görüşülmek üzere( ki çoğunlukla böyle yapılmıştır) Çerkez Ethem tarafından idama mahkûm edilir.

Diğer Ceritzademiz, Ceritlerin en meşhuru Silsübüroğlu Fettah Beyin torunlarından, şair Halil bey'in oğlu Keskinli Rıza Bey’dir. Önce 1919 yılında Osmanlı Meclisi Mebusanı’na seçilir. Sonra, Milli Mücadele sırasında 500 adamı ile Birinci İnönü savaşına katılır. Çok büyük yararlıklar göstererek Mustafa Kemal’in teveccühüne mazhar olur. Daha sonrada Ankara da Büyük Millet Meclisi Vekili olur.

Çapanoğlu Edip, Celal, Salih ve Halit Beylerin Mustafa Kemal’e ve Ankara hükümetine karşı soğuk duruşları sırasında Mustafa Kemal’in ricası ile akrabası olduğu Çapanoğullarını ikna için Yozgat’a gelmiş ve bu konuda epeyce bir emek sarf etmiştir. Bu ikna çabaları sonucunda kısmen yumuşama sağlanmış, Çapanoğlu beyleri, Ankara’ya külliyetli miktarda canlı kümes havyaları gönderilmesi için kafesler hazırlatmış ve Mustafa Kemale takdim edilmek üzere de bizzat Celal bey tarafından kendi birikiminden bir kese altın Keskinli Rıza Beye teslim edilmiştir. Bu olayın şahidi olan Celal Beyin kızı Lütfiye Yanar Hanımefendi, “Babam bu parayı büyük bir istekle verdiydi” diye ısrarla anlatırdı.(ölüm.1989 İstanbul) Maalesef Keskinli Rıza Bey de, kendisini çekemeyenlerin fitne fesadına uğramıştır. Saf, düşündüğü gibi konuşan, yaptıklarını siyasi rant’a dönüştürmesini bilmeyen ve siyasetten anlamayan bu temiz yürekli,vatansever insan da, onu çekemeyen rakiplerinin fitne ve fesadı ile Ceritzade Hüsnü Efendi’nin akıbetine uğramış, 11 Ocak 1926 da Ankara İstiklal Mahkemesinin kararı ile idam edilmiştir. Hâlbuki İstiklal madalyası ile taltif edilmişti. Ancak 13 Mayıs 1924’te tutuklanıp 11 Ocak 1926’da idam edildiği için 23 Mart 1925 tarihli törene katılamamıştı.

Cezaevinde beraber kaldıkları ünlü yazar Şevket Süreyya Aydemir onu şöyle tarif ederdi. “Aslında bir köylü idi. İri, heybetli, kara bıyıklı ve iyi huylu bir insandı. Mustafa Kemal’in emri ile Ankara Valisi Muhittin paşayı padişah yanlısı olduğu için yakalayıp dağa kaldırdığını, dolayısıyla Mustafa Kemal’e Ankara’nın yolunu açtığını ve onu Çankaya’ya kendisinin oturttuğunu söylerdi”.

Mekânları cennet olsun.



Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
PAZARDAN PAZARA
Bu yazanlar doğru ve Yozgat gerçekten bu hale geldiyse Yozgat bitmiş demektir. Alıcının satıcının köylüsüyle kentlisiyle tüm ahalinin pazardan ihtiyaçlarını karşılayabileceği pazar yeri yapılamıyorsa boş yere organize sanayi yapmaktan, sanayileşmekten, tarımı güçlendirmekten bahsetmesin kimse yazık çok yazık. Oysa istimlak edilip güzel bir haftA alık pazar yeri yapılsa alıcı da satıcı da yaşadığı bu sıkıntıdan kurtulur.
RIZA KAYACAN -- 22.11.2017 15:27
PAZARDAN PAZARA
Yazınızı Yozgat Ziraat Odası Başkanı, Damızlık Büyükbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Kücükkbaş Hayvan Yetiştiricileri Birlik Başkanı, Ticaret Odası Başkanı ve Yozgat Belediyesinden okuyan oldu mu çok merak ediyorum. Yozgatta salı günleri süt yoğrurt almak, yerli sebze meyve almak için ayrı ayrı pazar yerleri canımıza tak etti. Nerde bu köylünün ziraat odası başkanı niye sahip çıkmıyor Yozgat köylüsüne,alıcıyıda düşünen yok satıcıyıda
Ahmet Bulut -- 21.11.2017 13:20
PAZARDAN PAZARA
Sayın Çapanoğlu Beyefendi; Eskiden tüm ahali, köylü kentli bir birini tanırdı. Babam Rahmetli, ilçe köylerinde yaşayan insanların, kim kimle akraba onların bile seceresini bilirdi. Elbette ki, alış veriş, yol arkadaşlığı, borç alma gibi durumlar insanları bir birine yaklaştırıyor kaynaştırıyordu. Eski hayatlar zor, meşekkatli fakat bir o kadar da neşeli, mutlu, paylaşımcı yaşanırmış. Şimdi bankalar borç urganını insanların boynuna geçiriyor. Kimse kimseyi göremiyor.

Yine ince iğneyle kuyu kazıp, geleceğe miras hazırlamışsınız.

Saygı ve hürmetlerimle Selamlar
Kadriye ŞAHİN -- 20.11.2017 22:26
PAZARDAN PAZARA
Sayın Abdulkadir Çapanoğlu,
Yazınızı ilgiyle okudum. Şöyle çocukluk günlerine döndüm bir an. Babamla o salı pazarlarında alışveriş ettiğim günler geldi aklıma. Her şeyin en doğalını ilk elden alıp yerdik. Hiç unutmam, üzümü kasayla alırdık köylülerden. Canlı tavuk, yağ, yoğurt, şimdi arayıp da bulamadığımız organik yumurtalar, daha neler neler...
Ne kaldı ki geçmişin o güzelliklerinden?... O birbirinden bağımsız, bahçeli evler yok oldu. Güzelim "Bademlik" yok oldu. Çamlık o eski özgün havasını yitirdi. O nostaljik faytonlar ortadan kalktı. O eski komşulukların yerinde yeller esiyor şimdi. Kısacası geçmişin tüm güzellikleri silindi belleklerimizden.
Deşme yaramı be kardeşim, deşme! İnan ki gözlerim yaşarıyor o çocukluk günlerimi anımsarken. Ah nerede o eski günler?...
Muhsin Köktürk -- 20.11.2017 21:47
PAZARDAN PAZARA
ABDULKADİR BEY YAZINIZDA GEÇENLERİN TAMAMI ÇOK DOĞRU TESPİTLER YOZGATINMERKEZ KÖYLERİ YÖNLERİNİ KENDİLERİNİ KÖYLERİNE EN YAKIN İLÇELERE İLÇELER VE İLÇELERE BAĞLI KÖYLER İSE İLÇEDE TEMİN EDEMEDİKLERİ HER TÜRLÜ İHTİYAÇ İÇİN YÖNLERİNİ KENDİLERİNE KOMŞU VİLAYETLERE VEYA KOMŞU VİLAYETLERİN İLÇELERİNE ÇEVİRMİŞ DURUMDALAR. YOZGAT ŞEHİR MERKEZİ BİTAP VE SAHİPSİZ HALDE
Adınız ve Soyadınız -- 17.11.2017 14:42
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sevgili Olcay Hanımefendi,

Yüce Atatürk’ün kurduğu “Türkiye Cumhuriyetinin” en güzel yıllarını biz yaşamışız. Ortaokul yıllarımızda başımızda şapkalarımız vardı. Bu şapkalar kız arkadaşlarımıza ne kadar yakışırdı. Bayramlarımızı ayrı bir coşku ile kutlardık. 19 Mayıs bayramlarına kız erkek bütün lise talebeleri katılırdık. Halka sunacağımız gösterileri beden eğitimi öğretmenlerimizin nezaretinde günlerce prova yapardık. 10 Kasımlarda Atatürk büstünün etrafını çiçeklerle süslerdik. Okul o gün ne güzel kokardı. Ben her 10 Kasımda burnumda bu kokuyu duyarım. Ne güzel günlermiş. Sevgi ve saygılarımla.

Olcay Hanımefendi için Bkz. http://akkentolcay.blogspot.com.tr/
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.11.2017 17:05
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
10 Kasım yazınızı beğeni ile okudum.
Bir otobüs şoförü, otobüsü durduruyor.
Mustafa Kemal Atatürk'e selam
vermeleri için.

Kutlarım o şoförü.

Neredeyse 50 yıl öncesinin bir anısı.

Bakalım yarın sabah, benim mahallemde 9'u beş
geçe sirenler çalmaya başlayınca kaç kişi selama
duracak.

Geçen yıl duran olmamıştı da.

Hatta siren sesine yakalanmamak için işe gidenler
evlerinden geç çıkmışlardı.

Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)

olcay Akkent -- 10.11.2017 02:32
HİÇ UNUTAMADIĞIM BİR 10 KASIM
Sayın Kadriye Şahin Hanımefendi. Lütfedip göndermek zahmetinde bulunduğunuz yorumunuz için teşekkür ederim. Okuyucuların beğenisine sunulan bir yazının ne emekle hazırlandığını pek güzel ifade etmişsiniz. Yazılmak istenen konunun heyecanı ile çalakalem hazırlanan bir yazı daha sonra defalarca imla ve mana kontrolundan geçiyor. Okuyucu cümlelerden yanlış bir anlam çıkarır mı endişesi ile bir cümle kaç defa şekil değiştiriyor. Sizin anlattıklarınızı ben burada bir kere daha tekrar etmeyeyim. Güzel üslubunuzla anlatmaya çalıştığınız çabamızı okuyucularımız zaten takdir ediyorlar, sağolsunlatr. Takdir ve temennileriniz için bir kere daha teşekkürlerimi arz ediyor sağlıklar diliyorum.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 09.11.2017 23:37
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Sayın Çapanoğlu, Yazı yazmayan yazının değerini anlayamaz.Bin bir zahmetle yazılan, bir birinden değerli yazılarınız, yorumlarınız bizler için değer biçilmez bir hazinedir. Dilerim ki bu yazıların kıymeti bilinip okunmuş olsun. Bir yazıyı oluşturmak öyle zahmetli bir iş ki. Belin kırılır, gözün kanlanır, boynun ağrır. Yanlış bir kelime kullandım mı diye defalarca gözden geçirilir. Alınan olur mu diye sabaha kadar uykuların kaçar. Çünkü bir insana bir şeyi anlatmak atomu parçalamaktan zor demişler.
Geçmişin küllenmiş gerçeklerini gün yüzüne çıkartarak, kaybolmuş benliğin kazandırılması kazı yapmaktan daha zahmetli. Ne var ki, insan kendi kendini tanımadığı zaman kime ne faydası olur? Yazılarınız bize bizi tanıtıyor. Gerçekleri gün yüzüne çıkarıyor. Vermiş olduğunuz emeğe teşekkür ederken, Umarım ki, bundan sonra memleketim "cezalı" masalıyla avutmaktan vazgeçilir. Bu araştırmalarla halkın gözü açılır. Tarihin detaylarını anlamak isteyen sizi okumalı.

Saygı ve hürmetlerimle


Kadriye ŞAHİN -- 08.11.2017 23:30
ÇAPANOĞLU EDİP BEY, REFİK HALİT KARAY ve İTTİHAT VE TERAKKİ PARTİSİ…
Asil azmaz bal kokmaz, kokarsa yağ kokar onunda aslı ayrandır.Bu güzel insanlar nereye gittiler?
SUDE ÖZTÜRK -- 08.11.2017 21:53
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00