BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 21.10.2018 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
203
Dün
:
4633
Toplam
:
14629228
A'dan Z'ye A.Kadir ÇAPANOĞLU
Yozgat Lisesi-Çapanoğlu Süleyman bey ve Demirli Medrese
capanoglukadir@yahoo.com.tr
Yozgat, okumuş insanı çok olarak bilinen şehirlerimizden biridir. Gerçekten de öyledir. Şöyle üstünkörü bir araştırma yapılsa bile bu şehir ahalisinden çıkmış Osmanlı vezir ve paşaları, valiler, Yüksek Yargı üyeleri, Elçiler, Büyükelçiler, Öğretim üyeleri, Profesörler vb. çok fazla ünlü isimle karşılaşılır. Bunda Osmanlı döneminin son yıllarının ve Cumhuriyet döneminin ilk liselerinden birisi olma şerefini taşıyan Yozgat Lisesinin (1895) de payı olduğu muhakkak. Zira şimdi sosyal ve ekonomik açıdan Yozgat’tan çok ileri durumda olan komşu illerin çoğunda lise bulunmadığından okumaya hevesli çocuklar da hep Yozgat Lisesinden yetişmişlerdir. Cumhuriyetin ilk yıllarında Arap harflerinden Latin harflerine dönülmesi sırasında bazı işgüzar ve değer bilmez valiler, binaların üzerindeki Arap harfli, eski Türkçe mermer kitabeleri kazıyıp yok ettiklerinden Lisenin kitabesi de kazınıp kırılıp yok edilmiştir. Hâlbuki çeşmesinden camisine, okulundan köprüsüne kadar her eserin üzerindeki bu kitabeler o eserin nüfus cüzdanıdır. Her ne kadar Çapanoğulları tarafından yapıldı diye rivayet edilirse de ( Çapanoğlu Ahmet Şakir Paşa’nın II. Abdülhamit’in Başyaveri olduğu dönemde ) kimin tarafından yaptırıldığı hakkında eldeki kaynaklarda da maalesef kesin bilgi yoktur.

Ne acıdır ki bunca yüksek mevkilerdeki bu toprağın çocuklarının doğup büyüdükleri suyunu içip ekmeğini yedikleri ata toprağına pekde faydaları olmamıştır. Bir şairimizin ” o güzel insanlar güzel atlara binip boynu bükük gittiler ” sözü gibi bu şehir sanki öksüz kalmış gibidir.

Yaşadığı dönemde Yozgat’ın münevver bir şehir olmasında ve kalkınmasında Çapanoğlu Süleyman Bey, oğulları Abdülfettah Bey (Kazasker, Mekke Kadısı), Abbas Hilmi Paşa (Sürre Alayı Emini) ile Mehmet Celalettin Paşa’nın (Vezir) ve torunları Ağah Efendi (Gazeteci ve Büyük Elçi), Ahmet Şakir Paşa (Müşir=Maraşal) büyük rolü olmuştur. Mehmet Celalettin Paşa vezirdir ama zamanın padişahı, baba Süleyman Bey’e de hilat giydirip vezir muamelesi yapmıştır. Ünlü İngiliz Seyyah J.D.M.Kinneir’in tarifi ile “kar gibi beyaz sakallı, güzel bakışlı her öğünde mutfağında 300 kişilik yemek çıkan” Süleyman bey, çevre illerde yaşayan ticaret erbabı ve zanaat sahibi Ermeni ve Yahudi vatandaşları Yozgat’a davet ederek bilhassa gümüş işlemeciliğinde (savatçılık) Yozgat’ı en önemli merkez yapmıştır. Süleyman Bey, aynı zamanda çok yazan çok okuyan ilim ve irfan sahibi bir insandır. Misafiri M.Kinneir’den Fransa imparatoru Napolyon hakkında geniş bilgiler edinmişti. İleri görüşlü, yeniliklere açık, bilgili, kültürlü ve siyaseti iyi bilen bir insandır. Demirli medrese kütüphanesinde muhafaza ettirdiği ve zamanın Hukuk ve din ulemaları, şairleri vb. tarafından yazılmış hukuki ve dini konuları ihtiva eden el yazması 584 adet birbirinden değerli kitabın listesini bizzat kendi el yazısı ile kaydettiği defteri, ailemize kalan en değerli hatırasıdır. Bu defter su kâğıdı diye anılan gerektiğinde su ile silinip tekrar yazılabilen aharlı bir kâğıttan yapılmıştır. Sayfa ölçüsü 15X27 cm ebadında olup 48 sayfadır. Her kitabın adı, ünlü hattatların yazdıkları besmele istifi gibi çok düzgün ve estetik bir şekilde Arap harfleri yani eski Türkçe ile yan yana ve üst üste aynı sırada ve aynı hizada olmasına özen gösterilerek siyah çini mürekkeple yazılmıştır. Uzun süre, defteri her nasılsa görenler bunu Çapanoğlu sülalesinin aile secere’si (soyağacı) sanmışlar ve aile arasında da böyle yayılmıştı. 1970 yılında çok sevdiği bir öğrencisi vasıtası ile kendisine ulaştığım Rahmetli Prof. Ahmet Caferoğlu defter içindeki kitapların isimlerini eski Türkçe yazıdan günümüz Türkçesine çevirme lütfûnda bulundu. Süleyman Bey hattatlığı ile de tanınan bir insandı. Yozgat’ta pazartesi günleri Pazar kurulmasına müsaade edilmesine ilişkin, Kapı Kethudası’na kendi el yazısı ile gönderdiği Ka’ime (dar ve uzun kâğıda yazılan yazı) ancak hattatların yazabileceği bir zarafettedir. “Çapanoğlu’nun abdest suyu gibi” darb-ı meseli de buradan çıkmıştır. Divit ile çok yazı yazan Süleyman Bey, abdest alırken leğendeki su, parmaklarındaki mürekkepler yüzünden hep bulanık olurmuş. Defterin içi gibi dışına da çok özen gösterilmiş, kapağının iç kısmı ve Miklep (sayfa ayıracı) altın varakla tezhip edilmiş kahverengi deri ile, kapağın dış kısmı ve Miklep’in dış yüzü de siyaha yakın yeşil renkli bir deri ile kaplanmış ve yine altın varakla tezhip edilmiştir. Defterin içinde bir de teslim tutanağı yer almaktadır. Osmanlıca tanzim edilen tutanakta mealen şöyle yazar. “ Saray Kapucubaşılarından Bozok Sancağı Mutasarrıfı olan Yüce, kerem sahibi, Çapanoğlu saadetlü Süleyman Bey Hazretlerinin ekteki defter müfredatını, vakfın maksadına uygun olarak ve vakıf mütevelilerinin buyruklarına uygun şekilde, Padişahın Huzura Kabul Kapısının Kapucubaşılarından soylu Abdülfettah Bey Hazretlerine tesliminden sonra, huzurlarında karşılıklı görüşerek hükm olunan vakıf kitaplarının Hafızı Kitap olan faziletli Kara Musa Efendiye, kütüphaneden dışarı çıkarılmamak şartıyla teslim olunan müfredat defterleridir ki aşağıdaki gibi zikr olundu”.

Ne yazıktır ki Çerkez Ethem ve tayfasının çok kanlı bir şekilde bastırdığı Çapanoğlu olayları başkaldırısı sırasında, baştanbaşa yakılıp yıkılan ve talan edilen Çapanoğullarının ve onlara akraba olanların konakları ile birlikte Demirli Medresede yanmış, içindekiler külliyen yok olup gitmiştir. Sözün kısası:, o güzel ve zarif insanlar güzel atlara binip boynu bükük gittiler vesselam….


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
ANTALYA SEYAHATNAMESİ

Yazınız hoşuma gitti, çok akıcı, tasvirler insanın aklında canlanıyor, insanlar için yapilan eleştiriler de gayet dozunda bence böyle paylasımlara çoğumuzun ihtiyacı var, sahip olunmasa da hayal edip biraz ruh tatmini yaşamak bile bize hoşluk ve rahatlık veriyor.
AHMET KAPANCI -- 15.10.2018 14:44
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey ve Çapanoğlu Derviş Bey
Ermeniler KELLER köyünde kesilmişlerdir... bunu Osman Paşa Tekke köyünden olan annem de anlatırdı... Hatta bir kız çocuğu kıyımdan müslüman olup sadece o kurtulur.. bu kızı Osman Paşa Tekke köyüne getirirler.. yetişkin olunca yaşlı bir adamla evlendirirler... Sanırım Menderes döneminde olacak istanbul dan ermeni aileler gererek bu kızı bulmuşlar... Annem ismini de söyledi ama ben unuttum... kızın genç kızken köyde terzilik yaptığını ama yüzünün hiç gülmediğini de söylerdi.. Ermeniler ayaklanacak diye bunların tehcire tabii tutulması Stalinin Kırım türklerine yaptığının aynısı ve insanlık suçudur. Perinçek dönek bir tip olarak boşuna talat paşa'yı günahlarından arındırmaya çalışıyor. Osmanlı Türkleri de sevmeyen anakronik bir devlet sonuçta
Mevlevi Dedeoğlu -- 11.10.2018 01:05
YOZGAT’IN SIĞIRI
Yorumunuz

Sayın Abdülkadir Çapanoğlu. Yazınızı bilgilenerek ve zevkle okudum.
Bence yazdıklarınız bir anı değil bir tarih. Ellerinize, belleğinize sağlık.
Çok teşekkür ederim, lütfedip bana da gönderdiğiniz için.
Saygıyla.
Olcay Akkent (Bn.)
Olcay Akkent -- 08.10.2018 08:32
YOZGAT’IN SIĞIRI
Sayın Çapanoğlu,
Bu anlattığınızı aynen yaşayan biri olarak hatırlattığınız için teşekkür ederim. Bizim de iki ineğimiz vardı. Bugün Bozok Ün. Rektörlük binası olan eski Cumhuriyet Mektebi'nin (ben 1951-54 arası orada okudum) doğu taraftaki bahçe kapısının tam karşısında (yanılmıyorsam halen Ceylanlar Apt. nın yerinde) iki katlı, büyük üç bahçeli beyaz konak dedemin idi. Ben ve ikisi kız biri erkek üç kardeşim orada doğduk ve 1954 yılına kadar orada büyüdük. Dedeniz Muhlis Bey’in Çerkes Ethem'in yakıp yıktığı konağın harabelerinin yakınındaki konaktan bahsediyorum. Birbirine bitişik üç bahçenin dip tarafında, güneydekinden bir kapıyla girilen samanlık ve oradan yine bir kapıyla geçilen ahırımızda bu iki ineği annem beslerdi. Sabah erkenden mektebin ve evimizin arasındaki sokaktan geçip aşağı özün üstündeki köprüyü geçerek oradan doğuya, Yeni Cami mahallesine yönelen ikinci bir sığır sürüsü daha vardı. Bizim iki inek ona katılır ve akşamüzeri böğürme sesleri arasında aynı yoldan geri döner, evin önünden geçen inekler arasından annem bizim inekleri içeri alırdı. Şunu hep özlemle anarım ki o sayede bol bol yoğurt, tereyağı, kaymak ve süt soframızdan eksik olmazdı. Hikâyenin geri tarafı sizin anlattığınızın aynıdır. Kel Hasan'ın kurabiyeleri, tulumba tatlıları ve kırmızı elma şekerlerini yemek benim de çocukluk zevklerim arasında hasretle hatırladığım ayrıntılardır. Bana bu güzel nostaljik manzarayı hatırlattığınız için çok çok teşekkürler. Selam ve saygılar.
A. YAŞAR OCAK -- 07.10.2018 17:22
YOZGAT’IN SIĞIRI
Çok güzel bir yazı.Kaleminize sağlık.Çocukluğumu hatırladım bizim köydede (Tekirdağ/Ferhadanlı)gittiğimde aynı güzelliği yaşardım.Maalesef o yüzlerce İnekten 1 tane bile kalmamış.
MEFKURE SONÜSTÜN -- 07.10.2018 09:03
GERÇEK BİR AŞK ÖYKÜSÜ
Hocam yaşam o kadar kutsalki içerisinde VAR ettiği güzellikleri ayrıştırmaz ama biz insanız diyemeyenler bu yaşamı altüst etmekteler umarım bu güzel yaz diziniz bizlere rehber olur, saygılar.
Mahmut erdem -- 29.09.2018 19:07
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
İstanbuldan takip ettiğim biri olarak Şakir paşa ve çapanoğlu ailesinin bu memleket için ne kadar fedakarlıklar yaptıklarını okuyunca insanın içinde bir burukluk oluyor haksız yere sıkıntılar yaşamalarından dolayı ama onlara minnet duyarak saygıyla anarak Allah cc rahmet eylesin makamları cennet olsun
Mahmut kara -- 21.07.2018 02:02
II. ABDÜLHAMİT’İN SERYAVERİ MÜŞİR AHMET ŞAKİR PAŞA (ÇAPANOĞLU)
Merhaba Abdulkadir bey
Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum gerçekten şunu anladım eğer bugünkü teknoloji olsaydı Ahmet şakir paşa (yazık çok üzüldüm)dan diğer fedakar çapanoğlu aileleri çok daha düzgün anlışılırlardı. Maalesef çok değerli hizmetleri bulunan insanlar kendilerini ifade edememiş seslerini istedikleri biçimde ulaştıramamış ve büyük mağduriyet yaşamışlar. Ama bugün hakiki gerçekler gün ışığı gibi ortada o yüzden mekanları cennet olsun. Sizede ayrıca teşekkürler bu olayları daha düzgün biçimde bizlere ulaştırdığınız için ,

Saygılarımla,
MAHMUT KARA -- 20.07.2018 19:50
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Acizane köşemde yayınladığım yazılarıma zaman ayırıp yorum göndermek lütfunda bulunan okuyucularımıza en kalbi teşekkürlerimi arz ederim. Sehven yorumlarının altına isim yazmayı unutan sayın okuyucularımın köşemdeki mail adresimden (yazı başlığının altında) bana ulaşmalarını hasseten rica ederim.Saygılarımla.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 11.07.2018 10:46
DEDEDEN TORUNA ÖVÜNÇ DUYULACAK 250 YILLIK BİR GEÇMİŞ
Uzun süre okuyamadım okuduğumda engüzel yazı oldu emeğinize sağlık hocam
Adınız ve Soyadınız -- 09.07.2018 16:56
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00