BİZİ TAKİP ETMEK İÇİN TIKLAYIN

                
 18.11.2017 YOZGAT'IN ve YOZGATLININ GAZETESİ SIK KULLANILANLARA EKLE  
 
 
Arama
 
Google
 
Şu anda
:
211
Dün
:
4601
Toplam
:
13175543
Teğet Habil COŞKUNSU
Bir başka sohbet
yozgatgazetesi@yahoo.com
Okula vardığımda tanıştığımızın ilk günü... Bir teneffüs Müdür odasına girdim ki bir duvar projesi hazırlıyor.
Biraz ressamlık var ya! Dayanamadım. Eğri büğrü çizgiler var. İlk müdahalemde seslenmedi. İkinci de biraz ters baktı. Kıl olduğunu belli etti. Yani bana... Onun üstüne hayli ses çıkarmadım.
Ben ayaktayım. O normal bir okul sırasına oturmuş yüzüme bakmadan devam ediyor çizmeye.
Huy işte, duramadım:
“Şurayı şöyle yap!” dedim.
Daha lafım bitmeden elindeki kalemi “trak!” diye vurdu masanın üstüne.
“Biliyorsan gel kendin yap” diyerek fırladı yerinden. Ama ne fırlayış...”Cırrt!” diye pantolonundan bir ses geldi. Şimdi gözleri daha da bir felaket... Boğa gözü gibi açıldı. Yavaşça ceketini kaldırarak kıçındaki yırtığa baktı. Meğer oturduğu yerde bir çivi varmış.
Tekrar yüzüme döndü. Öyle bakıyor ki vurdu vuracak.
Ben hiçbir şey söylemeden çıkış kapısını aradım ve doğru sınıfıma kaçtım. Zil çaldı o esnada. Öğrenciler doluverdi sınıfa. Kalabalıkta yırttık.
Camdan baktım ki elini kıçına kapamış lojmana değiştirmeye gidiyor.
On beş dakika falan ders işledim sınıfın kapısı çalındı. O kocaman parmağını şöyle burnunun önünden uzatarak:
“O pantolonu sana ödetirim” dedi yarı kızgın yarı gülümseyerek.
“İyi!” dedim. “Hırsı geçmiş.”
Sonraki günlerde alıştık birbirimize. Deveci Dağı’nın eteklerindeki bir köyde pat küt gidiyor öğretmenlik. Köyde birde memur olarak İmam var.
Üçümüz köyün dar sokaklarından birinde yürüyoruz. Aslında top oynamaya gidiyoruz ilerideki harmana. Gençler bizi bekliyor.
“Şurdan kestirme yol var” dedi İmam.
Yöneldik o tarafa. Dar bir aradan gidiyoruz şimdi. Hayvan gübresi iyice daraltmış yolu. Hemen yanında bir ahır var. Tavuklar deşeleyip kuru gübreyi savurarak kapatmış bataklık kısmını. Üzerine basıp geçmek zorundayız. Ben tahmin ettim. Adımlarımı ona göre attım.
Bizim Sabtullah (İmam ona öyle derdi. Adının başındaki S harfini birleştirirdi.) benim geçtiğim yerden takip ediyor kocaman ayaklarıyla.
“Larp!” diye bir ses geldi. Sonra İmam’ın kahkahasıyla arkama döndüğümde ne göreyim? Dizine kadar oturmuş Sabtullah hayvan pisliğinin içine. Gözüme nefretle bakıyor.
Çıkarmak için elimi uzattım fakat vermedi elini:
“Senin yardımıyın da ... senin peşinden gidenin de... Uğursuz adam! Ne zaman peşinden gitsem başıma bir iş geliyor.”
Sitemin, kahırın bini bir para...
Hayvan bokunun içinden ayağını çıkarmaya çalışırken “Cump!” diye diğer ayağı da geçti. Şimdi iki dizide gömülü...
Gıcıklık bu ya!
“Tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak bari.”
Bu laf temelli çıldırtıyor onu.
“Eğer senin kafanı buraya sokmazsam” diye bağırıyor arkamdan.
İmam yardım ediyor ve kurtuluyor. Ben beş on metre önden gidiyorum korkudan.
Az ileride bir çeşmeye rastladık ve kadınlardan utanarak yıkadı ayaklarını.
Maç başlayınca ayrılmadı peşimden faul yapmak için. Taktı her seferinde.
Maçın sonlarında bir diz koydum önüne... Balık gibi yüzdü kuru sert toprakta. Yattığı yerden yüzüstü bütün hıncıyla baktı yüzüme. Önce ellerini açtı. Avuç içleri iyice yüzülmüş. Kalktı yavaşça, dizlerine baktı. Dizler açılmış ayna gibi.
O kış ilk kar yağdı. Ama ne kar?.. Bir metreye yakın. Köyde bir kadın vefat etti. Defnine Sabtullah ile beraber gittik.
Defin işleri bitince taziye için vatandaşlarla birlikte evine vardık. Evin tahta bir merdiveni var. İne çıka iyice buzlanmış. Yine arkamdan Sabtullah geliyor. Daha ilk merdivende yüzüstü kapandı. Gülmemek için zor tuttuk kendimizi.
İçeri geçtik, imam kuran okuyor. Nasıl olduysa gözü Sabtullah’a kaymış. Kuran’ın arasında “Hii!” diye güldü. Köylü şaşkın tabi. Üstelik cenaze evi.
Daha fazla dayanamayıp müsaade istedik. Gidiyoruz şimdi. En önde benim, ilk basamakta sırtüstü kayıyorum aşağıyı doğru. Hem dik hem uzun bir merdiven. Yarısına gelince yan tarafa düştüm. Korkuluk yok. Orada bir köpek bağlıymış, çullandı üzerime. Yukarıda Sabtullah ile İmamın kahkahasına içerden vatandaşlar çıktı.
Kabanımdaki bir iki yırtıkla kurtuldum köpeğin elinden. Cenaze evi olmaktan çıktı orası.
Yürüyoruz lojmana doğru olayın nasıl cereyan ettiğini anlatarak.
“Demedim mi çaylak (iki lafından biridir) acısını kötü alırım diye” diyor Sabtullah.
Aradan bir hafta geçti, bir düğün var köyde davetliyiz ve oraya gidiyoruz.
Acaip kar yağıyor. Göz gözü görmüyor dense yeri. Koşarak ilerliyoruz diz boyu karda. Komşu biri var ve önden O gidiyor. Sabtullah yeminli ya benim önümden gidiyor. Bir duvardan aşağı atlamamız gerekiyor.komşu atladı arkasından Sabtullah... Köpek yatarmış orada, kar kapatmış üstünü iyice. Üzerine basmış, “Vav!” diye havlayıp düştü peşine. Baktım Sabtullah dört elli karın içinde debelenerek kaçıyor.


Sosyal  Medyada  Paylaş

     
YAZARIN DİĞER YAZILARI
OKUR YORUMLARI
Kendimize gelmek ve kendimize bir bakmak...
Değerli Habib Bey’ciğim, okuyunca çok kolayımıza gelen, sanki ben de bunun gibi yazabilirim deyip de yazamadığımız Yunus Emre deyişleri gibi yine basitçe sıralamışsın. Bende yazdıklarının yanına bunlar kimler olabilir diye parantez içinde sıraladım. Parti başkanlarından tut da, yandaş ve hırsız mütahitten pırlanta satıcısına, yandaş veya beceriksiz ve korkak bürokrattan sahtekâr sosyalistlere kadar doldu taştı ama din bezirgânları hepsinde baskın çıktı. Neden şaşırmadım ben de buna şaştım.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 20.07.2015 15:22
Yozgat’a neden gelsin?
yazdiigniz konu yuzde yuz hakli oldum olasi yozgat merkezin esnafini ilcelerimiz hic sevmedi sevemedi acaba eli bal yuzu sirke satanlardan dolami neh ben gercekten hic yozgata para vermedim dediginiz konular haricindede gelmedim yozgata gelsem bile sadece tandir kebabi ve desti kebabi yer bir paket sigara alirim hatta arabama benzin bile almam sorgundan alirim ya da yol uzerindeki petrollerden alirim acaba yozgat merkez esnafi hic dusundumu sapkasini onune koyupta eski uzum pazarindaki bos dukkanlar hal icindeki bos dukkanlar daha lise caddesindeki bos dukkanlar yuzuncu yil is hani zaten bos neden neden hepsinin suçu esnaf olmadigindan ya da esnaf kilikli kisilerin gelen musteriye musteri gibi davranmadigiindan olsa gerek basinizi agrittim ozur dilerim yanlissam duzeltiniz lutfen
halit yagiz -- 18.06.2015 05:44
Yozgat’a neden gelsin?
Gurbetteki Yozgatlı Yozgat’a neden gelsin sorusunu da ben sorayım.
Dedelerinin kurduğu, bu şehirde akrabaların var. Ziyaret ederken duygulandığın mutlu olduğun baş taşlarını öptüğün kabirlerin var. Dodge marka üzeri açılabilen arazi aracıyla çıkmanın lüks olduğu mis kokulu Çamlığa bir kere daha çıkma isteği var. Saat kulesinin ta Şekerpınardan duyulan gong vuruşlarını acaba yanlış saymış olabilir miyim endişesi ile ikinci kere sayma arzusu var. Bu özlemle çıkarız yola. Sonra Çapanoğlu Yozgat’ta görevli asık yüzlü trafik polisi Yozgat’ın girişinde durdurur ehliyetimi alır aracımın İstanbul plakası ve ehliyette ki Çapanoğlu soyadı ona hiçbir şey ifade etmediğinden ne bir günaydın ne bir Yozgat’a hoş geldiniz demeden GBT kontrolü yapmak için 15 dakika bekletir. İlk vurgunu yedikten sonra ata yadigârı Yozgat’a selametle gireriz. Anılarımızdaki Yozgat yerine şehrin ortasına dikilen çirkinlik abidesi heyula binalarla ikinci vurgunu yeriz. Artık ne eski Yozgat ne eski Yozgatlı kalmıştır. Birkaç gün süren ziyaretlerden sonra kırgın, küskün ağlamaklı bir halde çıkarız Yozgat’tan. Yolda bir parça kendimize gelmişsek Ankara’dan eski Beypazarı’na çeviririz yolumuzu çocukluğumuzun Yozgat’ını yaşamak için.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 19.02.2015 13:36
Aşk olsun !
Değerli Kardeşim Habib Bey'ciğim. Muhterem Validenizin kurban bayramında hakkın rahmetine kavuştuğunu üzüntü ile öğrendik. Merhumeye allahtan rahmet sizlere de sabır ve sağlıklar diler sevgi ve saygılarımızı sunarız.
ABDULKADİR ÇAPANOĞLU -- 22.10.2013 12:00
Bu nasıl Atatürkçülük
sayın yazar selamlar ,evet dediklerinizinn bir eksiği olmuş.mesela büyük lider ADAMGİBİ İÇERDİ,VEDEhiç bir devletin uydusu olmakiçin uğraşmadı kendi köylu, işcisinin çalışma alanı olan fabrikalarını kapatıp yada satmadı öyle yiğit yazarlarımız da vardıki kendi yazdıklarının arkasında hep durdular bu ülke hiç bukadar emperyallerin oyuncağı olmamıştı köylüsü kendi tohumuyla ekebilir içisi kendi öz fabrikadında alınteri ile yuvasına birdilim ekmek göturur ALLAH Bereket versin bugünde karnımız tok üstümüz pek diyebilirdi şimdiki halimizgibi hakkını artayamaz sesini çıkaramaz biçare bir hayatımız yoktu ALLAHA Şükürlerolsun. o günleride gördü bu ülke bu günleride görüp yaşıyoruz yapanın yanına kalıyor butün haksızlıklar. tekrer selamlar.sürçi lisan etmişisek afola.
mahmut erdem -- 26.12.2012 10:39
Tosunlar kimin
Yorumunuz
DUYMADIĞIM FIKRALAR. GÜZEL.
KISSADAN HİSSEEEEEEE.
ANLAYANA.

Adınız ve Soyadınız -- 02.05.2012 12:02
Vallah bizimdir
Öyle anlamlı bi şekilde anlatılmış ki halimiz. Velakin kime anlatalım ahvaliz. Kaleminiz var olsun. Adamlar ülkeye el koydu. Biz yaranmak için bilmiyoruzki ne yapalım? hatta hükümet oy almak için bunlara yalakalık yapıyor biz millette yalakaya oy atıyoruz. Şşehir eşkiyası olup çıktılar. Devlet dağdaki çakalın peşine milyarlar harcıyor. Adamlar elektiriği bedava kullanıyor, kuyusuna ısıtıcı salmış,sıcak su kullanıyor. Bir elleri balda bir elleri yağda... biz batıda yaşayanlarda zamlı elektiriği ödeyememekten dolap çalıştıramıyoruz...

suzan -- 07.11.2011 20:15
Geldi geçti seçim
Değerli Habil Beyciğim.Önce yazınızdaki fırıncı ve çaycı mezar taşlarını bir gün lazım olur diyerek kopyalarak dosyama koydum.Günümüzde de yüzlercesi bulunan sahtekar öğünmecileri anlatan güzel bir halk güüldürmecesi.Yozgatın içinde bulunduğu kış uykusundan uyandırılmasına gelince.Ben 1965 yılında merkezi İstanbul Taksimde buluna bir firmada çalıştım.O yıllarda hem hukuk fakültesinde okuyor hemde çalışıyordum.Bu firma elinde sermayesi olan ve üst tarafını banka kredisi ile tamamlamak isteyen ama hangi konuda yatırım yapacağını bilemeyen iş adamlarına yardımcı oluyordu.Bu firma önce bölgelere göre nerede hangi iş kolunda fabrika kurulmasının rantabl olcağını araştırıyor sonra o yöre için Türkiye Sınai Kalkınma Bankasının o yöre için o konuya kredi verip vermeyeceğini tesbit ediyordu.Mesela un fabrikası açmak isteyen sermayedara orada un fabrikasına kredi verilmediğini ama tuğla fabrikası kurmak isterse bankanın bu konuda kredi verebileceğini bildiriyorlardı.Sermayedar razı olduğu takdirde bu konuda fizibilite çalışmalarını yapıpıp eğer istenirse o fabrikayı anahtar teslimi yapıp teslim ediyorlardı.Bu yıllarda bu şekilde yapılan bir kısım fabrikalar hâlâ hatırımdadır.Çünkü o işlerde cüzi de olsa benimde emeğim var.İşte Yozgat zenginleri de ya şahsen yada ortklıklar kurarak bu tür firmalara böyle araştırmalar yaptırarak gerek coğrafi konumu gerekse yeraltı zenginlikleri veya deniz ve demir yollarına yakınlığını araştırarak Yozgatta ne biçim bir yatırım yapmanın rantabl olacağını tesbit ettirebilirler.Yeterki Sürur beyin buyurduğu gibi incir çekirdeğini doldurmayan dedikodulardan kendilerini kurtarsınlar.İstanbuldan Selam ve Saygılar.
ABDÜLKADİR ÇAPANOĞLU -- 22.07.2011 12:18
Ya Fatmagül
Peki her firsatta yozgatliyi elestiren kucuk dusuren cemil beye neden lafin yok.
Ben sizi iyi bilirim der gibiymis. İyi biliyorsa onu basbakan yardimcisi yapanlarida biliyordur. Bi kere daha soylemisti arabasi icmeyle Yozgatli olunmaz diye Yozgatliyi kucuk dusurerekmi Yozgatli olunuyor.
Kemal -- 28.05.2011 02:39
Vallah bizimdir
Ağzına diline yorumuna sağlık....
yozgatlı -- 04.02.2011 12:50
YAZARA GELEN DİĞER OKUR YORUMLARI
Yozgat Gökhan BALCI
YOZGAT GAZETESİ WEB SİTESİ Yayın başlangıcı Mart 2006
YOZGAT Gazeteclik, Matbaacılık ve Reklamcılık Ltd.Şti. Kurucusu : Osman Hakan KİRACI
© Copright (Tüm Hakları Saklıdır. ) izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılmaz
Tel : 0 (354) 212 46 46 Sitemiz Basın Meslek ilkelerine uymayı taahhüt eder. / yozgatgazetesi@yahoo.com
FAX: 0 (354) 217 49 00